Korkularla başlayıp ayrılık göz yaşlarıyla bitti benim için Romanya serüveni . Yeni yeni insanlar ,yeni bir yer ,yeni bir dil … Heyecan dolu iki ay. İnsanlara karşı olan önyargılarım , tutumlarım değişti. Saygı ve sevginin önemini daha net tecrübe ettim. Saygı gösterdiğimde farklı farklı düşüncelerdeki güzellikleri gördüm .Sevginin de her kapının anahtarı olduğunu . Dilimizi bilmeyen öğrencilerin bizim bir problemimi olduğunda hatta üzgün gördüklerinde bize destek olmaya çalışmaları benim bu projede olmamın gerekliliğini ve önemini bir kez daha göstermiş oldu . İyi ki buradayımı gönül rahatlığıyla söylememe sebep olacak birçok güzel anı yaşadım. Monoton görünen yaşamda her güne ayrı tecrübeler ve sürprizler sığdırdım. Dil yeteneğimi ve insanlarla olan iletişim becerilerimi geliştirdim. Çok güzel dostluklar edindim. Buradaki yaptığımız etkinlikler farkındalık olarak geçse de "sevgi" hep ana temamız oldu. Her gün etkiniklere bir kişiyi daha dahil etmenin planını yaptık. Bu edindiğimiz sevgi bizleri aile yaptı burada. Hep beraber öğrendik, öğrettik ,eğlendik, başardı .Bu yüzden zaman nasıl geçti anlayamadım. Karşılaştığım zorluklarda arkadaşlarım , Romanya halkı, öğrenciler hep yanımda oldu. Birçok korkumu da bu şekilde atlattım. Korkularımdan kurtulduğumda bir çok güzelliğin farkına vardım. İnsanların dili ,yaşı, ırkı değişebilir ancak tek değişmeyen şeyin iyi insan olduğunu gördüm. Hayatımda beni bu kadar olumlu yönde etkileyen bu projede bana da yer veren IYACA ailesine teşekkür ederim.
Avrupa Dayanışma Programı(ESC) ve Avrupa Gönüllülük Hizmeti (AGH) kapsamında farklı coğrafyalardan derneğimizde(IYACA) gönüllülük yapan gençlerin; gerçekleştirdiği etkinlikler, topluma dair gözlemleri, kültürümüzün tanıtımı ve gönüllülük hakkındaki tecrübelerini paylaştıkları; aynı zamanda derneğimizin(IYACA) ortaklığında farklı ülkelere giden gönüllü gençlerin deneyimlerini içeren blog sayfasıdır. Bunlara ek olarak gönüllülük programına ait bilgilerde bulabilirsiniz.
Wednesday, 26 February 2020
Yeni Ailem
Korkularla başlayıp ayrılık göz yaşlarıyla bitti benim için Romanya serüveni . Yeni yeni insanlar ,yeni bir yer ,yeni bir dil … Heyecan dolu iki ay. İnsanlara karşı olan önyargılarım , tutumlarım değişti. Saygı ve sevginin önemini daha net tecrübe ettim. Saygı gösterdiğimde farklı farklı düşüncelerdeki güzellikleri gördüm .Sevginin de her kapının anahtarı olduğunu . Dilimizi bilmeyen öğrencilerin bizim bir problemimi olduğunda hatta üzgün gördüklerinde bize destek olmaya çalışmaları benim bu projede olmamın gerekliliğini ve önemini bir kez daha göstermiş oldu . İyi ki buradayımı gönül rahatlığıyla söylememe sebep olacak birçok güzel anı yaşadım. Monoton görünen yaşamda her güne ayrı tecrübeler ve sürprizler sığdırdım. Dil yeteneğimi ve insanlarla olan iletişim becerilerimi geliştirdim. Çok güzel dostluklar edindim. Buradaki yaptığımız etkinlikler farkındalık olarak geçse de "sevgi" hep ana temamız oldu. Her gün etkiniklere bir kişiyi daha dahil etmenin planını yaptık. Bu edindiğimiz sevgi bizleri aile yaptı burada. Hep beraber öğrendik, öğrettik ,eğlendik, başardı .Bu yüzden zaman nasıl geçti anlayamadım. Karşılaştığım zorluklarda arkadaşlarım , Romanya halkı, öğrenciler hep yanımda oldu. Birçok korkumu da bu şekilde atlattım. Korkularımdan kurtulduğumda bir çok güzelliğin farkına vardım. İnsanların dili ,yaşı, ırkı değişebilir ancak tek değişmeyen şeyin iyi insan olduğunu gördüm. Hayatımda beni bu kadar olumlu yönde etkileyen bu projede bana da yer veren IYACA ailesine teşekkür ederim.Saturday, 22 February 2020
Hayat Boyu Öğrenme
Merhaba ben Can,bu gün sizlere Romanya Bükreş Ciorogarla da geçirdiğim 2 aylık Evs ‘Esc For All’ projemi ve Bükreşte yaşadığım deneyimlerimi anlatacağım.Bu projeyi seçmemdeki en büyük etkenlerden birisi daha önce Romanya Oradea şehrinde Universiate din Oradea ‘da bir dönem erasmus projesi yapmış olmamdı.Ülkeyi tanıdığım için ilk başlarda hiç zorlanmadım tam anlamıyla yeniden kendi evime gelmiş gibi hissediyordum.Romanya kültürü ve sosyal hayatı hakkında biraz bilgi sahibiydim fakat buraya gelince daha fazla şey öğrenmeye ve bu ülkeyi daha iyi tanımama başladım.Cioragarla’da çok iyi arkadaşlar kazandım,yeni arkadaşlarımızla burada çok güzel aktiviteler ve öğretici bir çok proje gerçekleştirdik..Öğretirken eğlendik,eğlenirkende öğrettik diyebilirim.
Gönüllü olmak ve gönüllülük projelerinde yer edinmek uzun zamandır planlarım arasında idi bu eşsiz deneyimi herkese önerebilirim.Burada çocuklarla birlikte gerçekten çok güzel zaman geçirdik. Onların hayatlarına dokunabilme fırsatı yakalayabilmiş olmak gerçekten çok güzel. Daha önce hiç yapmadığım farklı etkinlikler ve çalışmalar ile uğraştım kimi zaman öğrettim,kimi zaman öğrendim.Çok fazla yeni insanlarla tanıştım ve benim için en önemlisi yeni bir dil öğreniyorum. Projemin en unutulmaz ve güzel yanları diyebilirim.
Başka bir ülkede farklı kültürlerdeki öğrenciler ile zaman geçirmek onlarla yardımlaşmak onlara sarılmak tüm duyguların en güzeliydi diyebilirim.Ciorogarla küçük bir kasaba ama her zaman kocaman sevgi dolu anılarla hatırlayacağım.Burada yaşadığım anıları hatırladıkça ise her zaman yüzümde bir gülümseme olucak.Sevginin dili yoktur,giderken kalbimin bir kısmını burada bırakacağım…
Buradaki öğretmenlere ayrı bir başlıkta teşekkür etmek istiyorum bize çoğu konuda yardımcı oldular.Aktivite günleri bizimle geçirdikleri zaman gerçekten kültürel tarihi ve sosyal açıdan Romanya hakkında çok öğretici ve araştırmaya yönelik oldu.Geleneksel Romen danslarını öğretmeye çalıştılar,birlikte Romanya marşını okumak onlar için ayrı bir gururdu diyebilirim.Bizler için ikram ettikleri geleneksel yiyecek ve içeceklerini denemek heyecan dolu ve lezizdi.
Bükreş hakkında söylemek istediklerim ise mimarisi ve tarihi oldukça güzel ve mutlaka gelip görülmeye değer bir şehir.Klasik alışılmış başkentlerden uzak ve eğlenceli bir yer. Çünkü doğal güzellikleri, tarihi yapıları, mimari ve sanat alanında harmanlanmış olması, gelenlere muazzam bir rota sunuyor.İnsanları sıcak kanlı,misafirperver ve oldukça yardımsever.Buradaki çoğu şey Türkiye’ye benziyor özellikle bazı kelimeler ortak ve çoğu yemeklerimiz aynı denebilir ilk kez Romanya’ya gelicek olan arkadaşlar buraya fazla zorlanmadan alışabilir. Bükreş’te nerede ne yenir diye aradığınızda her yerde ilk olarak karşınıza çıkan yer Caricu Bere oluyor. Burası geleneksel bir Romen restoranı. İçerisi oldukça güzel bir dekorasyona sahip.Romen yemeklerini denemek isteyen arkadaşlar için burayı önerebilirim.
Bu fırsatı bizlere sunduğu için İYACA ‘ya teşekkürler,Sevgiyle kalın.
Friday, 21 February 2020
Yeni bir ülke, Insanlar, Kültür…
İstanbul’da
başlayan yolculuğumu heyecanla ne ile karşılacağımı düşünerek geçirdim. Yeni
bir ülke, insanlar, kültür… Bunları düşündükçe hem heyecanlandım hem de adapte
olabilir miyim diye tedirgin oldum. Fakat Romanya’ya indiğimde ve bizi
karşılayan mentorümüzü görünce endişem biraz da olsa dindi. Çok sıcak bir
şekilde karşılandık.Rahatlamamız için de mentorümüz bizimle sohbet etti
eğlenceli bir akşam yemeğine gittik. İlk geldiğim günü düşününce çok farklı ve
üzgün hissediyorum. Çünkü süremizin dolması ve projemizin bitmesi beni
gerçekten üzüyor.
Gelmeden
önce kafamda tasarladığım, hayal ettiğim yer ile şu an bulunduğum yerin aslında
hiç alakası yokmuş. Bulunduğumuz ortam çok eğlenceli ve sıcaktı. Romanya
kültürünü tanırken aynı zamanda kendi
içimizde de farklı kültürleri bulduk. Çünkü buraya geldiğimiz grup arkadaşlarımızla
hepimiz ülkemizin farklı yerlerinden katılıyorduk ve kendi kültürlerimizi de
aynı zamanda paylaşmış olduk.
Yeni
insanları tanıyıp kısa sürede dostluk kurduk. Öğrencilerle aramızda farklı bir
bağ oluştu. Ve bunu öğrencilerin o muhteşem kalpleriyle yapabildik. Şu an
düşününce neden geldiğimin daha çok farkındayım. Amacımın ne olduğunu ve buna
ulaştığımı hissediyorum. Burada günlerim hafta içi okulda geçiyordu.
Öğrencilerle aktivite yaparak hem eğlenip hem de beraber çok şey öğrendik.
Hafta sonları da şehri keşfetmeye çalışıyorduk. Ben bazen tek başıma çıkıp daha
önce gitmediğim semtlerde bulunup kendim keşfetmeyi tercih ettim. Ve bunu
şiddetle buraya gelecek ve gelmek isteyen arkadaşlara tavsiye ediyorum.
Bilmediğin bir ülkede, yabancı insanlar
ve sokakların içinde şehri keşfetmeye çalışırken aynı zamanda insan kendini
keşfediyor.
Bunun
dışında boş vakitlerimde buradaki öğrencilerle dışarıda da vakit geçirdim. Bu bana
onları daha fazla tanımama ve anlamama yardımcı oldu. Ayrıca bizden önce gelen
diğer grup arkadaşlarımla harika vakitler geçirdim. Bana her konuda çok fazla
yardımcı olup farklı deneyimler kazandırdılar. Varolan kabuğumu kırmam için
beni sürekli cesaretlendirdiler. Ben burada geçen 2 ayımı hayatımın dönüm
noktası olarak görüyorum. Farkında olmadan değiştiğimi, öğrencilerin benim
hayatıma dokunduğunu yeni yeni anlıyorum. Ben 24 yaşındaydım ve değişmez,
oturmuş bazı kalıplarımın olduğunu sanıyordum. Ama burada, böyle bir ortamda
değişmeyen, yenilenmeyen hiçbir şeyin olmadığını anladım. Öğrencilere ben bir
şeyler öğreteceğimi sanıyordum. Bu durum zamanla tersine döndü. Çocuklar bana
muhteşem deneyimler, fikirler, bakış açıları kazandırdı. Öğrettikleri şey ise;
benim de artık bir hayalim var.
Thursday, 20 February 2020
Korku, Kanıtlamak ve Firsat
Romanya’ya
gelirkenki yolculuğumun başlangıç noktası İstanbul’du. Havalimanında uçuşu
beklerken, yaşayacağım bu eşsiz deneyimin ilerdeki hayatımı nasıl
şekillendireceğini düşündüm. Bunu düşünürken de biraz endişelendim. Çünkü
hem tek başıma bir yolculuğa çıkma hem de uzun bir süre hiç bilmediğim ve hiç
tanımadığım insanlarla bir arada yaşayacak olma düşüncesi beni biraz korkuttu.
Aynı zamanda diğer grup arkadaşlarım (ESC for All 3) ikişer veya üçer gruplar
halinde Romanya’ya giderken ben tek başıma gitmek durumunda kalmıştım. Bu durum
bir yandan korkumu tetiklerken bir yandan da bu durumu tek başım bir şeyler
yapabileceğimi kanıtlamak için bir fırsat olarak gördüm.
Bükreş’te
havalimanında indiğimde mentorumuz olan Mihai, oldukça samimi bir şekilde beni
karşıladı. Bu samimi ve içten karşılama başlangıçta duyduğum endişelerimi
azaltmamda büyük ölçüde yardımcı oldu. Ardından Mihai ile birlikte, grup
arkadaşlarımın da olduğu yurda gittik. Orada diğer gönüllülerle tanıştım ve
beklediğimden çok daha sıcak ve güleryüzlü bir karşılamaydı. Bu durum beni daha
rahatlattı, ve böylece buraya alışma sürecim hızlanmaya başlamış oldu.
Ardından
arkadaşlarımın da yardımıyla yurttaki işleyişin ve okuldaki aktivitelerin nasıl
ilerlediğini öğrenmeye başladım. Ve buradaki maceram bu şekilde başlamış oldu.
Sınıfa ilk girdiğimde öğrenciler, okuldaki yeni gönüllü
olduğumu fark ettiler ve beni tanımaya çalıştılar. Onlardan böyle bir adım
görmek beni sonradan yapacağım aktiviteler için motive etti. Öğrencilerle
iletişim kurarken neredeyse hiç güçlük çekmedim, özellikle bazı öğrenciler bana
bu konuda yardımcı olmada oldukça hevesliydiler. Fakat bazıları çekingen
davranarak, geri planda kalmayı tercih ettiler ve sadece yaptığımız
etkinlikleri izlemeyi seçtiler.
Öğrencilerle
yaptığımız aktiviteler dışında, ilk zamanlarda diğer grup arkadaşlarımla daha
sonra da tek başıma şehri ve insanları tanımaya ve keşfetmeye çıktım. Bükreş’te
dilini dahi bilmediğim, sokaklarına aşina olmadığım bir şehirde ve insanlar arasında
vakit geçirmek, Romanya kültürünü tanımak ve birçok kültür öğemizin ortak
olduğunu (müzik, dans, günlük hayatta kullanılan bazı kelimeler gibi) görmek,
beni mutlu etti. Bu keyifli macerada biriktirdiğim anılar, edindiğim
arkadaşlıklar bana farklı perspektifler ve yeni bakış açıları kazandırdı.Umarım
benim yaşadığım bu farklı tecrübeyi yeni gelecek olan gönüllü arkadaşlar da en güzel şekilde yaşarlar. Keyifli ve bol
kahkahalı, eğlence dolu bir gönüllülük deneyimi yaşamanız dileğimle... :)
ECE
YILDIZ
Saturday, 15 February 2020
Yarılanan Bir Proje, Yarım Kalmış Yeni Deneyimler
Her ay
hızımı artırarak yol alıyorum bu gidişle yol bittiğinde başka yollar bulmam
gerekecek : ) Bu süreçte her yaptığım bana farklı mutluluklar ve deneyimler
eklemeye devam ediyor. Uzun bir seyahat sonrası evdeki arkadaşımla bir hafta kendimize
fazlasıyla zaman tanıyarak geçirdikten sonra tekrar 9 kişi yaşamaya başlamak
her ne kadar şok etkisi yaratsa da bu durumu ne kadar özlediğimi farkettim. Ev
içinde paylaştığımız değerler her geçen gün artıyor ve bu bizi daha da takım
yapıyor. Tam beraber yaşamaya
başlamışken proje dönemizin neredeyse yarısını tamamlamış olmamızdan dolayı
varış eğitiminin devamı olan farklı bir eğitime çağırıldık. İlk yazımı
okuyanlar çok iyi hatırlar ki her etkinlikle kendimle yeniden tanışıyordum. Bu
sefer ilkinden farklı olarak gelecek ve neleri değiştirebileceğimiz hakkında
konuştuk. Değiştireceğim şeyler öncelikle kendim, çevrem, projem ve kendime
ekleyeceğim daha fazla bilgi olacaktı.
Eğitim
ve bu zamana kadar yapılanlar hakkında konuşmak yaptıklarının sonuçlarını
görmek insanın hayatındaki seviyesini belirlemesine yardımcı oluyor. İster bir
projede olun, ister okuyun, isterseniz çalışın hayatınızda yapmanız gereken
şeylerden biri mutlaka değerlendirme olsun. Siz kendini değerlendirmeye
başladıkça hayatınızda ekleyecek ve çıkartacak şeyler sizi şekillendirecek.
Ocak
ayının çok yoğun olmasının sebeplerinden biri de Litvanya’da gerçekleşecek olan
bir projenin toplantısı ve eğitimiydi. Proje EU Aid olarak adlandırılan ve
‘İnsanlık için Gönüllülük’ kavramını ele alan bir yapıt. Biz de oda arkadaşım
olan Mai ile beraber bu projenin toplantısına gitmek üzere seçilmiştik. İlk iki
gün toplantılar biraz fazla arka planda olanlar hakkında konuşulmasından ve
katılma zorunluluğu olmamasından dolayı biz de Vilnius’un sokaklarını
keşfetmeye karar verdik. Öncelikle belirtmeliyim ki eğer Vilnius’a giderseniz
farklı bir cumhuriyet daha görmüş olacaksınız. Oraya gider gitmez herkesin ve
arkadaşlarımın da önerdiği Uzupis olarak adlandırılan ve kendi cumhuriyetini,
yasalarını ilan eden bir bölgeyi tanımaya başladık. Sizlere oraya gittiğinizde
pasaportunuza damga basabiliyorsunuz demem ne kadar farklı bir yer olduğunu
anlatmak için yeterli heralde. Eğitimin amacına gelirsek; ‘Mental, Fiziksel
Sağlık ve Gönüllülerle Çalışma’ hem kendi alanımdaki hem de farklı alandaki
noktaları görmemi sağladı. Farklı insanlarla paylaşmam gereken bilgiler bu
şekilde artmış oldu. Bu mükemmel bilgi yolculuğunun sonunda kendimizi Prag’ta
bulduk. Yıllardır görmeyi hayalini kurduğum, okuduğumda anladığım ama her
okuduğumda yeni anlamlar çıkardığım Franz Kafka’nın doğduğu şehri ve Çek
sanatçı David Cerny’nin tarafından inşa edilen kinetik heykeli görmek paha
biçilemezdi.
Gelir
gelmez başlayan maratonda kaldığımız yerden koşmaya devam ediyorduk. Daha
önceden eğitim aldığımız ve bu aydan sonra bizim gerçekleştireceğimiz
‘Irkçılık’ konulu eğitim çalışmaları başladı ve başarılı bir şekilde ilerledi. Hayatımızın
her anında ve alanında olan ayrım yapmak yani fark gözetmek değiştirmemiz
gereken ilk nokta ve biz buna buradaki öğrencilerle başladık. Onlardan her
konuda aldığımız yorumlar bizim
aklımızda da farklı noktalara değindi.
Ocak ayının
sonuna asla gelmek istemedik çünkü mükemmel bağ kurduğum ev arkadaşımın ayrılma
zamanı yaklaşıyordu. KERIC’te gönüllü olmak demek aynı zamanda yeni aileye
sahip olmak demek benim için. Yaptığımız
veda yemekleri ve etkinlikler hafızamıza hem hüzünlü hem de en mutlu anılar
kazıdı.
Ayın son gününü zirvede bırakmak istercesine KERIC ailesi olarak kayağa gittik.
İlk kez yapılan kayak sonrası edinilen tecrübeler, çekilen videolar
motivasyonumu artırdı ve farkettim ki sezon boyunca tekrar tekrar gideceğiz.
Her ay, her hafta, her gün bir deneyim. Teşekkürler EVS.

Friday, 14 February 2020
Guess Who's Back With New Experiences
I would like to share with all of you my few month’s experiences in Turkey
during my Volunteering service!
So I attended three projects in Istanbul, Ankara and also I had on-arrival
training, for sure it’s a bit too late for on-arrival training for me, but
‘’It’s better later, than never’’.
Starting from Istanbul project, it was not the first time for me in Istanbul,
but still it was nice to visit that city! In that project I met a lot of
incredible people with lot of experiences which ones they were open to share.
All of them were from different countries, it’s so cool to meet people from
different cultures and try their traditional meals, drinks. I should be
thankful for all of the organizers of the project, because they made that activity
called ‘’Cultural Night’’. Also I learned a lot of things about ESC, projects
writings and more things, but I guess I don’t have to say all of them because I
don’t think it’s interesting for you to read that so I will just talk about
simple things without getting into official side. Very interesting thing was to
stay far away from city center, somewhere in forest and finally to stay in
‘calm’ place, why ‘calm’? Because we were lot of participants and we had
amazing evenings with music and more stuff, so actually it was calm only in day
time. So if to be honest Istanbul project was the BEST!
Ankara
project. It was very nice also, but you know its kind a boring when you have
project in the same city like you staying and you can’t see anything new… But
in all cases I again learned a lot of things just for sure different things
from Istanbul project because topics was also different. Just problem was about
Ankara project that some people was not so interested to the project topic just
to night part. Also I got new experience by being photographer, so +1 new skill
to me.
And right
now I just want to share some things from my living side in here, not about
projects.
So to be honest these few months it’s just amazing for me here, I got lot of
new friends, we stared traveling, spending lot of time together, going to
party’s and more things. I would like to recommend for you, if you volunteer or
planning to be volunteer try to socialize as much as you can, that thing will
help you to adapt to new country, culture, religion and etc…
I know I am not writing so much blogs, because for me it’s really hard to talk
about myself, but I will try my best to write for you some more blogs before my
volunteering will be finished…
I hope you
enjoyed that, and have a great day!
Wednesday, 12 February 2020
AGH Sürecinde Arkadaşlık


Sıradaki blog yazılarımı AGH'de bütçe, seyahat, dil öğrenimi ve çevre edinme(networking), sayılarla AGH üzerine yazacağım. Burda arkadaşlıktan başlayalım.
Hoop başka ülkeye taşındın, hem de 1 yıl
taşındın. Daha önce tanıdığın kimse yok etrafında. Yemeklerin de yok. Eşyaların
zaten yok. Bir buçuk valize vazgeçemediğin ne sığdırabildiysen sıkıştırdın
getirdin, haliyle Harry Potter'ın Hermione'sinin sihirli çantası sende
olmadığından.
Burada sıfırdan inşa ettiğin hayat senin tüm
hayatının sadece 1 yılı ama buradaki hayatının tamamı. Buradan bakınca inşaata
özen kendiliğinden geliyor. Yolculuğu, durgunluğu güzelleştiren hatta
iyileştiren en önemli ek arkadaşlık. Adana gibi hem havası hem insanları sıcak
bir yerde büyüdün, son 5 yılında İstanbul gibi insanı deniz derya bir yerde
okudun. Ülkenin her köşesinden çeşit çeşit dostla çevrilisin, ivedilikle
haftanın yarısını görüşmeye ayırdığın. Aldığın tüm iş öneri ve tekliflerini
"Çook teşekkür ederim canım yeni mezunum almiyim. Benim bir eğlenip gelmem
lazım" diye iki kere bile düşünmeden cevapladın. Öğrencilik sayesinde
konfor eşiğin yüksek değil değil, öyle bir eşiğin yok. "Çalışmaya başlayıp
konfora alıştıktan sonra hiç olmaz. Yapıyorsam şimdi keyfi çıkar. Hadi bakalım
gelsin maceralar, delilikler, zorlanmalar, sürünmeler oooh" deyip resmi
olarak mezun bile olmadan çıkıp geliverdim Italya'ya 1 yıl gönüllülük yapmaya. Bir şeylerin aklına esmesi ve yapıvermen en sevdiğin
özelliklerinden. (Anahtar kelimeler zincirleme olarak başka anıları aklıma
getiriyor. İstanbul'da YGA buluşmasında Adana'dan gelen ekiple karşılaşmıştım,
ekibi sevdim. Tam vedalaşırken benim de onlarla gitme esprim döndü. "Aa
çok da güzel olur aslında hem de bizimkileri görmüş olurum bu bahaneyle"
deyip cüzdandan hallice kol çantamla binip gidiverdim Adana'ya 10 gün. Bir gün
bir arkadaşım Kapadokya'ya kamp buluşmasına gidiyordu. Hadi sabaha gidelim
dedi, gidiverdik Istanbuldan otostopla. Dedim buraya kadar gelmişken Adana'ya uğramadan dönmek olmaz. Gidivermişim yine haha. Hele bir yaz ansızın Iğdır'ın
bir köyüne Kuzeydoğa Derneği'nin Aras Kuş Halkalama Istasyonu'na gönüllülüğe
çat diye kalkıp otobüs+doğu ekspres bir buçuk günde gidiverdim. Bi gün Almanya'dayım.
Iznim bitiyor ama baktım nasıl güzel görünüyor İsviçre biraz yukarıda. Ansızın
esti, çıkıverdim. Bi gün tek başıma Balkanlar turundayım. Son otobüsle sıradaki
şehre geçiyorum. Camdan bir baktım nasıl güzel göründü. Ilk durakta iniverdim.
Ama içlerinde en hatırlanası: Beylikdüzü'nden arkadaşım dedi ki: " Annem
sarma yaptı, konuşacaklar da birikti hadi gel". Tabii ki gidiverdim. O da
geleceğimi ciddiye almamıştı ama ibret oldu arkadaş çevresine beni laf olsun
diye çağıramayacakları. Bu
arada blog benim olunca atış serbest ne istersem yazıyorum, nereye istersem
çekiyorum. Bak paranteze ikinci paragraf
attım. Ayrıca bu yazılar buraya koyulmadan önce gözden geçiriliyor mu test
etmek isterim araya bir mesaj bırakmak veyahut skandal bir not düşmek suretiyle
:D Bi de blog yazısına başlık ekleyip göndermenin önemini sevgili kuruluşum
IYACA'nın benim yazılara attığı akıllara zarar başlıklardan anladım :D Koymam
artık başlık işini onlara. Eeevet binbir kültürle arkadaşlıklar diyordum...)İtalya'da gönüllülügüm boyunca aynı dernekte
şimdiye kadar yaklaşık 30 gönüllüyle çalıştım. Sayısız etkinliğe, dansa,
buluşmaya gittim. Her gittiğim yerde içimin ısındığı insanlarla iletişimi
sürdürdüm. En tatlısı Couchsurfing etkinliğinde tanışıp sonrasında çekirdek ekip
olduğumuz insanlarla arkadaşlığımız. 2 Türk, 1 Yunan, 4 Brezilyalı, 1 Hong
Konglu, 2 Italyan. Içimizden kim hangi etkinliğe gidiyorsa başka şehirde de
olsa peşine düşülüp gidilir zevkle. 1 yıl burda olunca bütün doğum günleri
kutlandı, hem de acılı sürprizlerle. Mesela bunu yazarken bi yandan akşamki
doğum günü buluşmasını planlıyoruz. Grupça Brezilyalı arkadaşımıza surpriz
yapmak için bizim(gruptaki 2 Türk'ün) erkenden Tr'ye döndüğü yalanını söyleyip
maalesef ağlatmış olduk. Akşama telafi ederiz :)
Genel resim: Brezilyalıların ne aman yarabbi
insanlar klişesinin dalgası geçilirken(haklı bir klişe :D ), başka bi köşede
Yunanlı ile adalar goygoyu, diğer uçta abartılı Italyan jest-mimik dalgası,
üzerine de diyalekt...
Dernekte İsveçli gönüllülerle çalışıyoruz.
Sabahları güle oynaya beraberce Italyanca kursuna, çıkışta çay kahve, sonra
dernek etkinliği, kutlamalar, gezmeler... Biz onların eğitimine gıptayla
bakıyoruz, onlar bizim iletişim kabiliyetimize, samimiyetimize gıptayla
bakıyor. Insanlarla cesurca hiç düşünmeden iletişim kuruyormuşum, İsveç'te
insanlar benden kaçınabilirmiş. Güldürdü. Halbuki bu benim için bizim için
ekmek, su. Her yemeğimizi paylaşmamız bile onlara ekstrem görünüyor.
"Bizde asla böyle değil; sizde ne kibar, ne hoş." Dedik bizde kibarlık
değil, gereklilik.
Başka Bir Dünya Mümkün Programı'nın
Finlandiya eğitim sistemi hakkındaki
bölümünde Cem Seymen: "...Otobüste, otelde, yolda elimden geldiğince çok
insanla konuşmaya çalıştım. Saat sordum mesela, şu otobüs nerden geçiyor dedim
misal. Çekingenler, gözüme bakmaktan bile çekiniyorlar. Cevabını hemen verip
ayrılma telaşındalar. Biz öyle değiliz. Biz ateşli bir toplumuz, akdeniz
insanı, pratik zekalı, coşkulu, içinden ülkeler çıkaracak kadar dolu..."
Demişti, ne de güzel söylemişti.
AGH süreci de bir eğitim, hem en dışa hem
kendi içine yolculuk. Birbirimize hikayelerimizi anlatıyoruz, en güzel ve en
kötü sözlerimizi öğretiyoruz, deyimlerimizi öğretiyoruz, müziğimizi
hikayeleriyle paylaşıyoruz, yemeklerimizi paylaşıyoruz, yaratmak istediğimiz
adil dünyaya dair çabalarımızı anlatıyoruz, ekonomiyi daha çok yeşilini, kendi
ülkemizdeki sivil toplumu konuşuyoruz...
Bütün paylaşımlar elbet çok değerli,
eğlenceli. Ama damağımda kalan en yoğun tat ait oldum topluma, millete dair
memnuniyet. Ne kadar çok şehir görürsem Istanbul'u daha çok seviyorum, ne kadar
farklı milletten insan tanırsam kendi milletimi o kadar daha çok seviyorum.
Yalnız, eğitim açısından diğerlerinden 3 belki de 5 kat fazla çabalamamız
gerekecek şimdilik :)
AGH her şeye rağmen deneyimlenmesi gereken bir
süreç.
Hepimize eğlenmekten fenalaşacağımız keyifli
günler diliyorum.
Saturday, 8 February 2020
Travel, Discover, Eat!

Yorgun ama o kadar da mutlu bir Süheyla olarak
tekrardan sizlerleyim değerli İyaca blog okuyucuları. Resmen dördüncü ayımı
tamamladım. Bu ay benim için kendimi keşfettiğim, yine yeni yerler gördüğüm,
yeni insanlar tanıdığım bir ay oldu. Geçmiş aylarda olduğu gibi yine
etkinlikten etkinliğe koştuğum bir aydı. 😊
Bulunduğum bölge kabak yetiştirmeye çok
elverişli olduğu için yaşadığımız yer hakkında daha fazla bilgi sahibi olmamız
için bizi kabak çekirdeği fabrikasına götürdüler. Bu gezimizi emekli olan
kişilerle yaptık, çalıştığım kurum bizim yerel hayata daha fazla adapte
olmamızı istiyor, bu sebeple farklı organizasyonların oluşturduğu etkinlik ve
gezilere de katılmamız için bizi destekliyor. Ee bakalım bu ay hangi ülkeye
gittin diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Sizi daha fazla heyecanlandırmadan
söyleyeyim hemen. Bu ay Hollanda’ya seyahat ettim. Bütün aile üyeleri olarak
Hollanda’da buluştuk. Benim için harika bir zamandı. Hollanda’ya en son on yıl
önce gelmiştim gerçekten çok sevmiştim bu sefer ki gezim daha heyecanlıydı
benim için çünkü Hollanda’yı ailemle keşfetmek, 4 ay sonra onlarla tekrardan
vakit geçirmek benim için aşırı motive ediciydi. Amsterdam, Rotterdam, Den
Haag, Delft derken bir hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Bu buluşmada
enerji depoladım ve sevimli küçük Ormoz’uma geri döndüm. Eve döndükten sonra
hemen başka bir gezi için bavulumu hazırladım. Bu sefer hazırlıklarım
Slovenya’nın beşinci büyük şehri olan Velenje’de ki orta dönem değerlendirme
programı içindi. Yine harika bir hafta oldu benim için çünkü yine yepyeni
gönüllülerle tanıştım ve onlardan çok şey öğrendim. Bu değerlendirme eğitiminde
daha önce hiç deneyimlemediğim bir şeye katıldım. Eğitmenlerimiz ve gönüllüler
olarak maden ocağına gittik ve yerin altında bulunan zor ama bir o kadar da
değişik dünyayı keşfettik. Ben bu geziyi şöyle yorumladım. Biz de bu gönüllülük
sürecinde tıpkı bir madenci gibi sürekli kendimizi zorluyor, karşılaştığımız
olaylar karşısında başka bakış açıları kazanarak ortaya yeni bir şeyler
çıkarmaya çalışıyoruz. Bu orta dönem
değerlendirme eğitiminde önce şöyle bir geçmişe bakıp neler yaptık onları görüp
sonrasında ise peki şimdi ve gelecekte neler yapabiliriz onlar hakkında
konuştuk, bu eğitim benim için gerçekten çok faydalı oldu. Varış eğitiminde
kendimize mektup yazmıştık ve bu eğitimde o mektupları bize geri verdiler ve
ilk geldiğim zamanki Süheyla ile şimdiki Süheyla’yı karşılaştırınca kendimdeki
olumlu değişimleri çok net görebiliyorum.
Çünkü artık daha özgüvenli, topluluk önünde fikirlerimi rahatlıkla ifade
eden, daha açık fikirli ve yaratıcı biri olduğumu ve diğer gönüllülerle daha
rahat iletişim kurabildiğimi fark ettim. Ve bu durum beni gerçekten aşırı
motive etti. Bu ay Yetişkinler Merkezinin ev sahipliğini yaptığı bir proje
sebebiyle Polonya, Hırvatistan, Romanya, Sırbistan’dan gelen davetlilere mentörlük
yaptım. Her grup kendi ülkesini temsil eden çeşitli etkinlikler düzenledi. Bu
proje sayesinde yine farklı ülkelerden bir sürü insan tanıma, onların
kültürlerini öğrenme, kendi kültürümü anlatma fırsatım oldu. Ve bu tarz
projelerde beni en çok etkileyen şey farklı ülkelerden ve kültürlerden olsak
bile aslında temel değerler olarak birbirimize çok benzediğimiz ve aslında
düşündüğümüz kadar farklı olmadığımız. Tüm bunların dışında Ormoz’daki hayatım
gün geçtikçe daha da güzelleşiyor, çünkü artık insanlar beni tanıyor, sokakta
gördükleri zaman durup benimle konuşuyorlar. Beni de kendileri gibi görüyorlar.
Bazen bana yumurta, bal getiriyorlar. Bu gerçekten tarifsiz bir duygu. Buraya
ilk geldiğimde buradaki insanlarla bu kadar sıcak ve samimi ilişkiler kuracağım
aklıma gelmezdi, şimdi projemin sonuna yaklaşırken çok değişik duygular
içerisindeyim. Evet bu yazım biraz iç dökmeli bir yazı oldu sanırım ha, ne
dersiniz? Hepinizi buralara bekliyorum diyerek yazıma son veriyorum güzel
insanlar.
Nasvidenje! 😊

Friday, 7 February 2020
Bu Sefer Hüzünlü Bir Yazı
En başından beri
sorun yaşadığım ev sahibi kurumumla çoğunlukla iletişimsizlikten dolayı ortaya
çıkan sürtüşmelerimiz oldu. Yaz aylarından beri aklıma yatmayan çok fazla şey
vardı ve hepsi bir anda patlak verdi.
Yaşadığım yerin
şehre 8 kilometre uzaklıkta olması ve akşam saat 20'den sonra ulaşım aracının
olmaması en büyük sorunlarımdan biriydi. Yaşadığım evin mentörüme ait olması
sebebiyle bir ara her haftasonu eve gelip birşeyleri tamir etmesiyle geçti. Yaz
aylarında küçücük müstakil bir evde 5 kişi aynı anda yaşamaya başladık. Banyo
sırası için çıkan kavgalardan bahsetmiyorum bile. Çalışma saatlerimin çok fazla
olması ve aktivitelerimiz için hiç bir materyalin bize sunulmaması da çok hoş
karşılamadık tabi. Üstelik birde mentör ve dernek başkanının çocuklarına yaz
kampı adı altında bakıcılık yapmaya başlayınca artık sabır filan yalan oldu. :)
Gönüllülük
bilinciyle, sıfır beklentiyle gelmiş olsam bile aylar geçtikçe ailenizden
uzakta, bambaşka bir yerde bu tarz küçük gibi görünen şeyler üst üste
geldiğinde dağ gibi büyüyebiliyor.
Yaptığımın doğru
olmadığının bilincinde çirkin tartışmalara girdim ve malesef kavga boyutuna
geldi. Bir ay kadar süren hayatımın en stresli dönemiydi. Artık projemi iptal
edip, Türkiye'ye dönmeme çok az kalmıştı. Açıkçası mutluydum da bundan çünkü bu
kadar stres yaşadıktan sonra kalmak istememiştim burada. Hiçbir şeyi yarım
bırakmaktan hoşlanmadığım ve İtalyanca kursumu bitirmeyi çok istediğim için
gönderen kuruluşum Iyaca'nın da sayesinde bir şekilde orta yolu bulduk ve
konakladığım yeri ve işimi tamamen değiştirdik.
Şuanda yaşadığım
yerde çok mutluyum. En azından son aylarımı sakin, huzurlu ve insanlığa daha
faydalı işler yaparak geçireceğim. Bir sonraki yazımda da yeni evim ve içinde
bulunduğum projeden bahsedeceğim.
Tekrar edeyim, bu
yazıyı yazmamın sebebi Evs sürecinde size her zaman her şeyin güzel gitmediğini
belirtmek. Yapmanız gereken her zaman sakinliğinizi korumak. Eğer ki hoşunuza
gitmeyen bir şey varsa içinizde biriktirmeden direk ev sahibi kuruluşunuzla
konuşmanız. Baktınız hala işler yoluna girmiyor ondan sonra gönderen
kuruluşunuzla iletişime geçip ara yolu bulmaya çalışmanız. Umarım ki, hiç kimse
büyük sıkıntılar yaşamadan bu güzel süreci mutlu bir şekilde bitirir.
Not: Gördüğünüz
fotoğraflar hüzünlü günlerimde yüzümü güldüren manzara fotoğrafları :)
Thursday, 6 February 2020
There Is No Language Without LOVE
My name is Umay, from Turkey. Well I have been in Lithuania for 23 days. I choose Lithuania because when I was a child I played "map game". I travelled city to city,swam sea/ocean, flew country to country. But I was cold even when I saw Lithuania/norten ciuntries. I wanted to force myself in making my decision. I wanted to go out of my comfortzone. Well, finally I am here :) Before when I came here my expactation was that here is really cold and snowly Vilnius. I saw just -1 degree, bad for humanity/our world, good for me!
After seven days when I came here I joined on arrival trainning in Trakai. We stayed amazing place middle of the forrest. I tasted very delicious meal. In training day, we walked nearly 18 km. It was hard but beautiful at the same time.
I am working in the kindergarden. This place especially accept disavantages familys childrens. When I go to kindergarden, I feel happiness everytime. Because I see there is no language without love. If you can't understand people you should just smile :) In my 3th day one girl gave me "my first present". :) She draw me with hearts. That moments is very important for me. One day we made Turkish old traditional art: ebru. Children admire the movement of color on the water. This art attract a lot of attention from children.
I think whoever has this opportunity should join ESC. Come and discover new world.

Subscribe to:
Posts (Atom)












