Saturday, 16 January 2021

Romanya’da ki ikinci ve son ayım…

Öncelikle herkese merhaba. Geçen ay yazmış olduğum yazımda zamanın ne kadar çabuk geçtiğinden bahsetmiştim. Uçup giden zamanı, yakalayabilmek mümkün değil maalesef. Bizim elimizde olan tek şey dolu dolu yaşayıp, verimli bir şekilde kullanabilmek. Şu an sizlere bu yazımı yazarken maalesef Romanya’daki ikinci ayımın sonuna gelmiş bulunmaktayım.  Burada harika insanlar tanıdım, çok güzel tecrübeler edindim, çok güzel anılar biriktirdim, kendimi biraz daha keşfettim...
Bu ay neler yaptığımıza değinecek olursam; öğrencilerle etkinlikler düzenledik. Öğrencilere kendimizi tanıttığımız sunumlar yaptık ve onlarla kaynaşmaya çalıştık. Bir daha ki buluşmamızda onlarla daha fazla kaynaşabilmek ve birbirimizi daha iyi tanıyabilmek adına bahçede bir top oyunu oynayarak isimlerimizi öğrenmeye çalıştık. Oyun sonrası oturup uzun sohbetler ettik. Öğrencilerin birçoğu Türk kültürüne hakimdi açıkçası hatta Türkçe birçok şey biliyorlardı… Bu çok mutlu ediciydi.
Daha sonra öğrenciler bizlere Romanya hakkında sunumlar hazırladılar. Sunumlarda Romanya’da gezip görebileceğimiz, tarihi ve kültürel yerleri tanıtmışlardı. Bir sonraki hafta 29 Ekim günüydü. Portekizli arkadaşlarımız öğrencilere basit Portekizce şeyler öğrettikten sonra bizde 29 Ekim’e yönelik bir sunum yapıp, Cumhuriyet Bayramı’nı anlattık.
İki gün sonra öğrenciler ile tekrar buluşacaktık… Bilmiyorduk ki son buluşmamız olacakmış… Son buluşmamızda geç kalmış bir Halloween dekorasyonu için balkabağı süsledik. Açıkçası çok eğlenceliydi, bizim kültürümüzde böyle bir şey olmadığı için ilk kez deneyimlediğim bir şey oldu.
Daha sonra artan korona vakaları yüzünden art arda birçok kısıtlama geldi. Önce kafeler ve restoranlar kapandı, beraberinde tüm okullara 1 ay boyunca ara verildi… Bizimde böylece öğrencilerle yapacağımız, yapmak istediğimiz şeyler maalesef ki askıda kaldıHaliyle birçok boş zamanımız vardı. Bizde bu boş zamanlarımızda müzelere gittik. Bükreş’e gidip bol bol dolaştık. Mihai ile birlikte Sinaia ve Braşov’a gittik. Sabahın erken saatlerinde yola çıktık ve tren yolculuğu yaptık. Sinaia’ya vardığımızda hissettiğim ilk şey soğuktu açıkçası. Dağlara yakın olduğu için havası baya sertti. Mihai ile birlikte Castelul Peleş’e gittik. Yürüyerek gittiğimiz için yol boyunca birçok güzel şey gördük. Akşam ise treni yakalayıp Sinaia’dan Braşov’a geçtik. Braşov’a geldikten sonra gündüz şehri keşfettik. Öğlen ise geleneksel Romanya yemeği ve tatlısı yedikten sonra geri döndük.
Bunun dışında yurtta eğlenceli vakit geçirmeye çalıştık. Birlikte oyunlar oynadık. Birlikte film izledik. Birlikte yemek yaptık. Projenin sonunda verilen 9 günlük bir tatil hakkımız vardı. O tatil hakkımızda çok güzel şeyler yapmak istiyorduk. Başka bir ülkeye gitmek gibi… Maalesef ki korona şartları buna izin vermedi. Romanya içerisinde başka bir şehir görmek istedik ama tekrar ve tekrar korona yüzünden gitmek istediğimiz çoğu şehir kırmızı bölgeydi ve karantinaya alınmıştı. Üzücüydü evet ama yazımın başında dediğim gibi, burada çok güzel arkadaşlıklar edindim ve onlarla çok güzel anılar biriktirdim.

Gönüllülük projesi her zaman yapmak ve deneyimlemek istediğim bir şeydi. Bu fırsatı bana sundukları için IYACA’ ya çok teşekkür ediyorum. Gönüllülük projesi bence her insanın mutlaka bir kez deneyimlemesi gereken bir şey. Farklı bir yerde, farklı kültürden, farklı insanlarla bir arada olup aynı amacı paylaşabilmek çok güzel.  Kendinize çok iyi bakın. Hoşça kalın.






Tuesday, 12 January 2021

Slovakya'da Bir Ay Sonunda Gönüllülük Deneyimi

Merbalar burada tam bir ayımı bitireli henüz bir kaç gün oluyor çünkü böylesine bir dönemde gelip karantinada kalmadan olmazdı sizde takdir edersiniz ki. normalde 5 gün olan karantinam test yapımı haftasonuna denk geldiği için 6 gün oldu ama şansım yanımdaydı ve test yaptırdığım gün akşamına sonucum çıktı. Eğer Türkiye'den katılıyorsanız böyle projelere <ki öyle> daha güçlü, sağlam, dirayetli olmanızı öneririm her konuya ve duruma karşı. İrdelenip yok sayıldığımız zamanlar oldu. Gün geldi dedim zaman nasıl geçiyor, gün geldi o ana çakıldık kaldık sanki gibi hisler. AVRUPA dolu dolu bir kelime değil mi? Bazılarımız için büyüleyici, bazılarımız için gizemli, bazılarımız için cool karşılanan. Ama inanın bana insan ait olmak hissetmek istiyor. Birileri bazen sevsin ilgi göstersin kol kanat gersin ama hiç biri bunları karşılayabilecek cinsten değil. Yaşanıp deneyimlenmesi gereken bir durum kesinlikle. Mentör ve host family durumumuz var. Gerçekten o kadar şanslıyım ki bu konuda onlar benim burda ki ailem gibi oldular. Bulunduğum yerde 2 tane Türk kebabcı var. biri sağolsun hiç ücret almadan ne zaman yanına gitsek elimize sıkıştırıyor yememiz için. Sanırım duygusal kısımları burada bırakmalıyım. Ve şimdi biraz da neler yaptığımızdan bahsedeyim. Projenin amacı ilkokul ortaokul düzeyindeki öğrencilere ingilizce öğretmekti. Bende sınıf  öğretmeni olduğum için bir avantaj oldu bu durum seçilmemde. Ama ne yazık ki koronadan okullar kapandı. Online olarak bulunduğumuz kurumda eğitimlere devam ediyorum öğretim partnerimle. Projelere başvururken kendinizden bahsetmeyi böbürlenmek olarak düşünmeyin. Onlar zaten kendine inanan ve güvenen insanlar istiyorlar. Yaşadığımız yer yani Slovakya elverişli doğallığı ve dağlarıyla tam bir hiking cenneti diyebilirim. İnanılmaz rahatlatan bu yürüyüşler keşfetmeyi, öğrenmeyi ve eğlenmeyi sağlıyor. Host family'm ile gittiğim harika yerleri de paylaşacağım sizinle fotoğraf olarak umarım faydalı olmuştur. Sonraki aylarda görüşmek üzere.



 



Sunday, 10 January 2021

Elveda Romanya!

Tekrardan herkese selamlar! 

Ne yazık ki virüs sebebiyle öğrenciler ile çok fazla vakit geçiremedik. Geçen yazımda 1 haftalığına kapatıldığını söylemiştim ama sonraki hafta 2 etkinlik daha yaptıktan sonra Romanya’da bütün okullar resmi olarak 1 aylığına kapatıldığı için artık öğrenciler ile daha fazla etkinlik yapma şansımız yoktu. Yine de beraber yaptığımız 3 etkinlik içerisinde çok güzel bir bağ kurduk, okullar kapalıyken bile zaman zaman öğrencilerle beraber telefonlardan sohbet ettik, oyunlar oynadık. Tabi gönül yüz yüze daha çok vakit geçirerek bu zamanları daha dolu değerlendirmeyi isterdi ama sağlık son derece önemli bir etken.

Okullar kapanınca kendi kendime “Bu macera sanırsam burada bitti. Artık 1 ay boyunca yurtta yatıp kalkarız” diye düşündüm. Ama işler hiç de beklediğim gibi geçmedi. Arkadaşlar ve mentörümüz ile yaptığımız seyahat planları gayet harika bir şekilde işledi. Bu kalan 1 aylık süre zarfında Bükreş’in görmediğimiz kısımlarını gezdik ve bunun dışında Romanya’nın 2 tane güzel şehrini görme fırsatı yakaladık. Bu şehirler Sinaia ve Braşov’du. Bükreş’ten yaklaşık 3 saatlik bir tren yolculuğunun ardından Sinaia’ya varmıştık. Hava kasımın sonları olmasından dolayı oldukça soğuktu. Önce Peleş Kalesi’ni gezdik. Oldukça büyüleyici bir atmosfere sahip olan bu kale Romanya kralı 2. Karol’un doğup büyüdüğü yerdi. Kalenin içerisinde çeşitli Avrupa ülkelerinin mimarisini görmek mümkündü. Üstüne üstelik Osmanlı tarafından Romanya Krallığı’na hediye edilmiş birkaç adet kılıç da sergilenmekteydi. Kale gezimizin ardından şehrin merkezine gidip bir kahve molası verdik. Ardından ise marketten yolluk birkaç tane atıştırmalık alarak Braşov’a doğru giden trene bindik. Braşov’da indiğimizde ise karanlık çökmüştü ve direkt olarak o gece konaklayacağımız otele gittik.

Akşam otelde uno oynadık, sohbet ettik ve bir sonraki gün gezeceğimiz yerler hakkında gerekli bilgileri mentörümüz tarafından aldık. Sonraki gün ise sabahtan yine yola çıkarak Braşov’u gezdik. Belediye meydanı, Siyah Kilise, Gözetim Evi ve Braşov Çarşı’sını gezdik. Yemek yedik ve sonrasında tekrardan Bükreş’e döndük. Artık son haftalarımızdı. Yapmayı istediğimiz son birkaç şey vardı. Mesela yurdun çatısından gün doğumunu izlemeyi çok istiyordum ve bunu son haftada 2 kere yaptık. Portekiz’den gelen diğer gönüllü arkadaşımız Gonçalo’nun da doğum günü vardı. Yurtta imkanlarımızın el verdiği kadarıyla çok güzel bir doğum günü partisi ayarladık. Bu ne onun ne de bizim ömrümüz boyunca unutamayacağı bir etkinlik olmuştu. Son hafta sonuna girince insan biraz hüzünlenmiyor değil. Çünkü geriye baktığında 2 aylık harika bir serüven geçirmişsin ve bir anda herkes kendi evine dönmek üzere hazırlanmaya başlamış. Son günümüzde etkinlik sınıfında mentörümüz tarafından hazırlanan YouthPass’lerimizi aldık. Artık ne yapmak istediğimiz bir şey kalmıştı, ne de vaktimiz. Geri dönüş günümüz geldiğinde hepimiz sabah erken kalkıp son kontrollerimizi yaptık. Tabi bu sırada bir sürpriz ile karşılaştık. Ciorogârla’da kar yağıyordu! Birazcık karın tadını çıkarttıktan sonra yurtta kullandığımız alanları temizledik ve bir şeyler yedik.

Sonrasında ise Adrian gelip bizi yurttan aldı ve mentörümüz olan Mihai ile vedalaşarak havaalanı yoluna doğru koyulduk. Orada uçağa kadar arkadaşlarımızla bekledik ve onlarla vedalaşarak uçağımıza bindik. Bir hikaye de böylelikle sonuna ulaşmış oldu.

IYACA ve Sakura ekiplerine böylesine güzel bir fırsat yaratarak insanlara sundukları için çok teşekkür ederim. Şimdilik benden bu kadar :)




 

Saturday, 19 December 2020

I just love this country!

Herkese merhaba! To participate in the European Youth Voice project in Turkey was a very spontaneous decision for me. In the middle of October, I decided to try and apply for this program and in two weeks I flew to Ankara. I didn’t even have much time to process this step, I just had a strong feeling that I should be there. Of course, I had doubts about leaving Europe in these difficult times, but I thought that this opportunity is worth taking risks. Now I think that this was one of the best things I’ve ever done.

At the end of 2020, when the whole life has been frozen for a long time due to pandemic, it was such a relief to come back to Turkey. I visited Turkey before and every time I’m falling in love with this country and culture again and again. Trust me, this place has countless things to see and to discover. Even if you spend your whole life here, you won’t be able to see everything.

This is one of the most beautiful places I’ve ever visited so far. I don’t know whether you’ll ever decide to stay in Turkey for a long time or not, but at least add it to your destination goals. The majestic immense Ottoman Empire in the past nowadays transformed into a modern developed country where traditional is mixed with contemporary. 

Now, thanks to ESC and the organization I work for – IYACA, I have the opportunity to work with youth, help people, study Turkish language and learn new things about the rich Turkish culture. Of course, I cannot skip mentioning the beautiful city I live in. Ankara welcomed me with sunny days in November. At the south Autumn comes a bit later comparing to Europe, which gave me the possibility to walk a lot around the city and explore it while it was still warm. If you ever visit Ankara, take a walk to green Gençlik Parkı or see the famous black swans in Kuğulu Park, stop at a cafe and drink a traditional Turkish coffee, see the whole city from the Ankara castle, explore the amazing historical monument - Anıtkabir.

During this project I met a lot of new amazing people and even managed to travel a bit before the new restrictions were imposed. Together we visited the historical places of Ankara, spent some lovely days in Istanbul, tried plenty of delicious Turkish dishes.

Despite all the difficulties this year, we still have many interesting and useful activities. We study Turkish, help local people to learn English, work with refugees, learn about project management and non-formal education, work with social media, where we can develop our creativity.

This program gave me a great opportunity to meet new people and become a part of international community, get to know a new culture and do something useful for the society. I am very thankful for this project and looking forward to my next adventures here. See you later!




Wednesday, 16 December 2020

An unexpected adventure

Hello guys! I am Alessia from Italy, the last entry to the IYACA volunteers’ family! It’s
already been a month since, all of a sudden, I left Italy to take part in this new adventure in
Ankara and let me say it…it was worth it! Despite the global pandemic that has greatly affected everybody’s life I made the choice to give it a try and run towards the path that I intend to follow in life. The European Solidarity Corps programs gives us, the youth, the
amazing opportunity to travel abroad, meet new people and learn all things related to the international context. I came here not expecting much since most activities had to be suspended for safety reasons; still, I found a dynamic and challenging environment at the office, with many great opportunities to catch! At IYACA, we have many tasks to fulfill, from social media management to content creation, food delivery and project planning...we are never bored! Here, I found myself involved in all the stages of an NGO’s work schedule, we have duties and responsibilities that help us greatly in providing us some valuable work experience in the field of international cooperation.
The Covid situation here is not at its best, but I still, I had the chance to go around a bit and
explore some interesting places here in Turkey. Right before the weekend-lockdown, me and two other volunteers, Xenia and Ieva, had a trip to Istanbul, one of the most breathtaking cities I ever visited! As you may know, it is definitely a must see when visiting Turkey; there is so much history, culture and mystery when walking down the streets of this city. I enjoyed its scenery; its antique shops; sitting by the sea while drinking a coffee but mostly, here I ate the best baklava ever! After that trip, travelling has become quite difficult even for tourists: at the moment there are almost no trains and the curfew and semi-lockdown restrictions make the planning process a bit complicate. Nevertheless, it just a matter of searching for the right place, and what best than a place where you can go hiking surrounded by nature, with no people around? That’s why we decided to take a day trip to Soğuksu National Park, a park located about 80 km from Ankara and easily reachable by city bus. The park allows you to breath some quality air, hike (easily accessible even for those not so athletic!) and enjoy a wonderful sight. The most notable animals that live in park are vultures, wolves and bears, I am quite confident in saying I am happy we didn’t encounter any of them, especially the last one! One suggestion if you want to visit it? Make sure you have money in your Ankara card because you won’t be able to charge it there and you will end up asking help to the police! (As we promised to say: Turkey has some of the nicest and most considerate police around!) Hopefully, before these amazing 2 months adventure ends, I will get the chance to visit some more, especially Antalya. In the meantime, I am happy to share great memories with the people I met and work along such a prolific and honest organization. If you are here because you are still not sure if you want to come here and work together with IYACA, search no more! You found the right place to start building your globalized future, don’t miss this opportunity!



  

Wednesday, 9 December 2020

Tekrar görüşmek üzere Tunus

Tunus’ta 2. ayımı da tamaladım ve gerçekten çok güzel zamanlar geçirdim. Bu yazımda yaptığınız projelerden ve Tunus’tan ve kurduğum dostluklardan söz edeceğim. 

İlk olarak beni en çok şaştıran olaylardan biri; Tunusluların tatlıya daha doğrusu şekere olan düşkünlüğü. Kahvaltı tarzlarından tutun içtikleri çaya kadar çoğu yiyecek ve içecekleri bizim damak tadınıza oranla çok şekerli. Birde bunun yanına yemeklerine harisa adı verilen acı sos eklenince ortaya farklı mutfak kültürü çıkıyor. Tatlı ve acı ağırlıklı. Yine de zeytin, ton balığı ve yumurta üçlüsünü çok tüketmeleri mutfaklarını sevmemi sağladı J . Ülkenin kuzey kısımları Akdeniz iklimini yaşasa da güneye yani sahra çölüne doğru gittiğinizde bitki örtüsünden tutun insanların yaşam tarzına kadar her şey değişiyor. Sahra çölüne yakın bölgelerde insanlar zorunluluktan öğlen vakitleri siesta yapıyor. Ayrıca Tunus gezilebilecek yerleri çok olan bir ülke. Sahra çölünden, Gladyatör filminin çekildiği Roma kolezyumuna, Kuzey Afrikada inşa edilen ilk camii olan Sidi Ukba Ulu Camiinden, Başkent Tunus ve orada bulunan düzinelerce mekâna kadar bir sürü seçenek var. 

Son olarak Tunuslu insanlardan bahsetmek gerekirse genel olarak sıcakkanlı ve yardımsever insanlar özellikle Türklere bakış açıları olumlu ve pozitif tabii ki arada istenmeyen tipler karşımıza çıksa da genel itibariyle sıkıntı yaşamadık.

Gelelim proje kapsamında yaptıklarımıza, bildiğiniz gibi korona Tunus’ta da etkiliydi ve daha önceki bloğumda belirttiğim gibi sokağa çıkma yasakları gibi düzenlemeler projelerimizi etkiledi. Fakat buna rağmen haftalarımızı dolu geçirmeye çalışıyorduk. Neler yaptık derseniz; çiçek bahçesinde gül budamayı ve ot yolmayı, Arapça derslerinde Arapça öğrenmeyi ve Tunus kültüründen konuşmayı, sahilde çöp toplamayı, meditasyon yapmayı, spor yapmayı ve tabii ki yüzmeyi, okul boyamayı ve Tunus sınıflarını görmeyi tecrübe ettik. Ayrıca boş zamanlarımızda şehrimizdeki yerleri ve yakınlardaki şehirleri gidip gezdik ve Polonyalı gönüllülerle birlikte başkent Tunus’u keşfettik. Ve olmazsa olmaz olan Sahra çölünü ve çevresini. Yani anlayacağınız korona da olsa günlerimizi dolu geçirmeye gayret ettik. 

Bu proje bana çok şey kattı diyebilirim. Kendimi daha iyi tanımama yardım etti ve gerçekten ufkumu genişletti. Ama en önemlisi hem Türkiye’den hem Tunus’tan hem de Polonya’dan çok güzel insanlar tanımama ve dostluklar kazanmama vesile oldu. Başta İyaca’dan Serdar abi ve Ayhan, benimle beraber projede yer alan Yunus, Zeliha, Abdullah, Dilara, Ayşe ve mentörümüz olan sevgili Mounir abiye bir kez daha teşekkür etmek isterim.

Başlıkta da belirttiğim gibi tekrar görüşmek üzere Tunus!





Friday, 27 November 2020

YENİ YERLER ARARKEN KENDİMİ BULDUM

Herkese Merhaba:)  Bugün size Beniaminek03'teki 3. ayımdan yazıyorum. Bildiğiniz gibi dünya şu an bir virüs ile savaş halinde ve bu savaş için bütün ülkeler günlük yaşamda birçok alana kısıtlama getirdi. Dolayısıyla ben de burada kuralları ihlal etmeden en keyifli şekilde günlerimi geçirmeye çalışıyorum. Kapalı mekanlardan çok doğayla iç içe olup huzurlanabileceğim yerleri seçiyorum. Yeşili her zaman severdim ama burada tam bir doğa aşığı olduğumu keşfettim. Özellikle sonbaharın getirdigi bu güzel renkleri görmeniz gerek. Burada yaşadığım kasaba küçük ve doğal bir yer ve Beniaminek ailem gerçekten çok iyi ev sahipliği yapıyor. Bütün önyargılarımı yıkacak kadar samimi ve içten davranıyorlar. Burada kulüp başkanımızın çiftliği var ve bazen oraya gidiyoruz. Atlar, ceviz ve fındık ağaçları ve köpekler var. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığım yerlerden biri.

Yeşili her zaman severdim ama burada tam bir doğa aşığı olduğumu keşfettim. Özellikle sonbaharın getirdigi bu güzel renkleri görmeniz gerek. Burada yaşadığım kasaba küçük ve doğal bir yer ve Beniaminek ailem gerçekten çok iyi ev sahipliği yapıyor. Bütün önyargılarımı yıkacak kadar samimi ve içten davranıyorlar. Burada kulüp başkanımızın çiftliği var ve bazen oraya gidiyoruz. Atlar, ceviz ve fındık ağaçları ve köpekler var. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığım yerlerden biri.
Yasaklardan dolayı buradaki bütün eğlence yerleri, restoranlar ve AVM ler kapalı. Havalar da soğuduğu için bu sıralar yapılacak çok fazla aktivitemiz yok. Neyse ki spor okulu antrenmanlarimiz var ve çocuklarla birlikte içimizi ısıtacak zamanlar geçirebiliyoruz.

Artık lehçeye ve kültüre daha çok adapte olduğum için buradaki insanlarla daha verimli ve guzel zaman geçirebiliyorum. Bazen birlikte Türk yemekleri yapıyoruz bazen buranın kulturel yemeklerinden yiyoruz ya da geleneklerden bahsediyoruz böylece kültürler arası etkileşim sağlayabiliyoruz.

Geçen hafta ilk defa kehribar taşı topladık. Evet bizzat gidip Sopot sahilinden kendi ellerimizle. İlk defa bir doğal taşı doğadan topladım. Benim için oldukça ilginç ve ilgi çekici bir deneyimdi. Tabiki o muazzam işlenmiş ve büyük taşlara çok benzemiyor ama tamamen doğal küçük ve parlaklar. Size biraz burada geçirdiğim süre içinde gittiğim yerlerden bahsedeyim.

Gerçi önceki yazımda bahsetmiştim gideceğimden. Stuttgart'a bir gezi yaptım. Tübingen, Manheim, Kircheim, Heidelberg ve Stuttgart'i gezdim. 5 günlük bir gezi sürecim oldu ve inanılmaz keyif aldım. Bu benim yurtdışında ilk yurtdışı gezimdi. Bu şehirlerin neredeyse bütün sokaklarını karış karış gezdim,ormanlarının havasını doya doya soludum, soğuk sularında yalin ayak gezdim ve olabildiğince yaşamaya çalıştım.

Almanya biz Türklere çok yabancı bir yer olarak gelmiyor çünkü bir çok Türk'ün yaşadığı ve bildiği bir yer. Bir çok Turk restoran ve mağazası mevcut. Şehrin genel havası ve yapısı çok güzel,ulaşım ağı çok iyi trenler çok yaygın kullanılıyor ve her şey çok düzenli görünüyordu. Maalesef ülke dışında henüz başka bir yere gitmedim. Ama umarım virüs kısa zamanda geçer ve size anlatacak birlikte gezmiş gibi hissedeceğiniz daha bir çok yer yaşayabilirim. Bu konuda çok şanslıyım ki beni gerçekten destekleyen güzel bir ailem var, teşekkürler Beniaminek. Biliyorum ki burada geçirecek çok daha güzel günlerim var, bir sonraki yazıda görüşmek üzere :))

                                             Burcu Arife ÖZKAN

                                                                                                                               Polonya Gönüllüsü



















Friday, 20 November 2020

Tunus'a Elveda...

 

Tekrardan sevgiler ve tezahüratlar. Bir önceki blog yazımda ''Be Active Be Volunteer'' projesinin ilk ayını tamamlamış ve buna dair yaşadıklarımdan bahsetmiştim. Şu An ise ikinci ve Tunus'taki son ayımdan kesitleri sizlere aktarmak istiyorum :)

El Cem Amfitiyatrosu rotamızda! Burası Roma'daki Kolezyumun bir benzeri. Oldukça ihtişamlı bu yapı zamanı bir anlığına durdurup, tarihi şöyle baştan aşağı film şeklinde izlettiriyor adeta. Dahası, mozaik ülkesi Tunus, epey bi Roma koleksiyonuna ve kalıntılarına sahip. Bundan dolayı ki ''Bardo Müzesi'' başkentte bulunan ülkedeki en gözde müzelerden biri.

Sıradaki. Evet arkadaşlar, size söz verdiğim gibi Sahra Çölü turumu anlatacağım. Benim en büyük spiritual sarsılışımdı. Kumlara oturmuş, arka arkaya sıralı tepeciklerin ardındaki gün batımını izledim. Beraberinde hafifçe bir kum fırtınası! Sessizlik ve rüzgarın uğultusu! Sarı, turuncu, kırmızı, pembe gök kubbe! Gördüğüm uçsuz bucaksız ufuk... Ah, daha ne isterdim ki! :( İlk kez deveye bindim, deve etini tattım, 4*4 jeep ile çöl safarisi yaptım, kobra yılanına & akrebe rastladık, hurma vahasında dalından taze hurma koparıp yedim, at ile Naftah'da tur attık ve fazlası…

Sahra Turu dönüşü de Kayravan şehrine uğradık elbette yol üzeri hurma almayı unutmadan :) Burada Afrika'nın ilk camisi Sidi Ukba Ulu Camii’sini ziyaret ettik.

Daha sonrasında Polonyalı arkadaşlarımız ile başkente bir gezi planı yapıp pek çok yer gördük. Hem arkadaşlığımızı pekiştirdik hem de farklılıklar ile koordine olabilmeyi öğrendik. Öyle ya mühim olan insanı merkezimize alabilmek... Bulunduğumuz yerlerin başlıcası Sidi Bou Said, kısaca mavi ve beyazın enjekte bileşimi.

Tunus'taki ikinci ayıma ek, aktivite olarak meditasyon kursu düzenledim. Bu denli karma ve yorucu bir dünyada zihin ile vücut dinginliği bulunmaz hint kumaşı. Diğer aktiviteler ise ilk ayın aynısı şeklinde devam etti. Bu arada ilk kez golf oynayıp tekne turuna katıldım. Oldukça zevkli olmasının yanı sıra bazı aktivitelere afişler hazırladım tıpkı gezi planında olduğu gibi.

Evet bu yazımı okuyan değerli arkadaşlarım,

Gönüllülük, karşı tarafa aktardığınız kadar size de katkı sağlamasıdır. Hem de ziyadesiyle! Gözümü bir an bile kırpmadım bu karar için! Duygularım bu proje sürecinde daha çok dibe battı. Perspektifim daha da genişledi. Artık çevremdeki minik bir dokunuşa dahi geleceğe yatırım olarak bakıyorum. İnsanlığa bir hizmet olarak addediyorum. Çoğu şeyin birkaç basit adım ile değişim gösterebileceğine inandım. Ruhum şenlendi bu rengarenk atmosferde.

Bu büyük değişimleri hayatımda bana yaşatan IYACA'ya ve bahusus başkoordinatör Mr. Serdar Osman Dobur abime sonsuz minnettarlığımı iletiyorum. Yanımda bu anlara şahit olan candan arkadaşlarım Abdullah, Efe, Ayşe, Dilara ve Zeliha'ya da çok teşekkür ediyorum ve de Tunus'ta bizlere ev sahipliği yapan sevgili mentorümüz Sayın Mounir abime ile tunuslu arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum. Onların da yeri ayrı bende.

Son olarak. Güle-güle partisi düzenlendi gidişimize. Pasta keserek kutladık tüm herkes ile. Sonrasında Youthpass sertifikalarımız verildi.

Görüşmek üzere sağlıcakla kalınız.

Saygı ve Sevgilerimle,

Yunus Alpfidan





Sunday, 15 November 2020

Ben Yunanistan'da çok iyi zamanlar geçirdim

Merhaba arkadaşlar yakın kültür Yunanistan'ın devamı olan ikinci blog yazım sizlerle..
Maalesef Yunanistan'da korona sayıları arttı ilk başta yarı zamanlı olarak korona önlemleri başlamıştı ve saat gece 00.00-05.00 arası sokağa çıkma yasakları başladı. Heryerde maske zorunluluğuda getirildi. Bu dönemde biz gönüllüler olarak faaliyetlerimize online ya da kendi içimizde yapmaya devam ettik. İlk olarak toplantı yaptık. Toplantıda kendi ve yaşadığımız yerde ki insanların sağlığı için zorunlu olmadıkça dışarı çıkmamaya ve sağlık konusunda daha dikkatli olmamız yönünde bir toplantı gerçekleştirdik. Artık ortak alanlarda dahi maske takıyoruz. Şimdi sizlere daha neler yaptığımızı anlatayım..
Bu ay Yunanistan'da bulunan ve şuan korona'dan dolayı iş yapamayan bazı müzisyenlere her hafta koli koli erzak hazırlıyoruz. 
 Onun yanında hala evsizlere yemek ve gıda yardımını sürdürüyoruz. Biliyorsunuz ki havalar soğudu ve artık kışa girmek üzereyiz. Bunun için buradaki kışlık kıyafetleri ayırdık hepsini koliledik ve şimdi kıyafet ihtiyacı olan insanlara dağıtacağız. Bunun haricinde yaşadığımız alanı temizlemeye devam ediyoruz bahçe işlerimiz bitmek üzere. Ve Yunanca öğrenmeye başladım. Şuan herşey eskisi gibi aktif değil maalesef çünkü korona buna engel.. Ama yine de güzel geçiyor günlerim. Dünden itibaren tamamen sokağa çıkma yasağı ilan edildi 2 haftalık. Bu durum biraz üzücü de olsa hayat devam ediyor arkadaşlar. Ben Yunanistan'da çok iyi zamanlar geçirdim herşeye rağmen bir sürü insan tanıdım bir sürü kültür tanıdım hepsi benim arkadaşlarım ailem gibi oldular. Kendimi bu konuda şanslı hissediyorum. Bir çok insanla topluluk halde yardımlaşma dayanışma duygusunu tattım. Herkese buradan teşekkür ediyorum. Umarım yeniden karşılaşmak dileğiyle hoşçakalın. Sağlıcakla kalın...

Yunanistan/ Selanik

Buse Tekin 







 

Friday, 13 November 2020

Diversity is always most welcome

The on-arrival training happened somewhere in the middle of everything. I had already “arrived” some weeks before, so I figured I knew everything I needed - but it's always hard to organize something like this and have every partecipant on the same page.

So I ventured into the big hotel, our home for the following 5 days, with almost the same spirit that drove me when I first got to Turkey: that very peculiar, fresh familiarity.

And I guess I wasn't alone in that. All in all, the volunteers were about 50, all coming from various parts of Europe and living in just as many parts of Turkey. Together, we were drawing a map that extended from East to West, North to South, and our experiences were just as many – if not more.

In fact, during the following days we got to know a lot about each other (the coffee breaks were numerous, given the current Covic regulations) and we all could share our different experiences and expectations.

This proved to be just as important as the training itself, or dare I say complementary: the institutional part being taken care by the nice people at the turkish National Agency, we were providing to each other the more informal, peer-to-peer one  .

Sometimes the two things would match, sometimes not, and when this would happen there was always room to express that to the trainers, who would address any complaints or doubts both in group or privately.

In all this I was feeling in my element: most people shared my experience and my point of view on many things, which is great when you want to reconnect with some sides of yourself that you inevitably set aside when you're abroad; I can now say I have new friends, we're frequently in touch and plan to meet again in the near future.

But it was also refreshing to share moments and spaces with people who are exactly the opposite as you are. Expecially when it's necessary to collaborate and be productive, different approaches are more stimulating and less distracting. And besides that, new stories and new eyes help a lot not to stay attached to your own convinctions.

Again, diversity is always most welcome.

To me, the most interesting part was noticing how the various “regional” characters would manifest in such a big group of people. At the beginning, everybody was gravitating around his own culture, somehow suspiciously observing the others from the distance, but in the end we were all mixed up and really enjoying our “globalish” identity.

Eventually, five days felt like one and twenty at the same time. We learned new things, refreshed old ones, made friends and managed to feel less “alone” and more as a part of a network. Or family. Hadi gidelim!