Friday, 13 September 2019

Adventure in Italy 2

İtalya gibi bir yerde 2 ay kalıcaksınız deseler herhalde ilk olarak herkesin hedefi Roma veya Floransa olurken ben buraları sona saklamıştım,şimdi bu EVS sürecimdeki hem seyehat hem aktivitelerim hakkındaki hikayelerimi okumaya hazır olun. İtalya’nın Treviso şehrinde 2 ay boyunca EVS projesi ile yer aldım.Etkinliklerimiz ilk başlarda küçük çocuklar odaklı olsa bile zamanla yeni etkinliklerin gelmesi ile odağımız değişmişti,artık tarlada veya ofiste çalışıyorduk.Ben küçük çocuklar ile olan aktiviteleri tercih ederim,küçük zihinlere birşeyler öğretebiliyor olmak EVS projesine katılma amacımı bana hatırlatıyordu.Günlerimiz bu aktiviteler ile geçerken ben haftanın yorgunluğunu atmak için ve yeni yerler görmek adına rota hazırlıyordum. Bologna,Venedik,Verona sonrası sıradaki durağım Floransa olmuştu.Her karışı ayrı bir güzel Floransa gerek eğlenceleri ile gerek bize sunduğu tarihi güzellikler ile gittiğim en iyi şehirlerden biri olarak hafızama kazındı.Bütün  şehri  yürüyerek gezmiş olmam da belki de hafızama kazınmasındaki etkenlerden biri olabilir. European Voluntary Service(EVS),biz gönüllülere öncelikli olarak kendimizi tanımak için,daha sonrasında ise yeni kültürleri tanımak için mükemmel bir fırsat.Gönüllü olarak katıldığımız bu aktiviteler bize iyisiyle kötüsüyle hem tecrübe oluyor hem de zor şartlarda bizim durumları nasıl ele alacağımızı veya krizleri nasıl yönetmemiz gerektiğini en iyi şekilde öğretiyor.Üstelik tüm bu EVS süreci aktivitelerden ibaret değil,haftada 2 gün olmak üzere bize ait olan boş günlerde dilediğimiz şehri gezebilir veya dilediğimiz ülkeleri bile görebilirz.Ben ilk olarak hiç İtalya’nın dışına gitmek istemedim,hedefim güney taraflarına gitmekti özellikle Amalfi ve Sicilya taraflarını görmeyi çok istesem de olmadı.Burda her gittiğim yer hakkında kısacık bilgi vererek kısaca aktiviteler harici zamanımı nasıl değerlendirdiğimi anlatmak istiyorum.İtalya’nın her şehri gittiğinizde işte tarih budur dedirten güzelliklere sahip eşi benzeri olmayan bir kültür ile bizi karşılıyor. Floransa’dan sonra göreceğim herşey bana vasat gelir diye kendimce söylenirken Roma beni hayretler içinde bıraktı . Collesium’un karşına geçtim ve saatlerce oturarak öylece o devasa taş parçasını izledim.Collesium sadece bir örnek tabii ki,İtalya’nın her şehri kendine has ve eşsiz güzellikleri ile dolu olduğu için ve ben bunların çoğunu gördüğüm için burada bunu yazmaya kalkmam bu yazımı asla bitiremeyeceğim anlamına geliyor. Gezdiğim yerleri anlatırken konudan sapmamak için tekrar EVS’e dönüyorum.Aktivitelerden kalan zamanı yukarda özetlediğim gibi bulunduğunuz ülkedeki şehirleri gezerek kullanabilirsiniz İtalya için bir ipucu ben tren kullanmaktan çok memnun kaldım ve Roma harici her yere tren ile gittim. Şimdi işi büyütmenin vakti geldi çünkü artık benim İtalya’da gezebileceğim en yakın yer tren veya otobüs fark etmeksizin 12 saat uzaklıktaydı.Ben oyumu başka ülkeleri gezmekten kullandım ve Slovenya(Koper)-Macaristan(Budapeşte)-Avusturya(Vienna)-Almanya(Münih-Heidelberg) şeklinde bir rota belirledim,bu yolculuğumu FlixBus ile organize ettim ve kalacağım yerlere kadar her şeyimi hazır ettikten sonra yola koyuldum.Yolculuğum son günüme kadar muazzam keyifli ve güzeldi ancak son gün Heidelberg-Treviso otobüsü beklerken otobüsün beni almaya hiç gelmemesi ve gecenin bir saati Heidelberg’de kalmam ile bu muazzam keyifli yolculuk bir anda bir kabusa dönüşmüştü,ama yukarda da söylediğim gibi bu proje kendimizi tanıma ve kriz yönetimini öğretme konusunda bize çok şeyler öğretiyor.Hayatım boyunca unutmayacağım güzel anılar edindim ve daha da önemlisi kendimi geliştirmek,vizyonumu geliştirmek için çok güzel gözlemler edindim.




IYI KI AGH!

2 ay kısa dönemli AGH gönüllüsü olarak son 1 ayın ne kadar hızlı geçip bittiğini ben bile anlamadım. Hem çok meşguldük hem çok eğlendik. Çocuklarla yaptığımız kampın ardından biraz dinlendik. Sonra kolları sıvayıp diğer çalışmalara başladık. 31 Ağustos’taki VIF adlı festival için daha tempolu çalışmalar yürüttük. Bu festival her sene yaz sonu düzenlenen, tüm şehrin davetli olduğu bir etkinlik. Bizim ve birkaç organizasyonun birleştiği bu etkinlikte benim de çok önemli 2 sorunluluğum vardı. Bu sorumluluklar aslında zorunluluktan ziyade tam benlik işlerdi çünkü dans gösterisi yapacaktım.  Bu gösterilerden biri yerli 2 küçük Macar kız ile hip-hop dans gösterisi diğeri benim solo hip-hop şovumdu. 1,5 ay süresinde çok sıkı bir çalışma yaptım. İngilizce bilmeyen 2 küçük Macar kızına dans eğitimi vermek oldukça zordu, sadece sayılar ve seslerle anlaşsak da çok başarılı sonuçlar aldık ve çok beğenildi. J Öyle ki birbirimizi çok da sevdik. Bu son 1 aylık süreçte koşuşturma ve hazırlık arasında bir workshop ayarladık. Neredeyse 9 yıldır ilgilendiğim Rap ile ilgili bir etkinlik yapma fikrini öncesinde sunmuştum ve nihayet Graffiti-Rap workshop’ı etkinliğini düzenledik. Bu etkinliğin Rap kısmıyla ben ilgilendim ve organize ettim. Çeşitli çalışmalar yaptım; örnek parçalar buldum, bilgilendirme konuşması yaptım, altyapı müziği ayarladım ve kendi rap kaydımı dinlettim. Graffiti kısmının ardından rap yazdık ve söyledik. Türkçe, İngilizce, Almanca ve Macarca rap şarkılar dinledik ve 4 farklı dilde rap yazmış olduk. Gün sonunda herkes rap şarkılar mırıldanıyordu. Gerçekten çok eğlenceli bir gündü. Graffiti ve Rap ile tam bir hip-hop günü yapmıştık. Festival günü ise her şey rüya gibiydi. Kızlarla olan gösterimin çok başarılı ve etkileyici olduğu geri dönüşlerini almıştım. Akşam kendi koreografilerimle hazırladığım solo gösterim harikaydı, sahnedeyken kendimi çok iyi hissediyordum. Işıklar, alkışlayanlar, destekleyenler ve enerji mükemmeldi. Şovun ardından aldığım iltifatlar beni çok onore etmişti. Aynı zamanda gün boyunca sahnedeki müzik grupları, şarkılar ve etkinlikler çok eğlenceliydi. Festival gününü dolu dolu tamamlamıştık. Tüm bu sürecimde vakit buldukça Budapeşte’ye gittim. Kısa dönem olduğumuz için diğer Avrupa şehirlerini tam anlamıyla, tadına vararak gezme şansımız olmadığından, bulunduğum şehri tam anlamıyla gezmekti planım ve bunu gerçekleştirdim. Merak ettiğim tüm müzelere gittim, görmek istediğim tüm turistik yerleri gördüm, bu şehir hakkında öğrenmek istediğim her şeyi öğrendim ve bir sürü fotoğraf çekildim. Artık AGH sürecim bitmişti. Kazandığım onlarca tecrübe, tanıştığım onlarca güzel insan, gördüğüm gezdiğim tüm şehirler, geliştirdiğim dilim, keşfettiğim farklı profiller, kültürler, gelenekler, insanlar, öğrendiğim ve kendime kattığım onca şey… Ellerim dolu dolu dönmemi sağladı AGH. İleriye dönük hayallerim ve planlarımdaki en büyük adım olarak iyi ki AGH diyorum tekrar. 




Tuesday, 10 September 2019

Volunteerin Tool for Youth Empowerment


Iyaca’nın instagram sayfasında projeyi görüp başvurumu yaptım. Başvurumu yaptıktan bir süre sonra projeye kabul aldığımı öğrendim. Proje için tüm katılımcılarla birlikte whatsapp grubu kuruldu. Whatsapp grubunda yapılacak tüm hazırlıklar paylaşıldı ve projeye gideceğimiz günü beklemeye başladık.
Nihayet 31 Ağustos tarihi geldi ve Ankara’dan İstanbul havalimanına uçuşumuzu gerçekleştirdik. İstanbul’dan Bulgaristan’ın Obzor şehrine otobüsle geçtik. Otobüs yaklaşık sekiz buçuk saat sürdü. Yolculuğumuzun büyük bir bölümünü uyuyarak kolay bir şekilde tamamladık. Obzor’da otobüsten indiğimizde kalacak yerimizi bulup gitmemiz yaklaşık 10 dk sürdü ve kolayca yerleştik.
Kalacağımız yer bir geust house du ve oldukça temiz ve düzenliydi. Hatta bu zamana kadar kaldığım en iyi geust house du diyebilirim. Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş ve ayarlanmıştı. Tüm proje boyunca da bu temiz ve titiz düzen hiç bozulmadı. Proje boyunca yemeklerimiz geust house yakınındaki bir resturantta yedik. Yemekler Türk yemeklerine yakın olsa da bir miktar tadlarına alışmakta zorladım. Ama yemeklerde çorba, ana yemek, salata ve meyve bulunduğundan ana yemeği yemediğim zamanlarda da aç kalmadım.
Projeler genel olarak sabah 9:30’da kahvaltıdan sonra başladı. Her etkinlikten önce oyunlar ve energizerler yapılarak etkinliklere karşı motive olmamız sağlandı. Etkinliklerin hemen hepsi grup oluşturularak yapıldı. Gruplar çoğu zaman international takımlardan ve rastgele bir şekilde oluşturulduç Böylece her ülkeden insanlarla tanışıp beraber etkinlik yapabilme fırsatımız oldu. Etkinlikler ise zihin çalıştıran herkesin kendi fikrini ortaya koymasıyla yeni şeyler ortaya koymaya ve üretmeye dayalıydı. Proje kapsamında Volunteering ve bunun geliştirilmesiyle ilgili etkinlikler yaptık. Etkinlikleri yaptıktan sonra ise her grup kendi yaptığı projeyi flipchartlarla birlikte sunumunu gerçekleştirdi. Bu etkinlikleri her gün farklı bir ülke tasarlayıp yönetti. Oldukça farklı etkinlikler ve ürünlerin ortaya çıktığını söyleyebilirim.

Projeleri yaparken 2 saatte bir kahve molası verip atıştırmalık bir şeyler yedik. Ayrıca öğle yemeğinden sonra akşam 5-6 ya kadar ara verildi. Obzor deniz kıyısında bir şehir olduğundan bu arayı daha çok sahilde denize girerek geçirdik. Projenin bir gününde Varna şehrine gezi düzenlendi. Varna gerçekten çok güzel ve herkesin gelip görmesi gereken bir şehir. Varna’da proje boyunca çok iyi anlaştığımız Makedonyalı grupla beraber gezip şehri keşfettik ayrıca bir sürü güzel fotoğraf çektirerek güzel anılar biriktirdik.

Ayrıca projede bulduğumuz süre boyunca akşamları yemekten sonra 1 veya 2 ülke kendi kültür gecesini gerçekleştirdi. Her ülke kendi içeceklerinden ve yiyeceklerinden getirmişti ve kendi geleneksel danslarını bizlere öğretmeye çalıştı. Biz de Türkler olarak kendi kültür gecemize baklava, lokum, kuruyemiş, kurabiye, Türk kahvesi, tef, halay mendilleri Türk bayrağı ve Atatürk resmi getirmiştik. Ülkeler arasında en çok ilgi gören ülkelerden biriydik ve herkes bizim baklava ve lokumlarımızdan yiyip Türk kahvemizden içmek için can atıyordu. Her şey bittiğinde ise geriye bizim için güzel anılar kaldı. Birbirimizden ayrılmakta çok zorlandık ve bir daha görüşmek için birbirimize söz verdik… Her şey oldukça eğlenceliydi… Bulgaristan’da gençlik değişimine katıldığım için oldukça mutluyum.




Monday, 9 September 2019

Adventure in Italy


    Herkese merhabalar , özgürlüğümü doruklarına kadar hissettiğim bu İtalya macerama hepiniz hoş geldiniz . Gerçekten pek çok aksiyona ev sahipliği yapan bu yolcuğum ilk olarak uçakta arkadaşlar edinerek ,beraber Bologna seyahatimiz ile başladı .Bologna belki de en çok Avrupa kenti hissiyatı aldığım şehir oldu. Uzunca gezmeyi ne kadar istesem de yağmurum yağması ile benimde Bologna planlarım şimdilik suya düşmüştü. Hayatım boyunca hiç alışık olmadığım tren sistemi ile EVS projemin başlayacağı şehre gitmem gerekiyordu. Venedik’e kadar pek bir sorunla karşılaşmamıştım ancak Venedik-Treviso arası adeta bir kabusa dönüşmüştü, trenimi bulamıyorum ve danışabileceğim kimse yoktu saat geç olmuştu. Türkiye ile kıyasladığım zaman insan çalıştırmak yerine çoğu işi makineler ile hallediyor olmaları hoşuma gitmişti ancak zor durumda kaldığınızda makineler yardımcı olamıyor. Kayboldum korkusu ile treni bulma çabalarımda şans yüzüme gülmüştü ve Treviso trenimi bulup projemi hayata geçireceğim şehre sonunda ulaşmıştım. Gerçekten yorucu bir yolculuğun ardından tek istediğim dinlenip beni nasıl bir projenin beklediğini görmekti. EVS açılımının çevrilmiş hali ile birlikte Avrupa Gönüllü Hizmetleri, katılımcıların konaklama ve besin ihtiyaçlarına kadar karşılayan ve birbirinden eğlenceli etkinliklere ev sahipliği yapan projedir. Projeler genel olarak hoşuma gitmişti ve projeleri  yaparken elimden geldikçe öncelikle kaldığım şehir, devamında ülkeyi kültürel ve şuan ki konumları çerçevesinde gözlemlemeye özen göstermiştim. İtalya’dan bahsettiğimiz zaman size söyleyebileceğim ilk şey İtalyanlar ve Türkler dış görünüş bazında çok benzerler. Özelden genele açılmamız gerekir ise Treviso şehir olarak çok tatlı ama bir o kadarda küçük, iyi bir arkadaş grubuyla çok eğlenceli aktiviteler bulabileceğiniz bir şehir. Treviso’nun tartışmasız en iyi özelliğini Venedik’e aşırı yakın olması, tren ile çok ucuz bir fiyata 30-40 dakika arası Venedik’e gidebiliyorsunuz. Bu bilgi bizi benim ilk İtalya içi seyahatime getiriyor, Venedik yolcusu kalmasın !
Venedik gerçekten ayak bastığım andan itibaren beni etkisi altına alan bir şehir, fotoğrafçılığa olan ilgimden ötürü biraz hayal kırıklığına uğramış olsam bile Venedik hala İtalya’nın en değerli ve en güzel şehirlerinden biri. Sabahın erken saatlerinde ulaştığım için Venedik en sessiz ve tenha haliyle beni  karşılamıştı. Bu maceramda canım hangi yöne gitmek isterse oraya gidecektim ki Venedik bu tarz bir maceraya en açık şehir, daracık sokakları ve sokak aralarında size eşlik eden deniz. Sokaklarının birbirine aşırı benzemesi ile kaybolmuştum ama sorun yok bir şekilde yolumu bulacağımdan emin olarak en ufak bir paniğe kapılmadan yoluma devam ediyordum, en fazla başıma ne gelebilirdi ki.Başıma en fazla ne gelebilir ki diye düşünürken 2 gencin Türkçe olarak hakkımda konuştuğunu fark ettim ve onlara doğru yönelerek Venedik gibi bir şehirde bile hemen Türkler ile karşılaşmış olmanın komik ve mutlu edici hali ile selamlaştık. Almanya’dan gelen bu iki gurbetçi kardeşim piyasalara sürmek üzere oldukları türkü albümlerinden bir şarkılarına klip çekimleri için Venedik’te olduklarını ve benimde klip çekimlere yardımcı olmamı istediler, merak etmeyin klipte oynamadım elbette. Klip çekimi sırasında teknik konularda bu iki türkü sevdalısı arkadaşıma elimden geldiğince yardımcı olduğum sırada kendimi Venedik gibi bir şehirde tek başıma geziyorum ve Almanya’da gurbette olan iki kişinin klip çekmesine yardımcı oluyordum, evet bence de başıma daha saçma bir olay gelemezdi…Belki de gelmiştir, İtalya maceramın henüz başlangıcında benim bu anımı bu yazımı okuyarak benimle paylaşan herkese çok teşekkür ediyorum.





Saturday, 7 September 2019

Unforgettable experience

Hello!
I’m writing this blog a bit too late, but still I want to tell you about my experience in August.So I were participating in LOCALinternational project for 10 days. It was amazing experience and I never thought that can be so amazing to travel with different culture, religion people and even then when you see them for first time in your life. We started in Ankara. As you know I’m already in Ankara for 4 Months, I thought that I have seen lot of places in this city and I tried so many traditional food, but that were not true. Big Thanks for this project because I saw so many amazing places where you can spend your free time, where you can taste different type of food, in this city where I will have to be for 7 Months more, also I learned so many things about Turkey and another countries. Next city were Kahramanmaraş. We traveled to this city by bus, so it was so long trip. It was my first time to be in this side of Turkey. And what can I only say, this city have incredible nice view, with amazing mountains all around the city, so actually when you are in Kahramanmaraş you can feel that you staying in big hole of mountains and its amazing feeling for people who love nature. Next city were Gaziantep. So in this side of Turkey, if you love food you MUST come here and taste all things what they have, also Gaziantep as you know is very popular because of the ice cream. Maybe you have seen in social media when ice cream workers playing with people who want to buy ice cream and yes I saw it by my eyes, you can’t imagine how funny was that. And our last stop were Istanbul. In this city I have been before, but I didn’t had a time to visit historical places, and this time we visited so many museums, churchs, mosques and it was amazing. And you know its kind a hard to describe feeling by words when you being in historical places which ones were builded more then 500 years ago, and you can touch that history by your hands, which one were so important to build these days buildings. In this project I met amazing people, with some of them we get in really good friendship. And because of all this experience I have to say again big THANK YOU for people who were organized this Project.
I’m not good writer, and it’s very hard for me to write blogs, but still I made it. Maybe I didn’t wrote lot of things, but sometimes to describe feelings by words it’s not possible. I hope you liked it. See you next time J

 




Thursday, 5 September 2019

Hayatımıza renk katacak.


Bu yıl temmuz ayının 6’sında Macaristan’a EVS projesi için geldim. Ev sahibi kuruluş olan Támaszpont MOPKA ile çok iyi etkinlikler yaptık. Ev sahibi kuruluşun lokasyonu Macaristan’ın Veresegyház kasabası. Burası küçük tatlı bir kasaba ve kaldığımız çok güzel bir evimiz hatta evimizin çok büyük bir de bahçesi var. Bu Türkiye’de çok sık karşılaşamadığımız bir durum çünkü bir çoğumuz şehirde apartmanlarda yaşıyoruz. Kasaba olarak biraz sessiz ilk geldiğim zaman alışmakta en zorlandığım kısım buydu. Akşam saat sekizden sonra kimsecikler yok sokaklarda ama insanlar çok iyi herkes birbirini tanıyor ve çok yardımseverler. Burada genellikle üniversite okuyan yada on beş yaşın üzerinde herkes güzel İngilizce konuşabiliyor bu beni çok şaşırtmıştı ilk zamanlarda. Macaristan benim ilk yurtdışı tecrübem ve burada daha önce hiç yaşamadığım tecrübeler yaşadım diyebilirim. Bana çok şeyler kattı. Bir çok yeni arkadaşım edindim, onların kültürlerini öğrendim, yemeklerini tattım, onların dünyaya bakış açılarını öğrendim ve bu benim ufkumu daha da genişletti. Burada biz genel olarak kültürel etkinlikler ve çocuklarla birlikte etkinlikler düzenliyoruz. Çocuklarla çalışmak gerçekten çok zevkli diyebilirim. Bu yazıyı yazarken çocuklarla yaptığımız bir kampı yeni bitirdik ve şuan dinleniyoruz. Kampın genel amacı çocukları daha çok sosyal tutmak çünkü son zamanlarda gelişen teknoloji ile insanlar teknoloji bağımlısı olmaya başladırlar özellikle çocuklar bizde bunun önüne geçmeye çalışıyor ve şunu gözlemledim ki gerçekten işe yarıyor. Kampın ilk günü ile son gününü karşılaştırdığınız da artık çocuklar eğlenmek için teknolojiye daha az ihtiyaç duyduklarını aslında arkadaşlıklar kurarak, oyun oynayarak, yaratıcı fikirler geliştirerek, eğlenebildiklerinin farkına vardılar ve yaratıcılıklarında ki artış gerçekten çok etkileyiciydi.  Bunun dışında daha bir çok etkinlik yaptık ve yapmayı planlıyoruz. Bu proje sayesinde boş vakitlerimde 4 farklı ülke gezme fırsatım oldu. Bunlar tabi ki ilk olarak Macaristan-Budapeşte, Slovakya-Bratislava, Avusturya-Viyana ve Çek Cumhuriyeti-Prag. Gerçekten her birinde çok eğlendim, yeni yemekler tattım, yeni insanlarla tanıştım. Her biri benim ayrı ayrı çok büyük bir tecrübeydi. Eğer fırsatınız varsa bu gibi projelere kesinlikle başvurmanızı tavsiye ederim. Kesinlikle hayatınıza renk katacaklardır ve bakış açınızdaki gelişmeyi hissedebilirsiniz.






Wednesday, 4 September 2019

AGH'ın Mükemmel Dünyası!

Öncelikle merhaba, Selin ben J Macaristan’ın küçük bir şehri olan Veresegyház’dan yazıyorum. Budapeşte’ye trenle 45 dakika uzaktayız. Bu yüzden oldukça şanslıyız. Projemiz gençler ve çocuklar odaklı, oldukça eğlenceli şekilde devam ediyor. 1 ayı geride bıraktım ve az bir sürem kaldı. Buradan gideceğime üzülüyorum çünkü imkanlarımız çok güzel, çalıştığımız insanlar çok yardımsever ve anlayışlı, yerel insanları çok samimi aynı zamanda kendimizi de sevdirdiğimizi düşünüyorum :) İlk günden bugüne ne olduğunu sorarsanız; her şey rüya gibiydi. İlk hafta Budapeşte’de hayvanat bahçesine gittik. Daha önce görmediğim onlarca hayvan gördüm. Ardından şehirde küçük bir tur yaptık. Her sokağı, her binası tarih kokan bir şehirdi burası. Mimarisi gerçekten büyüleyiciydi. İnsana huzur veriyordu. İlk izlenimlerim bunlardı ve sonrasında daha fazla beğenmeye ve çok daha farklı açılardan bakarak değerlendirmeye devam etmiştim. İlk etkinliğimiz tarihsel bir deneyimdi. Yerel insanlarla tarihi yaşatan aktiviteler yapmıştık. Orta çağdan kalan kıyafetler giydik, yerel insanlarla şehri dolaştık, ok attık vs. Daha sonra Balaton gölünde 3 günlüğüne tatil yapmaya gittik. Büyük bir göl olduğu için Macar’lar buraya Macar denizi diyorlarmış ve gerçekten deniz diyebilecek kadar büyüktü. Bu da harika bir deneyimdi. Balaton’dan hemen sonra 1 haftalığına küçük bir Avrupa turu yapmaya karar vermiştik. 
İlk durağımız Bratislava, ikincisi Viyana ve son durak Prag’dı. Benim için asla unutamayacağım birkaç deneyimden biriydi. Avrupa’nın bu 3 güzel şehrini gezmek ufkumu açmakla kalmayıp hayallerime farklı bir kapıyı da aralamıştı. Bir bakıma geleceğimi şekillendirmede fikir olmuştu. Tarihini araştırdığım, hakkında kitaplar okuduğum, çocukluğumdan beri merak ettiğim bu şehirleri gezmek, tarihi yerlerini keşfetmek, oraya özgü şeyleri denemek, hiç bilmediğim dili konuşan insanlarla iletişim kurmak gerçekten tarifsiz hissettiriyor şu an bile. Konaklama, yolculuk masrafları, yeme içme biraz pahalıya gelse de önceden ayarladığınız ve sağlam bir plan yaptığınızda gerçekten pişman olmayacağınız bir gezi olur. Bu unutulmaz geziden sonra 1 haftalık bir kamp yapmıştık küçük çocuklarla. Yorucu olduğu kadar eğlenceliydi. Kaç yaşında olursan ol çocuklardan çok şey öğreniyorsun. Onların enerjisiyle biz de çocuklu yaşlarımıza dönmüştük. Bu süre zarfında Macarca dilinde baya ilerleme kaydettim diyebilirim. Ve tabii ki bu kamp da çok güzel bir deneyimdi. Bu günlerde de 2 büyük etkinlik üzerine çalışıyoruz. 2 tatlı kıza dans dersi veriyorum ve beraber bir show hazırlıyoruz. En sevdiğim işimi burada icra edebilmek büyük şans enim için. 1 aylık AGH sürecim anlatabildiğim kadar bunlardı. Burada çok şey öğreniyorsunuz. Çok güzel gelişimler kaydediyorsunuz. Sadece dil değil; kişisel, çevresel, psikolojik birçok şey öğreniyorsunuz ve bunları kötü deneyimlerle değil güzel anılarla kazanıyorsunuz. Hayalleriniz varsa, yurtdışına çıkmak istiyorsanız, kendinizi her anlamda geliştirmek istiyorsanız AGH en verimli yol olabilir. Hayal edin, korkmayın ve bunun için her şeyi yapın :)\




Tuesday, 3 September 2019

Tüm doğa sanki karpostaldan fırlamış gibi.

Litvanya krallığının kalesinden selamlar,
Temmuz ayında montsuz dışarı çıkamayacağın bi yere gideceksin deseler inanmazdım herhalde ama gerçek oldu :) Şu an Litvanyanın başkenti Vilnius’a yarım saat mesafedeki Trakai adlı Litvanya eski kralının kalesinin bulunduğu yarımadadan yazıyorum bu bloğu. Yaz havasının bu kadar serin olmasının yanında daha birsürü ilginçlikleri barındıran bir yer burası. Neredeyse ülkenin yüzde 90 ı orman ve her yerde öbek öbek göller mevcut. Tüm doğa sanki karpostaldan fırlamış gibi. Eşsiz gün batımı manzaraları insanı farklı bir dünyaya götürüyor. Buraya geleli neredeyse 2 ay olacak ve yavaştan alıştığımı söyleyebilirim. Küçük problemleri büyütmemeyi,olumlu şeylere odaklanmayı ve hayata her daim pozitif bakmam gerekliliğini burada ayrıca pekiştirdim. Mümkün olduğunca anı güzelleştirmeye odaklıyım. Carpe diem yani:)
Daha 4 ay daha buradayım ve bu 4 aya bir sürü plan sığdırdım. Bakalım neler olacak..:)

Friday, 30 August 2019

Ciao Tutti!

Herkese merhaba! Bu ay ki yazımda İtalya'ya geldiğimden beri İtalyancamı geliştirmek için nasıl yollar izledim, neler yaptım onu anlatmak istiyorum.
Yaklaşık dört sene önce İtalya'nın Milano şehrinde Erasmus yapma şansım olmuştu. Oradayken üniversitenin İtalyanca dil kursu bütün Erasmuslular için ücretsizdi ve katılım zorunluydu. İki ay süren bu dil kursuna katıldım fakat oradayken İngilizcem çok iyi olmadığı için sadece İngilizce'ye odaklanmıştım ve İtalyanca adına hiçbir şey yapmamıştım. Bunu anlatmamın sebebi de hiç yoktan bir kulak aşinalığıyla buraya geldiğimi belirtmek. Ama farkettim ki kulak aşinalığı yetmezmiş, biraz üstüne düşmek gerekiyormuş.
İlk yazımda iki tane İtalyan gönüllünün haftanın iki günü üçer saatten evime gelerek İtalyanca öğretmeye çalıştığından bahsetmiştim. Çok işe yaradı mı? Pek zannetmiyorum ama yine de bir başlangıç olmuş oldu. Bu dersler bittikten sonra kendi başıma da çalışmaya başlamam gerektiğini farkettim.
Müzik listemi İtalyanca şarkılarla donatıp, İtalyanca filmler, diziler izlemeye başladım. Birçok İtalyan arkadaş edindim ve yanlarında hep konuşmalarını dinledim. Duolingo dil uygulamasını bolca kullandım ve aynı zamanda Youtube'dan İtalyanca öğretme amaçlı kanalları takip etmeye başladım.
Şuan dördüncü ayım bitti ve bir kişiyle karşılıklı konuşurken dediklerinin %80'ini (konuya göre değişiyor) anlıyorum ve hatalar yaparak karşımdakine derdimi anlatabiliyorum.
Kendi çabalarımla şuan dil seviyemi buraya kadar getirdim. Eylül ayında ev sahibi kuruluşumun
ayarlayacağı devlet destekli dil kursum da başlayacak. Bu kurs sayesinde daha da ilerleyeceğime
inanıyorum.
EVS'in güzel taraflarından birininde gittiğiniz ülkenin dilini öğrenme olanağınızın olması. İyi değerlendirip
değerlendirememek kişinin kendine kalmış tabi. Döndüğümde şakır şakır İtalyanca konuşacağımı umut ederek sizlere veda ediyorum. :)


Italya'nın Treviso şehrindeki 1 yıllık AGH sürecim devam ediyor.



Dernek etkinlikleri, projeleri arttı ve daha da çeşitlendi ki bu benim için harika bir gelişme. Hem çocuklarla, hem gençlerle, hem engellilerle, hem çiftlik işlerinde, hem de ofis işlerinde çalışıyorum. Bu gruplarla Ingilizce-Italyanca pratik yapıyoruz, oyun oynuyoruz, dans ediyoruz, tiyatroya ucundan dahil olduk, ofis işlerinde mailing, pazarlama, kitlesel fonlama üzerine çalışıyoruz... Sadece biri üzerine çalışsam diğerlerinde aklım kalacağından bu durumun tam isabet bir enerji çekimi olduğunu düşünüyorum. Ayrıca dernek başkanının ve mentorumuzun projeleri yetenek ve ilgi alanlarımıza göre renklendirmemize izin vermesi hatta desteklemesi büyük bir şükür sebebi.
Bunlar birinci derece getirileriydi. Ikinci derece getirilerden bahsedecek olursam: Kültür alışverişi, farklı ülkelerden insanlarla birlikte çalışmak (tuhaf bir şekilde şimdiye kadarki gönüllülerin hepsi Türk olsa da yavaş yavaş millet çeşitliliği de artıyor. Mesela yabancı nüfusun az olduğu bir bölgede bulunan normal görünümlü bir ev ama içi Türk dolu haha enteresan.), çalışılan dernekteki insanların arkadaş canlısı oluşu, bundan da öte mizahınızın yakın oluşuyla kahkaha krizli anılar biriktirme, insanları, durumları, işleyişi tecrube etme... 
Bu arada birkaç yıldır gelen Türk gönüllü sayısı fazla olduğu için ofiste Anadolu'dan izler görülebiliyor. Bayrak, saat, Ataturk resmi hatta İtalyanca Gençliğe Hitabe...
Bunların hepsi ikinci dereceden getiriler olsa da genel olarak tüm hayatıma katkı sağlayan getiriler olacak. Üniversite okumanın en geliştiren tarafının derslerden çok üniversite ortamı ve fırsatlar oluşu gibi.
Öğrenme, seyahat etme, eğlenme gibi tamamen artı yönlerden bahsettim şimdi de "diğer" yönlere girmeye çalışayım:
-Haklarınızı bilmek için sözleşmenizi iyi okumanız gerekiyor.
-Dil, İngilizce bilmeyen insanlarla iletişim kurmak eksi gibi görünen ama İtalyanca öğrenmeyi hızlandıran eksi görünümlü artı bir yön.
-Ulaşım, Avrupa'nın çoğu yerinde özellikle de orta ve küçük yerlerde toplu taşıma çok sınırlı olduğundan ulaşım ulaşılması zor olan olabiliyor.
-Oturma iznim, vizem olsa da sonuçta bunun belirli bir süre için olması, Avrupa gençlerinin süresiz seyahat özgürlüğü ve bize oranla fırsat üstünlüklerini sorgulamak beynim yorucu bir için eksi bir yön. 
Her durum için andan keyif almak ve kazancı maksimize etmek tercih sebebi.
AGH kesinlikle deneyimlenmesi gereken renkli bir süreç. Ne kadar renkli ve en sevdiğimiz renklerin yüzdesinin ne kadar fazla olacağı bize bağlı :)
Hepimize eğlenmekten fenalaşacağımız günler diliyorum.