Showing posts with label Ayşe Topoğlu. Show all posts
Showing posts with label Ayşe Topoğlu. Show all posts

Tuesday, 30 July 2019

Projemin Bitmesine Bir Ay Kala



İngilizce derslerimiz bittikten beri bir hayli tatil havasındayız doğrusunu söylemek gerekirse. Temmuz ayı genellikle yaz kamplarına hazırlık ile geçti. Kamp öncesinde bir haftalık liderlik eğitimi aldıktan sonra çıktık sahaya 37 çocuk ile. Doğanın ortasında, etrafta hiçbir şeyin olmadığı bir alandaydı kamp yerimiz. Bir hafta boyunca bir yandan aktiviteler, yarışmalar düzenledik, öte yandan liderler grubu olarak hep birlikte grup yönetimini sağladık.
Ben kamp öncesinde biraz tedirgindim açıkçası. Grup lideri olarak çalışacağım ilk kamptı ve katılımcı sayısı son derece kalabalık bir kamp olacaktı benim için. Çok yoğun olacağımızı ve yorulacağımızı düşünmüştüm. Ama kamp boyunca fark ettim ki hiçte düşündüğüm gibi ilerlemiyor, aksine bir o kadar hızlı geçiyor. Yıl içinde öğrendiğim çeşitli aktiviteleri, grup oyunlarını, hareketlendiricileri çok rahat bir şekilde uyguladım kamptada. Proje boyunca öğrendiklerimizin özenle seçilmiş ve uygulanmış haliydi sanki kamp benim için.
Bu ay ki Romanya gezimden de bahsetmesem olmaz tabii. Liderlik eğitimimizin ardından kampımızın başlamasına bir hafta vardı ve biz bunu aylar öncesinden bildiğimiz için Romanya için biletlerimizi almıştık iki arkadaşım ile birlikte. Romanya bana sanki “aradakalmışlık” kelimesini çağrıştırıyor. Gelişmek istiyor fakat yanlış şeylerle. Parlemonto Binası dünyadaki en büyük ikinci binaymış. Fakat yapım aşamasında halk desteğini alamamış çünkü çok pahalıya mal olmuş her şeyi. Romanya’nın 20 yıllık bütçesinin bir bina için harcanması ve faturalarının çok pahalı olmasından dolayı sadece binanın yüzde otuz beşi kullanılıyormuş günümüzde. Bu örnek benim için yetti maalesef… Öte yandan farklı bir kültürü gördüğüm için çok mutluyum. Orada da Osmanlı zamanından kalan etkileşimler devam etmiş. Sarma onlarında vazgeçilmezi mesela J
Ve son bir ayım. Hatta daha da az demeliyim belki de. İki haftalık dernek tatilimiz var. Ve son iki haftamda ise voleybol kampım ve değerlendirmelerim olacak. Hala zamanım var ama ben şu an gerçekten bitti gibi hissediyorum. Yapacak hiçbir şey kalmadı, seneye gelecek yeni gönüllüler için hazırlıklar yapılmaya başlandı, kalabalık evimiz dört kişiye kaldı ve herkes geldiği yere bir yıllık bir anıyla dönüyor yavaş yavaş.
Yeni hayaller, arkadaşlar, yaşamlar, özlemler, özlenilenler bizi bekliyor. Artık gitme zamanı.
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. ( Yahya Kemal Beyatlı).
Son yazımı Türkiye’ye dönmeden hemen önce ya da sonrasında yazacağım. Bakalım nasıl bir duygu olacak benim için bir yıl sonra tekrar evime dönmek. Görüşmek üzere.






Thursday, 27 June 2019

Bir Dönem Biterken Başka Bir Dönem Başlıyor

Bu sefer rutinlerimiz hakkındaki son yazım bu. Derneğimizde verdiğimiz derslerimiz ve gittiğimiz okullardaki süreçlerimizi bitirdik artık. Neredeyse 10 aydır alışmaya çalıştığım, her gün ne yapsam acaba bir sonraki derste, diye düşündüğüm derslerim artık bitti. Bir yandan hüzünlenirken bir yandan da yaz kampları süreci başladığı için mutluyum açıkçası. 

Tam rutinlerimin bittiği bir haftadan sonra bir hafta izin hakkımı kullandım ve yine keşfetmeye çıktım görmediğim bazı yerleri. Bu seferki durağım Berlin’di. Ama oraya gitmeden önce Çek Cumhuriyeti’nin Brno şehrinde kaldım bir gün. Daha önce hakkında pek bilgi sahibi olmadığım bu şehir, gerçekten çok güzeldi. Belki de çok fazla bilmediğim için, elimde haritam ile orayı keşfetmekti burayı daha güzel kılan.


Ve Berlin. Orada bir arkadaşımı ziyarete gittim aslında. 4 gün boyunca, sabahtan akşama kadar Berlin’i tanıyabileceğim en güzel şekliyle tanıdım sanki. Ama itiraf etmeliyim ki gerçekten bu kadar çok Türk ve Türk restoranları, marketleri olduğunu tahmin edemezdim. Çok fazla kültürün bir arada yaşadığı bu  şehirde çok fazla Alman görmedim desem yanlış olmaz. Bütün kültürler, birlikte iç içe aşıyor bu şehirde. Ve böylece bir kez daha anlamış oldum, yabancı sandığımız yerlerin, aslında o kadarda yabancı olmadığını, önemli olanın kendi kendine, içindeki duvarları kırmak olduğunu.

Berlin’nden döndüm ve  aylar öncesinden planladığımız, Slovak Paradise ekip gezimizide yaptık artık. Buraya 3 saat uzaklıkta olan bu doğa harikası yer, beni biraz yordu ama yürümenin insana bu kadar iyi gelebileceği güzel yerlerden bir tanesiydi bence.
Okul döneminin bittiği, yaz döneminin başladığı bu zamanda beni yeni eğitimler, kamplar, geziler ve bir tanede bizim düzenleyeceğimiz gençlik değişimi projesi bekliyor. Dolu dolu geçecek iki buçuk aydan ve sonlardan heyecanla bahsedebilmek ümidiyle. Hoşçakalın.



Friday, 7 June 2019

2 HAFTA 5 ÜLKE : )

Gezilerle dolu bir aydan daha merhaba : ) Bu ay daha öncede bahsettiğim gibi Easter tatilimiz vardı ve Çek Cumhuriyetinin iki iline, Cesky Krumlov ve Prag’a, gittim. Cesky Krumlov, gezmek için bir günün yeterli olabileceği, masalsı bir şehir. Neden Unesco Dünya Mirası’na girdiğini masalsılığından anlayabiliyorsunuz gerçekten. İkinci durağım ise daha önce de gittiğim Prag’dı. Hem daha önce gördüğüm yerleri, hem de daha önce görmediğim yerlerini gezmeye fırsat buldum bu sefer. Önceki geldiğimde her yeri yeni yıl süsleriyle dolu olan Prag’ı bu sefer de Easter yumurtaları süslüyordu. Bu şehir beni kendisine hayran bırakıyor her seferinde fakat bir yerden sonra, hele de turistseniz, gezdiğiniz yerler bittiğinde canınız sıkılmaya, yeni yerler aramaya başlıyorsunuz. Birçok kez durduğum bu durakta bir daha durur muyum bilmiyorum. Artık daha farklı yerleri görmem gerekiyor sanki.

Easter gezimizin ardından hemen yeni bir gezi planı yapmak istedim Ramazan ayı gelmeden.  Bu sefer arkadaşlarımı ziyaret etmeye, tanıdık bir yüz ile gittiğim yerleri gezmeye karar verdim. Geçen yıl İzmir’de katıldığım bir kampta tanıştığım iki arkadaşımı ziyaret ettim. Neslihan, Budapeşte’de erasmus yapıyor. Daha önce gittiğimde içime ürperti salan bu şehir, tanıdık bir yüz eşliğinde içimdeki bu ürpertiyi aldı götürdü sanki. İki günlüğüne de olsa Türkçe konuşmakta cabası : ) Oradan da Sırbistan’ın başkenti Belgrat’a geçtim. Arkadaşım sırp ve beni kendi aile evinde ağırladı. Oraya gitmeden önce biraz araştırma yapmıştım. İçerisinde en çok Türkçe kelime bulunduran dilin Sıpça olduğunu bilmiyordum. O kadar misafirperver ve gülümseyen bir aileydi ki.. Bu arada Sırbistan Ortodoks mezhebi yaygın olan bir ülke olduğu için onların Easter bayramı Katoliklere göre bir hafta geç oluyormuş onu öğrendim. Dolayısıyla gittiğim her şehirde bu bayramı görmüş oldum : ) Oradayken diller hakkında sohbet etmek çok güzeldi. O kadar çok Türkçe kelime aynı ya da farklı olsada anlaşılabilir ki. Aynı zamanda Sırpça biraz Slovakçaya’da benzediği için burda öğrendiklerimi onlara söylediğimde beni anladılar. Bütün bunların yanı sıra bir de yemek kültürünün benzerliği beni gerçekten şaşırttı. Şimdiye kadar gezdiğim ülkelerdeki en güzel yemekler oradaydı diyebilirim. Börek ve sarma yapmıştı annesi benim için. Farklı bir ülkede, farklı kültürde ve dinde bir ailenin içinde kendi evimdeymişim gibi hissettirdi bana  ve çok güzel bir anı olarak kaldı benim için Belgrade.

Eve geldim ama gezmelerim bitmedi. 1 Mayıs tatil olduğu için buraya çok yakın olan Cesky Tesin’e gittik. Bu şehrin özelliği, buraya yarım saat uzaklıkta ve şehrin ortasında bulunan nehrin aslında iki farklı ülkeyi birbirinden ayırması. Polonya ve Çek Cumhuriyeti. Tamamen aynı görünen, birbirine çok yakın olan bu yer nasıl olurda bir köprüyle birbirine geçiş sağlanır ve anında tabelaların dili değişir. Her hangi bir kontrol olmadan, sadece köprüyü yürürken ülke değiştirmek fikri hala benim için tanıdık bir duygu değil açıkçası : ) 

Gezilerim şu anlık bitti. Bu aralar normal işlerimizin yanı sıra bir de Euroweek dediğimiz, okullara kendi ülkemiz ve kültürümüz ile sunumlar yaptığımız bir etkinliğimiz başladı. Neden başörtü kullanıyorsun, neden çayı küçük bardakta içiyorsunuz?gibi bazıları yeni bazıları bilindik sorularla etkinliklerimizi sonlandırıyoruz. : ) Dur durak bilmeyen farklı etkinliklerimiz, çalışmamızı rutinleştirmiyor. Bu da çok fazla canımızın sıkılmasını önlüyor sanki. Bizim 8 ayımız bitti ama önümüzdeki günlerde ekibimize Vietnam’dan bir gönüllü daha katılacak. Tabii bir de ramazan ayı geldi. Benim için çok normal olan bu sürecin evdeki arkadaşlarım için akıl almaz bir durum olduğunu, onların yüzlerindeki ifadelerinden görüyorum. Türlü türlü sorular soruyorlar, iftar vakti dakikaları sayıp “çok az kaldııı”  diyorlar bizim için : )


Ve böylece zaman; biraz daha farklı, daha yeni etkinliklerle dolup taşarken akıp geçiyor.. Son 4 ayım kaldı. Bakalım daha neler olacak. : )
Görüşmek üzere

Tuesday, 7 May 2019

Her ay nasıl geçecek derken bir bakıyorum bitmiş bile : )


 Küçücük bir gezi bütün ayın hızlıca geçmesini sağlıyor bazen. Fransa’ya ikinci kez gittim bu ay, hem de kuzenimin kına gecesi için. Buradaki yolculuklarımın en güzel yanı her seferinde Prag’a gidiyor olmam sanırım. Bu sefer uçağım yine oradandı. Prag’da beni sevmiş olacak ki uçağım bir gün ertelendi ve havaalanının otelinde kaldım bir gece. Sonrası zaten su gibi akıp geçen bir hafta. Türkiye’deki kına gecelerini aratmayan hatta fazlası bile olan bir ortamdı benim için. Kültürlerin etkileşimini her şekilde anlamış oldum bu sayede. 

Dönerken tabii ki boş dönemezdim. Bütün hafta boyunca kendi ellerimizle hazırladığımız kurabiyelerden, baklava ve kına getirdim. Farklı bir kültürün içinde olmak, sana normal gelen şeylerin başka insanların şaşkınlıkla bakmaları en sevdiğim kültürel sohbet kısmı sanırım. Her gün demlediğimiz çay mesela, ne kadar da farklı geliyor onlara, biraz tedirgin olarak deniyorlar tadını. Ya da baklava, yufkanın ne demek olduğunu bilmeyen İtalyan arkadaşım, incecik yufkaya dokununca ‘bu kağıt mı?’ dedi mesela, ve sonrası tabii ki beğendiklerini söylemeleri : )

Ve nihayet ilkbahar geldi buralara da, her yer tekrar yeşermeye, en sevdiğim yürüyüş yolum herkesi ağırlamaya kaldığı yerden daha da neşeli bir şekilde devam ediyor. Bu ay ki en güzel aktivitelerimden biri de okuldaki öğretmen ile birlikte gittiğim gezi oldu. 15 km yürüdükten sonra hala çok mutlu görünebiliyorsanız, gerçekten sevdiğiniz birileriyle vakit geçirmişsiniz demektir. Her yıl düzenlenen bir etkinlikte, insanlar çocuklarıyla birlikte, aralarda mola vererek bitirdi kendi turlarını. Üç farklı güzergah vardı, 15 km, 25 km bir de 10 km tamamen düz olan, bebek arabasıyla yürünebilecek bir alan. Bir yandan hayran kala kala yürüyüp etrafımı izlerken, öte yandan gerçekten düşünmeden edemiyorum; “ Türkiye’de bu kadar küçük çocukları alıpta bu yürüyüşe çıkar mı aileler ?” diye. Ama hiç sanmıyorum maalesef. Buradan ayrılırken örnek alacağım en önemli şeylerden birisi de bu tarz konular sanırım: Aile içi görev dağılımı, çocuk var çıkamam dememe veya sorumluluğu tek bir kişiye yüklememe vb.

Bu sırada Erasmus+ projemiz “Değişime Doğru Adımlar”ın son aşamasını da tamamladık. Her ay bir hafta sonunu bir grup öğrenciyle birlikte geçirdik ve gerçekten güzel bir şekilde tamamladığımızı düşünüyorum. Workshoplar için kullandığımız otellerin doğa içinde olmaları da benim için sadece eğitim değil, aynı zamanda bu zamanları daha da keyifli kılan küçük tatiller oldu.



Bu aydan bahsedebileceğim en güzel etkinliklerden birisi de iki gün önce gittiğim bir etkinlikti sanırım. Buranın en iyi lisesinde 2 ders saatinde farklı gruplara biraz kendimi, biraz Türkiye’yi ve çokça İslam’ı anlattım. Çünkü davet eden öğretmen etik dersi öğretmeniydi ve özellikle de kendi dininden bahseder misin diye rica etti. Okullarda böyle güzel şeylerin olması beni çok mutlu etti açıkçası. Tek tanrılı dinleri incelemeleri, konuşmaları, hele de bu dinin içinden birini davet edip kendi ağzından dinlemek istemeleri takdire şayan. Oruç tutmanın göründüğü kadar zor olmadığını, böşörtüsü kullananların da saçı olduğunu, bütün dinlerin asıl amacının insanı iyiliğe götürmek olduğunu birbirimizden karşılıklı öğrenerek ve bu süreçten karşılıklı olarak zevk aldığımızı hissederek ayrılmak çok güzel bir duygu. Üstüne sorulan kişisel sorular da cabası : ) Ve şunu da söylemem gerekir ki, yabancılar için “teşekkür ederim” demenin bu kadar zor geleceğini hiç tahmin etmezdim : ) 

Ve gelelim en yakınlardaki gezi planlarıma : ) önümüzdeki hafta 6 günlük Easter ( Hz. İsa’nın ölümü ) tatilimiz var. Ben ve İspanyol arkadaşım Ana ile Çek Cumhuriyeti’ne gideceğiz. Merak ettiğim bir şehri olan Chesky Krumlow’da bir gece kaldıktan sonda iki geceliğine tekrar Prag’a gidiyoruz. Daha önce oraya gitmiş olsam da, sanırım gitmekten bıkmayacağım bir güzelliği var Prag’ın. Bakalım bu sefer hangi bilmediğim yönlerini fark edeceğim. Hele de tren yolculuğunun ardından varılan her durak, benim için her zaman başka bir heyecan uyandırıyorken.

Ve böylece hem buradaki 7. ayımı hem de kışı bitirmiş bulunuyorum. Gelecek ay; yeni etkinlikler, gezilerimin özetleri ve daha biri bitmeden öteki planlanan gezi planlarımdan bahsedebilmek ümidiyle, 
Hoşça kalın : )

Thursday, 28 March 2019

FARKLILIKLAR


Projemin yarısı, altıncı ayım bitti burada. Her ne kadar dilini bilmesem de, yinede burada beni buraya ait hissettiren ya da olumsuzlukların yanında “yinede” dedirten bir sürü iyikilerimi biriktirmeye devam ediyorum sanırım.

Derneğim dünyanın her yerinden gelen misafirleri vardı ayın başında. Myanmar, Hindistan, Endonezya, Ekvador, Bolivya, Portekiz, Çek Cumhuriyeti’nden. Sanki belgesellerden çıkıp birbirimizle sohbet ediyor gibiydik. Bizim hayatımızın olmazsa olmazları ( süt, çikolata, yoğurt, kıyafetlerimiz;çok sıcak olduğu için ayakkabı kullanılmıyor, montu sadece buraya geldikleri için almışlar vs.) , o insanların hayatlarının en ufak bir parçası bile değil onu gördüm bu sefer ki sohbetlerimde. Biliyorum farklı hayatların olduğunu ama birebir sohbet etmem bambaşka oluyor gerçekten. Dünyada neler oluyor onu anlıyorum. Dünya’nın her yerinde tanıdık yüzler edinmek gerçekten paha biçilemez bir duygu. Gidebilir miyim bilmiyorum ama en azından gidersem arayabileceğim insanların olması mutlu ediyor insanı.

Projeyle birlikte sene başında geziye gittiğimiz yere gittik yine. Mala Fatra. Buzun üzerinde nasıl yürünür, aynı yerdeki ortam nasıl değişir onu gördüm gezimizde. Projeden sonra ise patronlarımız ve bütün gönüllüler buranın en yüksek dağı olan High Tatras’a yürüyüşe gittik. Gördüklerime inanamadım resmen. Sene başında kendi kendimize gelmiştik buraya. Harika manzarası olan, içinde insanların kayık kiralayabildiği göl, şimdi insanların üzerinde yürüdüğü bir göl olmuştu resmen. Nasıl olurda bu derece donabilir bir göl. Normalde tümsekli olan dar yürüyüş yolları, kar ile birlikte insanlar için kayak pisti olmuştu. Anlayacağınız yazın başka, kışın bambaşka güzel olan iki yer. Bir an düşünmüştüm zaten gittim ben oraya diye ama iyi ki de gitmemezlik yapmamışım.

Rutinlerimin arasında, gittiğim okuldaki öğretmen beni ailesiyle birlikte akuaparka gitmeye davet etti. Farklı insanlar görmeye çok alışık olmayan bu küçük ülkede, sanırım haşema giyen birisinin bu kadar dikkat çekmesini normal karşılamalıyım : )  Fakat insanlar arasında bu derece soğukluğun olduğu bir kültürde, aile etkinliğine çağrıldığım için gerçekten şanslı hissediyorum kendimi. Ve hissediyorum ki bu öğretmen ile kurduğum bağ Türkiye’ye döndüğümde de devam edecek. Ve kim bilir belki de ben onu misafir ederim kendi evimde, ülkemde : )


Thursday, 28 February 2019

PROJE İÇİNDE PROJELER

Merhabalar : )
Bu ay beşinci ayımı doldurdum burada. Zaman bir yandan akıp gidiyor öte yandan da hiç geçmiyor sanki. Yeni geldiğin bir yere alışmak zaman istiyor sanırım. Yeni bir dil, din, kültür içinde kendimi kaybolmuş gibi hissediyorum bazen. Kişi en çok kendisiyle konuşuyor böyle durumlarda sanırım, kendisine soruyor “Nasılsın?” diye. Hiç tanımadığım bir Ayşe ile tanıştım sanki burada ve kendimin hiç farkında olmadığım yanlarımı öğreniyorum. Farklı bir kültüre, ülkeye gelmenin en güzel yanı da bu sanırım. Özel olarak bir şey yapmana gerek yok, kendini akışa bırak ve gör; kendini, kendindeki değişimleri.
Burası hayli küçük bir yer ama derneğim o kadar meşgul ki, sürekli farklı aktivitelerimiz, projelerimiz oluyor. Buradaki insanlar burada nasıl vakit geçirdiğimizi soruyorlar ama gerçekten de bir hayli yoğun geçiyor zaman. Biz bir yere gidemesekte dünya ayağımıza geliyor sanki. Derneğim EVS dışında başka projeleri de var ve dünyanın çok farklı yerlerine gönüllü gönderip aynı şekilde gönüllüler ağırlıyor. Bir yandan İngilizce derslerimize devam ederken öte yandan da farklı projelerine katılma şanslarımız da oluyor.

Wednesday, 30 January 2019

Adım Adım Değişim


Cristmas hazırlıklarıyla başladı yeni yıl hazırlıklarımız. Workshoplar, İnternational Cristmas akşamı ve iki haftalık yılbaşı tatilimizle devam eden süreçte, çoktan hepsini bitirip işimizin başına geri döndük bile.
Kültürleri, gelenekleri öğrenmeyi seven biri olarak inanıyorum ki bir sürü şey öğreniyorum burada. Geleneksel Cristmas yemeğimizde, Noel akşamında ailelerin bir araya gelmesinin ne kadar önemli olduğunu, yemek boyunca kimsenin masadan kalkmaması gerektiğini(yemek servisi yapan kişi haricinde), yemeğe önce bütün yıl sağlıklı olalım amacıyla bal yiyerek başlandığını, bazen de bal ile birlikte sarımsak yendiğini ve ardından sebze çorbası gibi bir çorba ile devam edildiğini deneyimledim. Etkinliğimizi derneğimizin cafesinde düzenledik ve gelen herkes evinden bir şeyler getirmişti.

Wednesday, 26 December 2018

Biriken Anılar


Bir ay daha geçti. Sanki daha dün ikinci blog yazımı yazmışım gibi hissediyorum. Bu kadar hızlı geçen zamanda aynı zamanda ne kadar da çok şey yapmışız diye düşünmeden edemiyorum. Hepsi son bir ay içinde mi yaşandı gerçekten?
Bratislava, Viyana, Budapeşte: Slovakya, Avusturya ve Macaristan’ın başkentleri. Dört günlük küçük tatilimizin, bir o kadar güzel ve yorucu gezisi. Yeni yerleri, kültürleri gözlemlemeyi seven biri olarak gerçekten güzel bir deneyimdi benim için. Birbirine birer saatlikte olan bu yerler, yolculuk sırasında sanki Ankara içinde farklı bir ilçeye gidiyormuş gibi hissettirse de, değişen tabelalardaki diller, ülkenin ekonomisin çok rahat bir şekilde sosyal ortamlara yansıması, bana farklı bir yere geldiğimi farkettiren unsurlar oldu. Bratislava, yaşanılabilir bir başkent, Viyana inanılmaz güvenilir bir ortama sahip, lüks ama bir o kadar da yapay bir güzelliği varmış gibi hissettiren başkent, Budapeşte ise içime biraz ürperti, korku salan başkent.

Thursday, 13 December 2018

Unutulmayacak anlar

Günler birbirini kovalıyor, zaman akıp gidiyor. Geleli neredeyse 2 ay oldu. Zaman nasıl geçecek derken, zamanı durdurmaya çalışıyorum sanki şu an. Bu kadar kısa bir zaman içinde bile ne kadar çok şey yaptım ve birbirinden farklı yerler görmeye, insanlar tanımaya da devam ediyorum. Hayatımda hiç bu kadar planlı olduğumu hatırlamıyorum sanırım. Hafta içi kurslar, hafta sonu geziler derken, bir bakıyorum yeni bir haftaya başlamışız. Ve aynı tatlı telaş birbirini takip ediyor. Rutin işlerimi ve hobilerimi yaparken bir yandan da her ayın farklı gündemleri ile ilgileniyoruz. Bu ay 5 günlük Ön-Varış Eğitimi’ne gittik başka bir ile. Dünyanın her yerinden Slovakya’ya gelen Agh gönülleri ile tanıştım. Herkes içinde başka bir dünya, başka bir hikaye… Birbirinden farklı insanlar; bazıları sessiz ve bir o kadar utangaç, bazıları filmlerden fırlamışçasına çılgın karakterlere sahip, hareketli.

Tuesday, 16 October 2018

Aç Yüreğini Bir Merhabaya

Merhaba, ben Ayşe - Ahoj, ja som Ayşe
Slovakya’da EVS projesine gidebileceğimi öğrendikten bir buçuk ay gibi kısa bir süre içinde kendimi burada, belki de daha önce hiç duymadığım bir yerde yaşarken ve oranın bir dili öğrenirken buldum.
İlk yurtdışı deneyimim :) Ve beraberinde gelen ilkler sürüsü…Yolculuğumun başladığı ana kadar inanamadım buraya geleceğime ve hala da inanamıyorum açıkçası.. Prag’da uçaktan indikten sonra, tren ile 5 saatlik yol gitmem gerekiyordu Slovakya’ya, kaldığım yere gelebilmem için. Biraz endişeliydim ama sanki her şey ayarlanmış ve beni bekliyor gibiydi. Pasaport kontrol noktasındaki polisin sohbetini, tren istasyonuna giden otobüs şoförünün yardımını, treni beklerken benimle sohbet eden abiyi ve trenden indiğimde beni karşılayan Mirka’nın gülümseyişini sanırım hiç unutmayacağım. İlk izlenimlerimde böylesine güler yüzerle karşılaşmış olmam içimi rahatlattı doğrusu. Geleli tam 3 hafta olmuş. Zaman su gibi akıyor. Buraya alışmamı sağlayan en önemli şey, sanırım buranın doğası ve özel olarak yapılmış, ormanın içindeki yürüyüş yolları. Gerçekten huzur veriyor.