Friday, 29 July 2022

KUZEY AFRİKA’DA ESC

Tunus’tan selamlar!

Öncelikle kendimi tanıtayım. Ben Ahmet Öztürk. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden bu sene mezun oldum, 24 yaşındayım ve Aksaraylıyım. Mezun olalı belli bir süre geçmişken ve stajdı, sınavdı düşünürken karşıma Tunus fırsatı çıktı. Bir süre katılsam mı katılmasam mı ikileminden ve bazı fikir alışverişlerinden sonra katılmaya karar verdim ve netice olarak şu an iki aylık ESC projemin bir ayını tamamlamış bulunuyorum. Burada belirtmem gerekir ki şu ana kadar iyi ki gelmişim diyorum ve umarım önümüzdeki süreçte de aynı fikirde olurum. Şimdi gelelim maceranın nasıl başladığına, nasıl devam ettiğine ve neler yaptığımıza.

Biz üç Türk arkadaş geldik, Anıl, Burak ve ben. İstanbul Havalimanından sorunsuz bir şekilde uçağımıza binip başkent Tunus’da bulunan Kartaca Havalimanına indik. Havalimanı küçük olmasına ve az uçuş olmasına rağmen yaklaşık 2 saat valiz bekledik. Valizlerimizi aldıktan sonra mentörümüz Mounir Abi bizi bekliyordu. İftar vaktini geçtiğimiz için hemen bir lokantaya geçip Tunus’taki ilk yemeğimizi yedik. Önceden de bildiğim üzere çorba ve yemekler acılıydı. Ben acı sevdiğim için sorun yok ama acı sevmeyen biri için zor olacaktır. Tabii baştan söyleyebilirsiniz de acısız olsun diye. Yemekten sonra çay içmek için çay bahçesine oturduk. Denemek için hepimiz de çay istedik. İşte benim Tunus çayına fobim tam burada başladı :D Gelen çay naneli ve bol şekerli, benim gibi çayı şekersiz içen biri için nane ve bol şekerli bir içecek damak tadına uygun değil. Çayı çok seven biri olarak bu bir bardak çayı zor içtiğimi söyleyebilirim. Elbette her yerin bir âdeti var ve yargılayamam ama beğenmediğimi söylemekte bir beis görmüyorum. Ben tedbirliydim ve Türkiye’den çay getirmiştim, siz de böyle yapabilirsiniz.

Yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra Sousse’a, kalacağımız eve geldik. Biraz evimizden ve muhitinden bahsedeyim. Evimiz Tantana bölgesinde ve denize 3-4 dakika. Tantana turistik bir bölge ve fazlaca otel, turistik bir bölge olduğunu hissettiren hediyelik eşya dükkanı vb. var. Yine de çok kalabalık değil ve ben sakin bir bölge olduğundan seviyorum. Etrafta büyüklü küçüklü marketler var ve alışveriş için bunları tercih ediyoruz. Doğal olarak Türkiye’de olup da burada bulunmayan bazı şeyler var. Örnek olarak yoğurt burada meyveli yoğurtlar (danone) şeklinde küçük olarak satılıyor. Yine de genel olarak çoğu sebze-meyve ve diğer gıda ürünleri buradaki marketlerden alınabilir. Bu faslı da burada bitiriyorum.

Biraz da yaptığımız etkinliklerden, aktivitelerden bahsetmek istiyorum. İlk aktivitemiz arkeolojik sitede yaptığımız çalışma. Burası mozaiklerin çıktığı bir alan, biz alanın temizlenmesinde, çıkan toprağın alanın dışına çıkarılmasında yardımcı oluyoruz. Arkeolojiye merak duyan biri için güzel bir etkinlik oluyor.

Diğer aktivite ise Flower Garden ama burada şimdiye dek bu etkinliğin olmadığını söylemeliyim. Biz Ramazan ayında geldik ve büyük çoğunluğunda buradaydık. Tunus’un çoğu Ramazan’da ya çalışmıyor ya da dinlenme moduna geçiyor. Flower Garden için de bu geçerli oldu ve henüz bir şey yapmadık. Bir diğer etkinliğimiz ise sahil ve sokak temizliği. Üzülerek söylemeliyim ki Tunus bu konuda çok iyi durumda değil ve her yerde çöp görebilirsiniz. Biz ise kendimizi bu konuda sorumlu hissederek elimizden geldiğince bir şeyler yaptık. Örneğin son yaptığımız temizlik aktivitesinde yaklaşık 25 torba çöp topladık evimizin yakınındaki bir boşluktan. Umarım yerel halk bu konuda bilinçlenir ve gerekli çalışmalar yapılır.

Bunların haricinde temel düzeyde iletişim kurabilecek kadar Arapça, daha doğrusu Tunusça dersi alıyoruz. Çünkü Tunus dili fasih Arapça’dan epey farklı. Fransızcadan birçok kelime almış ve bazı Arapça kelimelerin de söylenişi farklı. Mesela Arapça’da günaydın için "sabahu’l hayr" denirken Tunus dilinde “sbekhir” olarak söyleniyor. Arapça bilen bazı arkadaşların burada anlaşamadıklarını biliyorum. Bu yüzden Arapça öğrenmek veya geliştirmek için Tunus iyi bir seçenek olarak görünmüyor.

Bir diğer faaliyetimiz ise “cultural night” yani kültür geceleri. Burada herkes kendi ülkesini tanıtıyor. Türkiye, Fransa, İtalya, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan, Tunus şimdiye dek anlatılan, tanıtılan ülkeler. Ben bu etkinliği seviyorum çünkü hem o ülkeden olan gönüllü arkadaşımızdan bizzat ülke hakkında bilgi ediniyoruz hem de bir kaynaşma ortamı oluyor.

Bunun dışında bir üniversitede ESC ve Erasmus fırsatları hakkında bilgi verdik ve ardından ülke sunumlarımızı yaptık. Yabancı bir ülkede yabancı dilde (İngilizce) sunum yapmak kolay değil ama gerçekten kendimizi geliştirmemizi sağladığını söyleyebilirim.

Benim çok sevdiğim ve normalde de yaptığım bir diğer aktivite ise okul etkinlikleri. Bir ortaokulda çocuklara İngilizce dersi veriyoruz. Çocuklarla etkinlik yapmak, bir şeyler öğretmek güzel bir his. Onların bize verdiği enerji de yanında ekstra oluyor.

Bunlar rutin aktivitelerimizdi. Bazen de planda olmayan, sürpriz etkinliklerimiz oluyor. Misal bir gün bisiklete bindik ve 11 kişi, 1 saatten fazla süre bisiklet sürdük. Bisikleti seven biriyseniz ve böyle bir grupla bisiklet etkinliği yapıyorsanız ekstra keyifli oluyor. Söylemeden geçemeyeceğim başka bir şey de birbirimize yaptığımız davetler. İlk olarak biz diğer gönüllüleri davet ettik ve yabancı arkadaşlarımıza Türk misafirperverliğini gösterdik. Memleketten getirdiğimiz sucuk imkanlar dahilinde kahvaltımızın şeref konuğuydu.

Son olarak Tunus halkı hakkında bir şeyler söyleyeceğim. Tunuslular Türkleri seviyor. Genelde nereli olduğunu söylediğinizde “kardeş” veya “arkadaş” diyorlar ve birçoğu da bunu hissettiriyor. Sohbet etmeye çalışanlar, Türk dizilerinden karakter isimleri söyleyenler, öğrendiği bazı Türkçe kelimeleri söyleyenler oluyor. Bunlar güzel lakin her yerde olduğu gibi turist sevme olayı burada da var. Başta kardeş, arkadaş diyen bazı satıcıların ilk söylediği fiyatın dörtte hatta beşte birine indiklerine birçok kez şahit oldum. Bu nedenle bir şey almadan önce piyasasını bilmek ve pazarlık yapmak bence elzem.

Bu ayki macera bu kadardı. Gelecek ay görüşmek üzere!

Wednesday, 27 July 2022

Nisan Ayında Estonya

 Merhaba ya da tere, Nisan ayında Estonya’da gerçekleşen eğitim kursunda öğrendiğim şeylerden ve
anılarımdan bahsedeceğim blog yazıma hoş geldiniz. İlk defa böyle bir projeye katıldığım için oldukça
heyecanlıydım ve çok dolu geçen bir proje oldu o yüzden yazımı iki parçaya böleceğim; ilk önce
Estonya ve eğitim aldığımız yerden daha sonra da eğitimizden bahsedeceğim.

Tahmin edebileceğiniz gibi Nisan ayında Türkiye’den Estonya’ya gitmek iklim açısından biraz zorlayıcıydı ve hava durumu çok ani bir şekilde değişiyordu. Bu tarz zorluklar yaşamamıza rağmen oldukça görmesi güzel bir ülkeydi. Old Town çevresinde kurulmuş, sanat galerileri ve antika dükkanları ile dolu bir şehir olan Tallinn’de, proje katılımcıları eğitmenlerimizin bize verdiği görevleri yerine getirmeye çalıştığımız yerel halk ile iletişim kurup kültürleri hakkında sorular sorduğumuz gün en sevdiğim anlardan biriydi.



Eğitim aldığımız yer Lehemaa Ulusal Parkının yakınlarında Vihasoo isimli bir kamp alanıydı. Baltık denize oldukça yakın olan bu yerde taş devrinden kalmış devasa taşlar vardı. Ormanın ortasında ve şehirden uzak olduğu için eğitime odaklanmamız oldukça kolay oldu hatta bence eğitimin daha verimli geçmesini sağladı.






‘’Prevention Step By Step’’ isimli eğitimizin ana konusu şiddet ve şiddetten nasıl korunuruz/koruruz’du. Yaptığımız eğitimlerde beni en çok etkileyen ‘’Tiyatro Resmi’’ oldu bu derste ekiplere ayrılarak bir şiddet sahnesini gerçekleştirdik. Sahne dışında kalanlar ise tek tek bu sahnedeki
kurbanı nasıl daha iyi hissettirebilmek için minik değişiklikler yaptı. Yaptığımız diğer birkaç şeyden de
kısaca bahsedecek olursam; sadece sayılarla ses tonumuzu kullanarak tartışmaya çalıştık, birbirimizi
daha iyi anlamak için yakın ve uzak olma sebeplerimizi söyledik, takım olmayı başarabileceğimiz bir
oyun oynadık, güven testi yaptık.




Ekipteki en küçük ve en deneyimsiz kişi olmama rağmen herkes çok yardımcı ve nazikti. Estonya’ya ait çok güzel yemekler yedim. Kültür gecesinde diğer ülkeler ve kültürler hakkında çok fazla şey öğrendim. Ayrıca dünyaca ünlü video arama uygulaması olan Skype’ın Estonya’da kurulduğunu biliyor muydunuz? Tallinn’deki görevlerimizden birisi buydu. Eğitimde oldukça değerli bilgiler öğrendim ve bunların hepsini gelecekte uygulamayı çok istiyorum. Estonya’ya ilk geldiğim gün bir duvarda şöyle biryazı gördüm ‘’Don’t waste your time, or time will waste you‘’.  Yazımı bu güzel sözle bitirmek istedim benim için çok anlamlıydı umarım bunu okuyan sen içinde olur. Bu projeye katılmamı sağlayan IYACA sizlere de çok teşekkür ederim. Tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın!

VİLNİUS’DA GÖNÜLLÜLÜK

Tekrardan merhaba, ben Seda. Sizlere gönüllülük projemin yedinci ayını anlatmak istiyorum. Öncelikle belirtmeliyim ki zaman çok hızlı geçiyor. İlk günlerimde sürekli bu süreci nasıl geçireceğimi düşünüp, endişelenirdim. Hiç bitmeyeceğini düşündüğüm yılın, yedinci ayını göz açıp kapayana kadar doldurmuş oldum. Soğuk kış günlerini atlatmış olmak beni çok mutlu ediyor. Buz gibi hava hiç istemeseniz de sizi içeride kalmaya zorluyor. Vilnius’un bu kadar renkli bir atmosferi olacağını hiç düşünmezdim. Şehrin her yerinde çiçeklenen ağaçlar var. Şehrin kokusu değişti. Kış günlerinde bomboş olan sokaklar insanlarla doldu.

Nisan ayını Paskalya Bayramı’yla karşıladık. Günlerce hazırlık yaptık. Yumurtaları boyadık, kurabiye pişirdik ve süsledik, mum yaptık ve sepetlerimizi hazırladık. Çocukların mutluluğu görülmeye değer, her anın tadını çıkarmayı ve mutluluklarını paylaşmayı biliyorlar. Havaların ısınmasıyla uzun yürüyüşlerimiz başladı. Sabah aktivitelerinden sonra hazırlanıp dışarıya çıkıyor, parkları ve müzeleri ziyaret ediyoruz.

Günün kalan kısmını çoğunluklar arkadaşlarımla geçiriyorum. Proje sayesinde farklı milletlerden bireylerle tanışma fırsatım oldu ve birçok arkadaş edindim. Buluşuyor, yürüyüşlere çıkıyor, etkinliklere katılıyor ve etkinlikler oluşturuyoruz. Burada olmak bana çok iyi geldi. Her geçen günle geliştiğimi hissediyorum. Önümde dört ayım var. Güzel anılar ve dostluklar biriktirmeye devam edeceğim.

     Görüşmek üzere… 

                                                                                                                             Seda Çelik

Mayıs Ayında Porto

SAO BENTO TREN İSTASYONU, 1783'te tamamen yanan kilisenin yerine 1900'de Portekiz kralı 1. Carlos bu istasyonu yaptırdı. Duvarlarındaki azulejoları (Portekiz ve İspanya'ya özgü genelde mavi seramik)  ile ünlü bir istasyon. 1900' e kadar Porto ve Portekiz tarihini anlatan 20.000 azulejo  ile kaplı duvarları. Sanatçı Jorge Caloço'ya ait azulejoların tarihi 1916 ve en büyükleri kral ve kraliçenin şehre girişini ve savaşı anlatan azulejolar:

Uma imagem com texto

Descrição gerada automaticamente

Porto'da Campana ve Sao Bento olmak üzere 2 tren istasyonu var. Campana'dan ulusal ve uluslararası trenler, Sao Bento'dan ise bölgesel trenler kalkıyor. Tren istasyonu yani sıra, Sao Bento istasyonu turistlerin gözdesi ve turistik gezilerde ziyaret edilmesi gereken yerlerde listede ilk sıralarda yer alır.
I. LUIS KÖPRÜSÜ
I. LUIS KÖPRÜSÜ, okyanusa açılan Douro Nehri üzerinde pek çok köprü bulunuyor. Bunların en ünlüsü I. Luis Köprüsü. Porto'nun simgesi haline gelmiş bu köprü 1886'da, Gustave Eiffel'in partneri ve Eiffel Kulesi'nin yapımında ona yardım eden Teofil Seyring tarafından inşa edilmiş. Eiffel Kulesi'ne benzerliği ile dikkati çeken bu köprü, Riberia'yı Gaia'ya bağlıyor. 2 katlı olan köprünün üst katından tramvay, araçlar ve yayalar, alt kattan ise yayalar ve araçlar geçebiliyor. Ribeira'dan yürüyerek merdivenlerle köprüye çıkılıyor ve yürüyerek Gaia'ya ulaşabiliyorsunuz. Ama bu yürüyüşü gün batımında yaparsanız çok güzel bir manzarayı da izleme şansınız olur.
Ribeira bölgesinde yer alan bu essiz manzara etrafında birçok kafe, bar ve restoranlar bulunmaktadır. Çok keyifli vakit geçirmek ve arkadaşlarla toplanıp güzel ve eğlenceli vakit geçirmek için mükemmel  bir lokasyon. Burada bulunan mekanların birinde oturup köprü manzarasını izlerken kendinizi bir an için İstanbul´da hissedebilirsiniz.
-Fidan Uysal
Uma imagem com exterior, noite

Descrição gerada automaticamenteUma imagem com exterior, edifício, noite, ponte

Descrição gerada automaticamente

Tuesday, 19 July 2022

Atina Seyahati ve Elveda Yunanistan

Tekrardan merhabalar!! Nisan ayı bloguyla tekrardan karşınızdayım. Öncelikle size çalıştığımız gönüllülük projesiyle ilgili bilgi vereyim. Bu ay yine öncekinde olduğu gibi sahil, orman, park temizliği ve ihtiyaç sahipleri için gıda paketlemesi yaptık. Easter workshopına katıldık. Herkes kendi kültürlerinden Easter bayramı için hazırladıkları yemekleri, içecekleri getirdi. Oldukça keyifli bir workshoptu.

Bu ay önceki aya nazaran daha sıcaktı. Seyahat için çok güzeldi. Bu nedenle arkadaşımla Atina’ya gitmeye karar verdik. Öncelikle güzergah ve konaklama için araştırmalarımızı yaptık. Otobüsle 2 saat gibi bir sürede Xylokastro’dan Atina’ya ulaştık. Otobüsten indikten sonra yarım saat yürüme mesafesiyle hostelimize ulaştık. Konum olarak çok merkezi ve ucuz bir yer seçmiştik. Hostelimiz hemen Monasteraki meydanına 10 dakika yürüme mesafesinde, aynı zaman da Akropolis’e de 10 dakika yürüme mesafesindeydi. İlk gün çevreyi, Monasteraki meydanını, mağazaları gezmekle geçirdik. Oldukça keyifliydi. Gerçekten sıkılmadık. Görülecek çok şey vardı. Ertesi gün ise Akropolis’e gitmeyi düşünüyorduk ancak Avrupa Birliği pasaportu olmayanlar için ücretsiz giriş mevcut değildi. Biz de vazgeçtik. Tekrardan çevrede gezmeye yeni yerler aramaya başladık. Bu nedenle yeni bir rota oluşturduk. Ermou Caddesi’ne gitmeye karar verdik. Burası İstanbul’un Taksim Meydanı’nı anımsatıyordu. Geniş yürüme yolları ve yolun kenarında mağazalar vardı. Güzel bir yürüyüştü. Daha sonra Anafoitika’ya gittik. Eski küçük binalarıyla görülmeye değer bir yerdi. Akropolis’in yakınında bulunan bu yerleşim yeri çevresinde tavernalar barındırıyor. Eğer yemek yemek isterseniz. Atina’nın ünlü tavernalarını da burada bulabilirsiniz. Daha sonraki günler de aynı şekilde çevre yerlerde dolaşarak geçirdik.

Xylokastro’ya geri döndük. Elveda partisi yaparak güzel bir şekilde projemizi noktaladık. Gerçekten güzel bir deneyimdi. Okuduğunuz için teşekkürler. Umarım önümüzdeki projelerde de tekrardan görüşürüz! Sağlıcakla kalın.


Xylokastro'da 1. Ayım

 Xylokastro’da ne yapıyorum?

Herkese merhaba, ben Öykü. 21 yaşındayım ve psikolojik danışmanlık lisans öğrencisiyim. Bugün sizlere IYACA sayesinde masmavi Yunanistan denizlerinden sesleniyorum... İçerisinde yer aldığım kısa dönem projesi ile 2 aylık bir süre boyunca Yunanistan’ın bir kasabası olan Xylokastro’da kalacağım. Şimdiden ilk ayımı tamamladım bile. Bu ay Yunanistan’da birçok yer gezdim, birçok insanla tanıştım ve birçok şey öğrendim.

Bu ay gezdiğim yerleri size anlatmadan önce kısaca Xylokastro’da günlerimin nasıl geçtiğinden bahsetmek istiyorum. Burası oldukça küçük ve keyifli bir sahil kasabası. Eğer Ege Bölgesi’nde (özellikle de benim gibi İzmir’de) yaşıyorsanız eminim size hiç yabancı gelmeyecek. Aslında kültürümüz çok benziyor buradaki insanlara; çocuklarımız, yaşlılarımız, yoldan geçerken birbirlerine selam veren insanlar… Belki de küçük bir kasaba olmasında kaynaklı insanların yüzündeki samimiyet ama hiçbir zaman yalnız bırakmıyorlar bizi, ellerinden geldiğince yardım ediyorlar. Size önemli bir öneri de bulunmak isterim eğer siz de Yunanistan’a gelecekseniz paranızı burada dikkatli kullanmalısınız. Diğer Avrupa ülkelerinden biraz daha pahalı bence. Küçük birimlerin ve yeni yiyeceklerin büyüsüne kendinizi kaptırırsanız birkaç maddi sıkıntı da sizinle gelebilir bunu sakın unutmayın. Ben proje sürecimde bütçemi elimden geldiğince gezmeye ayırdım. 

Ev hayatına da değinmeden geçmek istemem. Her birey birbirinden farklıdır ve aynı evi farklı insanlarla paylaşmak her zaman zordur. Hele ki bu insanlar birbirinden farklı kültürlerden gelen ve 9 kişiden oluşan bir ekip ise… İlk haftalar eve ve evin kurallarına adapte olmakta biraz zorlandım. Rahatsız olduğum ya benim için problem olan durumlar yaşanmadı tabii ki ama herkesin kendine ve kültürüne göre yemek, temizlik, düzen gibi konularda farklı özellikleri var. Bunlara uyum sağlamak biraz zamanınızı alacaktır. Birinci ayım bitmesi ile birlikte bu farklıklara çokça alıştım. Burada birlikte yaşamamız her şeyden önce kültüre duyarlı insanlar olmayı öğretiyor bize ki bu deneyim parayla satın alınamayacak kadar büyük.

Aslında buradaki gezilerim Bulgaristan’dan başladı… Birkaç aksilik sonucu otobüs biletlerimizin 10 saat süren İstanbul- Atina bileti olduğunu düşünürken biletimiz 3 gün süren İstanbul- Haskovo, Haskovo- Bükreş, Bükreş- Atina olması bizi çokça yorsa da bizimle aynı mağduriyeti yaşayan birbirinden tatlı 7 Türk’le tanışmamız gezimizin en keyifli kısımlarından biri oldu. Kısa (aslında 3 gün süren uzun) bir yolculuğun ve Bükreş gezisinin ardından Xylokastro’ya geldik. Evdekilerle tanışmak, sahili temizleyerek işe başlamak, kasabayı keşfetmek ve en önemlisi kendimizi yeni bir dilin içinde bulmak oldukça heyecan vericiydi. İnsanların kuvvetli bağlar kurmaları için birbirlerini çok çok iyi anlamları gerektiğini düşünürdüm hep ama öyle olmuyormuş. Çat pat konuştuğumuz ve birbirimizi az az anladığımız İngilizcelerimizle de olsak ilk haftanın sonunda çoktan ısınmıştık birbirimize. İlk hafta sonu Yunanistan’ın ünlü bir ilçesi olan Kalamata’da buldum kendimi. Burası da küçük bir yer aslında ama Xylokastro’dan çok daha canlı. Denize girdik, şehrin tarihi yerlerini gezdik. Buranın zeytini ve nazar boncuğu ünlüymüş buna çok şaşırdım. Bize gerçekten çok benziyor kültürleri. İkinci hafta sonu çok güzel bir planla -bence Mora yarımadasının en büyülü yerlerinden biri olan- Nafplio’nun büyülü kollarına attık kendimizi. Burası çok güzel bir şehir. Rengarenk evler, upuzun sokaklar, sirtakiler… Bir de kocaman bir kalesi var, büyüleyici bir manzarayla yaklaşık 2-3 saat tırmanmak bile zor gelmiyor inanın. Üçüncü haftaya geçtiğimizde ise Patras’ta bulduk kendimizi. Patras’ın da çok güzel bir atmosferi ve kalesi vardı. Son hafta ise Korint’i ziyaret ederek ilk ayımızı tamamladık. Otobüs hatlarına KİTEL diyorlar burada. Kitel’lerle ulaşım oldukça kolay olsa da bir yere gitmek için mutlaka aktarma yapman gerekiyor. Bu otobüslerde uyumayı sevenler için biraz üzücü bir durum olsa da istediğiniz yere kolayca ulaşabiliyorsunuz. Eğer kalabalıksanız bazı aktarma merkezlerinden dönüşte taksi kullanmayı seçebilirsiniz özellikle akşam saatlerinde kitel seferleri olmuyor ya da uzun bekleme aralıkları yer alabiliyor. Özellikle kalabalıksanız sadece birkaç euro farkla Xylokastro’ya kolayca gelmeniz mümkün.

İlk ayımın sonunda başlarken çat pat olan İngilizcem, buradaki arkadaşlarımla dertleşebileceğim zaman zaman birlikte ağlayıp zaman zaman birlikte gülebileceğimiz kadar gelişti. Artık kendimi çok rahat bir şekilde ifade edebiliyorum. Dönünce ilk işimin Türkiye’de bir konuşma kulübüne gitmek olacağına yemin edebilirim.

Hayat benim için bir masal kitabı gibi hayatıma giren herkes ya da her şey iyisiyle kötüsüyle benim hikayemin birer parçası oluyor. Burada geçirdiğim bir ay süresince kitabım birbirinden güzel renklerle süslenmiş birçok sayfa ile dolmaya başladı bile. Bu süreçte bana destek olan ve bu renkli anıları hayatıma katmamı sağlayan herkese sizlerin aracılığıyla teşekkür etmek istiyorum. Eğer yolunuz bir gün Xylokastro’ya düşerse benden selam söylemeyi unutmayın!




  • Naile Öykü Muslu



Friday, 15 July 2022

TUNUS GÜNLÜKLERİNDEN HERKESE MERHABA

8 nisan tarihinde  3 arkadaşımla beraber Tunus’un Susa şehrine geldik. Bu fırsatı bizlere sağlayan IYACA derneğine ve ekibine çok teşekkür ederiz. Sizlere bu 1. ay için ESC faaliyetleri Tunus hakkında bilgiler vereceğim.

FAALİYETLERİMİZ

Faaliyetlerimiz konusuna gelecek olursak. Çalışırken kendimi huzurlu ve şanslı hissettiğim faaliyetlerden birisi olan arkeolojik çalışmalardır. Böyle bir deneyimi ilk defa yaşadım ve çok özeldi benim için. Roma döneminden kalan mozaiklerin olduğu bölgede çalışmak gerçekten sizi tarihin içinde bir yolculuğa çıkarıyor. Sahil ve sokaklarda çöp temizliği yapmak bizi gören insanlarda bir bilinç uyandırıyor.

Biz ayrı olarak sosyal faaliyetlere de katılıyoruz. Örneğin bir kısa film galasına katıldık. Ve filmin yönetmeni ve ekibiyle birlikte filmi değerlendirme imkanı bulduk.

Diğer faaliyetlerimizden bahsedecek olursam. Üniversite öğrencilerine ülkemiz hakkında genel bir bilgilendirme sunumu yaptık. Tunus halkının Türk kültürüne olan merakı beni gerçekten çok şaşırttı. İnsanlar sizin Türk olduğunuzu anladığında 1-2 kelime Türkçe konuşuyorlar.

TUNUS VE YEMEK KÜLTÜRÜ

Tunus yemek kültürüne gelecek olursak açıkçası eğer acıyla aranız iyiyse hiç aç kalmazsınız. Maalesef benim acıyla aram hiç yok ve burada acıyı gerçekten çok seviyorlar. Harissa adını verdikleri salçaya benzer acı soslarını neredeyse her şeye kullanıyorlar. Ve ayrı olarak ton balığını da mümkün oldukça her yemeğe katıyorlar.

Sokak lezzetlerinin de baş kahramanı yine harissa ve ton balığı. Ayrı olarak burada kuskus çok tüketiliyor. Çok ince bulgura benzeyen bir yapısı var.

TUNUS HAKKINDA GENEL DÜŞÜNCELERİM

1 aydır buradayım. Ve burada olmaktan çok memnunum. Yeni insanlarla tanışmak, yeni yerler ve kültürler görmek ve en önemlisi çevreye ve insanlara faydalı olacak bir şeyler yapmak insanı gerçekten çok mutlu ediyor. Tunus ve beraberinde ESC benim için burayı muhteşem yapıyor. 2.

Ayımda ise sizlere Tunus’un gezilmesi gereken yerlerinden bahsedeceğim.


Rüya Şehir Budapeşte'deyim!

MERHABAAA !
Kaposvar'dan herkese selamlar. Mart ayına geldik ve yaz yaklaşıyor…Ben de bir  o kadar yazı özledim. Macaristan'da genellikle kış ayı yağmurlu ve gerçek anlamda soğuk geçiyor diyebilirim. Özellikle yağmur kışın çoğuna hakim. Ama havanın yağmurlu veya soğuk olması benim diğer şehirleri keşfetmemi etkiliyor mu? Tabi ki hayır. İşte bu yazımda sizlere güzeller güzeli, rüya şehir Budapeşte'den ve Balato'nun incisi Siofok'dan bahsedeceğim.

Öncelikle anlatmaya başkent Budapeşte'den başlamak isterim. Budapeşte'ye Kaposvar'dan yaklaşık olarak iki buçuk veya üç saat sonra ulaşabilirsiniz. Ulaşım aracı olarak tren veya otobüs kullanmanız mümkün. Otobüs ve tren durakları da birbirine oldukça yakınlar. Otobüs tercih edecekseniz öğrenci indiriminden faydalanmanız mümkün fakat trene oranla biraz daha pahalı diyebilirim. Hafta sonu sağlanan genç indirimleri sayesinde uygun fiyata Budapeşte'ye yolculuk yapabilirsiniz.(Yaklaşık olarak 2500 ft). Budapeşte gezip görebileceğiniz oldukça güzel yerler var ve özellikle Kaposvar gibi küçük bir şehirden sonra hafta sonu yapılan Budapeşte gezileri oldukça zevkli diyebilirim. Budapeşte oldukça büyük bir şehir ve oldukça uluslararası bir ortamı var. Eğer benim gibi eğlenceye oldukça ilgili biriyseniz INSTANT Club ve HEAVEN en iyi eğlence mekanlarından ikisi. Aynı zamanda Asya mutfağından hoşlanıyorsanız eğer, çok iyi sushi yiyebileceğiniz restoranlar var diyebilirim. Mutlaka gezip görmeniz gerekenlerden ilki Chain Bridge…Buda ve Pest arasındaki ilk kalıcı köprü olarak biliniyor ve turistik açıdan oldukça ünlü bir yer.

Fishermen’s Bastion yani "Balıkçı Tabyası" Budapeşte'yi tamamen izleyebileceğiniz önemli bir noktaya ev sahipliği yapıyor. Binanın amacı, Macar devletinin 1000. doğum gününü kutlayacak olan bir grup gelişmenin parçasıymış.

Diğer gezip görebileceğiniz ünlü yer ise Parlamento Binası. Bu bina özellikle akşam harika bir manzaraya ev sahipliği yapıyor. Yaz akşamları Tuna nehrinden geçen farklı teknelerle turlar düzenleniyor. Özellikle akşam fırsatını buldukça Budapeşte'nin bu eşsiz güzelliğini kaçırmamanızı tavsiye ederim.

Sizlere yazın gidebileceğiniz diğer bir güzel şehir Siofoktan da bahsetmek isterim. Siofok’a direkt olarak Kaposvar otobüs terminalinden kalkan otobüslerle ulaşım sağlayabilirsiniz. Genel anlamıyla Siofok Macaristan'da yaz zamanı gidebileceğiniz ve hoş zaman geçirebileceğiniz yazlık oteller ve evlerden oluşuyor. Aynı zamanda birçok tekne turuna da katılabilirsiniz. Ben gittiğimde Balaton gölünün bu kadar büyük olduğunu zannetmemiştim ki Siofok yazlık yerlerden yalnızca bir tanesi. Fonyod, Tihany gibi birçok yerler de var. Şehir merkezi biraz küçük ve yapılacak aktivite sayısı az diyebilirim. Yaz mevsiminde oldukça hareketli olacağı kanısındayım. Hemen aşağıya bir fotoğraf bırakıyorum.
Yavaş yavaş blog yazımın sonuna gelmiş bulunmaktayım, sizlere Macaristan'da çok beğendim iki şehri kısaca olsa tanıtmak ve seyahat etmek istedim, Avrupa Gönüllü Hizmeti projelerinin en harika taraflarından biri ve gönderici kuruluşum IYACA sayesinde ben de bu fırsatı yakalama şansı buldum ve birçok güzel şehri ve mekanı keşfettim. Gönüllü olmak bana çok şey katıyor bu nedenle bence  siz de cesaret edip gönüllü olmalısınız. Bu sayede birçok yeni kültürü keşfetme şansı yakalayabilir ve sahip olduğunuz becerileri geliştirebilirsiniz. Ben sizlere hikayelerimi anlatmaya devam edeceğim fakat şimdilik hoşçakalın.

Thursday, 14 July 2022

Tunus’ta Yemeklere Dair

İlk önce bana bu fırsatı sunan başta IYACA'ya, Serdar ağabeye çok teşekkür ediyorum. Bizimle oldukça ilgililerdi. Tunus'un Sousse şehrine 2 aylık olarak geldik. Sousse ("sus" diye telaffuz ediliyor.) şehrinin Tantana denilen bir yerinde kalıyoruz.

Havalimanına İndiğimizde
Başkent Tunus'a indiğimizde oldukça sevimli ve düzenli bir yer olması dikkatimi çekmişti. Mentörümüz Mounir Ağabey bizi karşılamıştı.  Havalimanından çıkmadan önce ilk olarak kendimize internet paketi aldık. 25 GB internet 30 Tunus Dinarı yapıyor.  İnternet ve hat işini hallettikten sonra mentörümüz bize önce yemek ısmarladı. Aslında Ramazan'da çoğu yer -lokantaların büyük bir çoğunluğu da dahil olmak üzere- kapalı. Bizde Ramazan'ın 2. haftası gibi gitmiştik. Ramazan'da sadece bazı yerler açık oluyor. Mentörümüz de bizi, başkentte açık olan bir lokantaya götürdü.

Tunus'ta Yemeklere Dair

İlk önce, çorba ve mezeler geldi. İkisi de acıydı. Tunuslular, acıyı çok seviyor. Acısız yemekleri yok gibi. "Harissa" adında acılı sosları var. Tam acı severler için bir acı diyebilirim. Bunun yanında ton balığını da çok seviyorlar. Mezelerin ve salataların üstünde mutlaka ton balığını görebilirsiniz. Ton balığı ve acı (harissa), Tunusluların vazgeçilmezi gibi. Ton balıklı pizza bile görebilirsiniz.

Çorbadan sonra "briq" adında bir ara sıcak geldi. Üçgen görünümlü bir yemek. Yufka ile yapılmış ve içine yumurta kırılmış bir şekilde servis yapılıyor. Ortadan ikiye kestiğinizde yumurtanın sarısı akıyor. Herkesin damağına hitap edecek bir yemek değil. Her yerden de yenmez çünkü bazen yumurta pişmemiş olabiliyor.

Daha sonra ana yemeğimiz olan Eskalop/Iskalop geldi. Bildiğiniz tavuk. Hem ızgara şeklinde geldi hem de şinitzel tarzında geldi. Neye göre farklı geldi tam olarak anlayamadım ama güzeldi. Yemekten sonra ise tatlı niyetine isteğinize göre portakal ya da şokella geliyor.

Tunusluların kendilerine özgü bir de çayları var. Bu çay, naneli ve -bana göre- oldukça şekerli. Yine de içilir ama şeker sevmiyorsanız sizi çok bayacaktır.

Tunus'ta siyah zeytinler sanırım yeteri kadar salamura edilmiyor. Türkiye'deki siyah zeytinlerden biraz farklı. Ancak yeşil zeytinleri oldukça güzel.

Gelelim meşhur "kuskus" yemeğine. Bizdeki kısır yemeğindeki bulgur gibi ince, belki de daha ince. Açıkçası lokantalarda kuskus yerken sıcak kısır yemiş hissiyatına kapılıyordum. Ancak evlerde yapılan kuskus yemeğinin çok daha lezzetli olduğunu duydum.

Lokantalarda menüsüz bir yere oturmayın derim. Çünkü biz Sousse şehrinin Medina'sında bir lokantaya gidip oturduk, menü istedik ama menü olmadığı söylendi. Biz de boş bulunup oturduk ve bize kuskus yemeği, 30 Tunus Dinarı'na geldi. Tabii ki kuskus yemeğinden önce çorba vs. geldi ama kesinlikle 30 Dinarlık bir yemek değildi. Bizi  turist olarak görüp epey fiyat geçirdiler.

Sokak Yemekleri

Tunus'un sokak yemeklerinden olan Chapati ise bizdeki bazlama ekmeğinin arasına yapılan sandviç gibi. Arasına tabii ki harissa (isteğe göre koydurmayabilirsiniz), patates, yeşillik, mayonez, omlet (special söyleyince omlet de koyuyorlar.) ve tabii ki ton balığı koyuyorlar.

Ben ilk chapati yediğimde Hamam Sousse taraflarında yemiştim ve beğenmemiştim fakat bizim kaldığımız evin yakınındaki dükkana gidip yediğimde ise bayılmıştım.

Yukarıdaki fotoğraf bizim Tantana'da kaldığımız evin hemen yakınında. Burası, önceden yediğimiz yere kıyasla epey güzel yapıyor. Gerek hazırlanışı gerek tadı olarak epey fark vardı. İçindeki malzemelere göre fiyatı artıyor. Ortalama fiyatı 4 Tunus Dinarı.

Sokak yemeklerinden bir diğeri olan "mlavi"yi ise chapatinin dürüme sarılmış hâli olarak düşünebilirsiniz. Dürüm olması dolayısıyla ben genelde chapati yerine mlavi yiyorum. Ortalama fiyatı 4-5 Tunus Dinarı.

Taco Görünümlü Yemek

Tunusluların bir diğer sokak yemeği, makloub. Taco ekmeği gibi bir ekmeğin içine garnitürüyle birlikte şavurma/eskalop koyuluyor. Taco ekmeği görünümlü bazlama da diyebiliriz.  İçinde tabiiki harissa var. Henüz içine harissa katılmayan bir yemek görmedim.

Döner Olsa da Yesek

Canınız çok mu döner çekti? O zaman "şavurma" yiyebilirsiniz. Dönerden hiçbir farkı yok. Ekmek arası, tombik (chapati) ya da lavaş arası(mlavi) gibi seçenekler de var. Yani Türkiye'den hiçbir farkı yok. Sadece yine harissa koyabilirler. Harissa istemiyorsanız "harissa le" demeniz yeterli. Ortalama fiyatı 5-6 Tunus Dinarı civarında.

Tunus'ta Türk Kahvesi

Tunus'ta Türk kahvesi de içebilirsiniz. Bazen adı "Arabic coffe" olarak geçebilir ama genellikle "Turkish coffe" olarak bilinip söyleniliyor. Bildiğiniz Türk kahvesi. Şekersiz Türk kahvesi içmek istiyorsanız bunu belirtmenizde fayda var.

Baklava Görünümlü ama Değil

Tunus'ta "makroudh" adlı bir tatlı var. İlk bakışta baklavayı andırıyor. Sanırım tereyağı ile yapılıyor. İçinde ezme şeklinde hurma bulunabiliyor. Hamurunun dokusu da bir farklı. Tadına bakmanızı öneririm fakat beklentiyi çok da yüksekte tutmayın.

Bunlar haricinde elbette başka tatlar da var fakat ben henüz denk gelemedim. Mesela “lablabi” adında bir yemek var ve menülerde de yazıyor fakat lablabi istediğimde o yemeğin “şu an” olmadığını söylüyorlar.

Şimdilik bu kadar. Görüşmek üzere!

La Revedere România

Merhaba arkadaşlar, Romanya’dan son blog yazımı sizlerle paylaşıyorum. 3 ay  boyunca çok güzel anılar biriktirdim. Yeni insanlar yeni ilişkiler yeni dostluklar kurdum. :) Geldiğim ilk gün yurt koşullarına alışmakta zorlanırım diye düşünüyordum fakat şu an evim gibi  hissettiğimi ve ayrılırken üzüldüğümü söyleyebilirim.

Her ay için ekstra 2 günlük izin hakkımız bulunuyordu. Bizler de tüm izin günlerimizi son haftaya bıraktık. Okula veya ofise gitmiyorduk boş vaktimiz bir hayli fazlaydı. Gitmeye fırsat bulamadığımız müzelere gittik. Arkadaşlarımla  kahvemizi alıp yeni yeni parklar keşfettik.

Kışı güzel olduğu gibi yazı da bir güzel Romanya’nın.   Farklı bir ülke, yepyeni fikirler yepyeni düşünceler günlük hayatınızda sık görmediğiniz şeylerle karşılaşacaksınız bazen. Bambaşka bir kültür için sıradan olan şeyler size olağanüstü gelecek. Ve en sonunda veda gecemiz, meğer ne çok alışmışız birbirimize. Ama her son bir  başlangıçtır.

Tek pişmanlığım önce kısa dönem ESC projesi yapıp daha sonra  uzun dönem olan bir projeye gitseydim. Maalesef şu an uzun dönem projeyle  geldiğim için sonrasında kısa dönem proje hakkım olmuyor.  İYACA sayesinde iyi ki böyle bir fırsatı yakalamışım. Buradaki ev sahibimiz  SAKURA’ya da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Arkadaşlar yurt dışı fırsatlarını kovalayın!! Hayatınızdaki en değerli deneyimlerden biri belki de. Hepinize bol şans! Kendinize iyi bakın. Gönüllü kalın.