Friday, 17 April 2020

Karantina Günlükleri-2


Merhaba sevgili karantinadaki günlük,
Seni böyle adlandırmak da bir tuhaf oldu ama bu da senin diğer yazılardan farklı olmanın bir nedeni. Nasıl geçer diye düşünürken on gün daha geçti bile ve hayretle düşününce verimli bir o kadar eğlenceli zamanın dibine vurmuşuz.
İlk olarak karantina sebebiyle yapılan görüntülü aramalı ünlü KERIC toplantılarında en büyük kararımız eğitime devam etmekti. Toplanılan birkaç fikirle online derslere devam etmeye karar verdik. Bu pandemik olayın da eğitmi etkilemesine izin veremezdik ve bu haberi öğrencilerimizle paylaştığımızda harika dönütlerle karşılaştık. İlk haftamızı ders sonu değerlendimeleri sonucu başarılı bulduk. Bunun bir sebebi tabiki öğrencilerin özellikle okul çağındaki çocukların online dersi daha eğlenceli bulmalarıydı. Biz de bu durumun avantajından yararlandık diyebiliriz.
Peki biz internet üzerinden her şey normal devam ediyor gibi gözükürken nasıl yaşıyoruz diye düşündürür insana.Çünkü yurtdışında durum daha ağır gibi gözüküyor ya da daha büyük sorunlar varmış gibi. Bunların aksine karantina dönemine başladığımızdan beri yaşadığımız şartları biraz sınırlayarak günlük rutinlerimize devam ediyoruz. Cadca’nın çok küçük bir şehir olması belki büyük bir avantaj ama insanların bilinçli olması büyük bir avantaj.
Adım atamadığımız şehirlerin fotoğraflarına bakarken içimiz gidiyor ama biliyoruz ki bu süreci atlattıktan sonra oralara yürümek değil koşacağız. Arada doğaya çıkma kaçamaklarımız var ama onu haricinde evdeyiz. Evde gün geliyor yedi kişi birleşip dil öğreniyoruz ve öğretiyoruz, film izliyoruz, yemek yapıp gün boyunca yemek yiyiyoruz, oyunlar oynuyoruz, dans ediyoruz ve daha bahsetmediğim akla gelmeyecek ama karantina günlere yakışacak ne saçmalıklar. Yani diyorum ki evde kalıyoruz, siz de evde kalın. Eğer ne yapacağına dair bir fikriniz yoksa ulaşın bana çünkü artık bu konuda master olmuş durumdayım. Bundan sonrası nasıl olur biter hiçbir bilgim yok ama yine bir sürü anı ile bu sitenin bir köşesinde olacağım. Sağlıklı günler




Karantina Günlükleri-1



Bugün yaşamımıza sınırlar koyalı, bizim ev yaşantısına adım atalı, yaşadığım yerdeki herkesin panik haline geçeli, karantina duyurusu yapılalı tam bir hafta oluyor. Nasıl geçtiğine dair bir fikrim olmamasıyla beraber harika zamanlar geçirdiğimi sadece fotoğraflarıma bakarak anlayabiliyorum. Aklımdaki anılarımı konuya dahil etsem eminim ki siz okumaktan sıkılmazsınız ama bazı şeyler sadece akılda güzel. Beraber yaşadığım herkesi tek tek anlatmadığım gibi çünkü onlar en güzel aklımda duruyorlar.
Heralde ilerdedir yaşanacak günlerin en güzelleri diyerek gelecek karantina günlerini bekliyorumdur. Neler yaptım ve neler yaparım diye sorunca kendine karşıma kocaman bir liste çıkıyor. Öncelikle neler yapabilirim evden çıkmadan, olabildiğince az insanla görüşerek diyerek başladım hareket etmeye. Bu demek oluyordu ki yaşadığım mükemmel 6 kişiyle 7/24 ten ne kadar fazla olur bilmiyorum ama daha fazla beraber zaman geçirmeye,öğrenmeye, öğretmeye ve tabi ki eğlenmeye vaktimiz olacak. Biz de başladık dil, müzik, spor alışverişine. Bunlar ne demek oluyor diye soraca olursanız her şey demek benim için. Normalde sene başında öğrenmeye başladığım ama Slovakça’ya önem vermekten çalışamadığım İspanyolca ve Fransızca derslerine minik bir tekrarla yeniden başladık ve mükemmel bir motivasyonun başlangıcı oldu. Bir öğrenciye sahip olsam da Türkçe öğreterek kazanç sağlıyorum ben de bu alışverişte. Müzik alışverişine gelirsek herkesin farklı yeteneklere sahip olması büyük bir şans bizim için. Biz de arta kalan şimdilik iki hafta olarak konuşulan ama bir aya ya da daha fazla olacak olan bu zamanı değerlendirmenin yollarını ararken bir de müzikten yardım alalım dedik. Spor demişken de onu da açıklayayım. Geriye dönüp bakınca hiç olmadığım kadar aktif olmaya başladığımı farkettim. Öncelikle bu karantina olayından önce yogaya gidiyordum ki artık o devam etmiyor. Sonra koşuya başladım ve mükemmel olmasam da bu zamana kadar yaptığım en mantıklı  hareketlerden biriydi. Tabiki bisiklet sürmekten bahsetmiyorum çünkü en keyif aldığım şey şu hayatta. Ta ki en olmadık yerlerde sürmeye başlayınca farkettim bir kez daha her şeyin kondisyon olduğunu. Bakalım daha neler göreceğiz şu günlerde. Ben neymişim be dedim açıkçası.





Friday, 10 April 2020

KORKULAR VE HAYALLER


Güzel bir akvaryumun içinde yaşıyoruz ama denizin olduğunu görmüyoruz. Belki de bunun en büyük nedeni korkularımızdır. Ancak korku aynı zamanda içinde, bu durumdan kurtulabileceğimizin umudunu da barındırır. Sadece, çoğumuz bunu görmek istemez. Ama ben görmeyi tercih edenlerdenim. Anksiyetemle yaşamayı her ne kadar öğrenmiş olsam da ilerlemesini engellemek, belki de yavaş yavaş azaltmak için, bulduğum bu fırsatı değerlendirmek istedim. Güvenli bölgem olan evimden çıkmak normalde bile bana zor gelirken başka bir ülkeye gitmek, iki ay boyunca farklı bir yaşam tarzı benimsemek ilk başta o kadar zor geldi ki… Defalarca vazgeçme düşüncesi beynimi ele geçirmeye çalıştı ama korkularımı yenme isteği her zaman daha ağır bastı ve bana göre büyük bir çılgınlık olan yurtdışına çıkışımı gerçekleştirdim. Bükreş’e indiğimde mentorumuz olan Mihai, oldukça samimi bir şekilde beni karşıladı.  Bu samimi ve içten karşılama başlangıçta duyduğum endişelerimi azaltmamda büyük ölçüde yardımcı oldu. Ardından Mihai ile birlikte, diğer gönüllülerin de olduğu yurda gittik. Arkadaşlarımın da yardımıyla yurttaki işleyişin ve okuldaki aktivitelerin nasıl ilerlediğini öğrenmeye başladım. Ve buradaki maceram bu şekilde başlamış oldu.
İlk zamanlarda diğer grup arkadaşlarımla daha sonra da tek başıma şehri keşfetmeye çıktım. Dilini dahi bilmediğim, sokaklarına aşina olmadığım bir şehirde vakit geçirmek, bilinmeyen yerleri bulmak için kaybolmak gibiydi.Zamanımızın büyük bir kısmını ayırdığımız öğrencilerden bahsedecek olursam, birbirinden farklı düşüncelere sahip olan onlarca öğrenciyle vakit geçirdim. Her birinin farklı hayalleri, farklı umutları veya umutsuzlukları ve korkuları var. Kimisi kendine olan yolculuğunu daha şimdiden başlatmış, kimisi ise kaybolup gitmiş. Zaman geçtikçe ve birbirimizi tanımaya başladıkça öğrencilerle iletişim kurmak çok daha kolay bir hal aldı.
Yaşanılan vedalarında olduğu son bir ayım çok hızlı geçti. Artık gitme vakti. Keyifli bir gönüllülük deneyimi yaşamanız dileğiyle
 




Tuesday, 24 March 2020

Yeni Bir Dünya


Farklı kültür, yeni insanlar, farklı coğrafya ,farklı diller kısacası her şey ve herkes  farklı… Romanya serüvenim ilk başta korku ve endişe duygusu hakimdi , kalacağım yer tanışacağım insanlar nasıl ,acaba ortak noktalarımız neler , anlaşabilecek miyiz ? diye bir sürü sorular ile geldim. Aslında dilimiz farklı olsa da ortak noktalarımızın olduğu , anlayabildiğimiz bunun için çaba sarf edildiğini gördüğüm de iyi ki gelmişim iyi ki tanımışım diyorum . öğrenciler ile yaptığımız etkinlikler , eğlenceli oyunlar oynadığımız da gönüllü olmaktan mutlu olduğumu gördüm . karşılıksız , menfaat olmadan bir şeyler yapmak insanın hayatında ki amaç bu olmalı , bunu görerek yaşamalı ve bu duygu suistimal edilmemeli olduğunu düşünüyorum. Saygı ve sevginin olduğu sürece hayatın daha anlamlı daha kolay yaşanabilir olduğunu gördüm . ilk yurtdışı deneyimim olduğu için oluşan korkuların ve endişelerin aslında yüzleşince hiç olduklarını gördüm bu beni daha güçlü ve ileriki hayallerim için daha kolay hale gelmesini sağladı.
Romanya’nın hem mimarisi ,tarihi ve doğal güzellikleri oldukça güzel ve görülmeye değer bir ülke. Özellikle braşov hem tarih hem de doğa ile iç içe bir yer. İlk hafta arkadaşlar ile daha sonralarda tek başıma çıkarak Romanya’nın insanlarını , kültürünü tanımak ve çoğu şey de ortak noktalarımızı görmek; ortak kelimeler, dans , müzik vs beni mutlu etti. Yaşadığım 2 ay deneyimim de bir çok şey tecrübe edinerek  döneceğim ve şimdi yapılacak olan diğer hayallerimin peşinden gitmek …




Thursday, 19 March 2020

Adventures In Poland


Merhabalar,
Bu benim Polonya’daki EVS projem hakkındaki ikinci yazım. Bu yazıda size Polonya’ya alışma sürecimden, projenin ilerleyişinden ve tecrübelerimden bahsetmek istiyorum. Çünkü 3 ayı kapsayan bir yazı olacak. Keyifli okumalar.
Projemdeki dördüncü ayımı yeni bitirdim, ama hala dört aydır burada olduğuma inanamıyorum çünkü inanılmaz hızlı geçti diyebilirim. Özellikle ocak ayında gittiğim bir haftalık eğitimden sonra vakit nasıl geçti anlayamadım. Bu eğitime kadar her şey olağan akışında devam ediyordu. Gönüllü olduğum okulda pek bir hareketlilik yoktu ve açıkçası günlerim çok sıradan geçiyordu. Türkiye’den yetersiz bir İngilizce ile geldiğimden ve burada da eksikliğini ziyadesiyle hissettiğimden dolayı hemen hemen her gün İngilizce çalışıyordum. Evet temel ihtiyaçlarınızı bir şekilde ifade edebiliyorsunuz ve işinizi görüyorsunuz ama bir süre sonra bundan fazlasına ihtiyaç duymanız kaçınılmaz. İnsanlar kendi hayatından bir şeyler paylaşırken, sohbet ederken, detaylara girerken ben kendimi ne kadar ifade edemediğimi fark ettim. Tıpkı bulanık görünen bir fotoğrafı netleştirmek gibi. Başta bulanık fotoğrafa baktığınızda onun bir insan fotoğrafı olduğunu anlayabilirsiniz ama kadın mı erkek mi çıkartamazsınız. Biraz netleştirip cinsiyetini anlarsınız ama yüzünün ayrıntılarını göremezsiniz, üzgün mü mutlu mu…? Biraz daha netleştirirsiniz ve artık fotoğraftan daha çok şey anladığınızı fark edersiniz. Benim İngilizcedeki durumum da böyleydi ama kısa süreden günlük çalışmaların meyvelerini aldım ve insanlarla iletişimimi daha iyi hale getirdim fakat yine de yeterli değil.
Diğer yandan Varşova’daki bir haftalık eğitim projede benim için dönüm noktasıydı diyebilirim. Farklı kültürlerden, farklı hayatlardan ve farklı amaçlarla insanlar tıpkı bir akarsuyun kolları gibi bir noktada buluşmuştu ve akmaya devam ediyordu. İnanılmaz bir yaşanmışlık alışverişi vardı. İnanılmaz tecrübeler, bambaşka hayat hikayeleri ve Avrupa’nın dört bir yanından arkadaşlar edinerek döndüm. Bunların hepsi sadece bir haftada oldu. Eğitimin son günü herkes gözünde yaşlarla bir bir ayrılıyordu. Elbette bu burada bitmeyecekti. Planlar yapıldı ve eğitim sonrasında hemen ikinci bir buluşma ayarlandı. Yeni insanlarla tanışmak ve hikayelerini dinlemek benim her zaman zevk aldığım bir şeydi fakat gerçek hazzını burada tattım diyebilirim. Neyse ki ikinci bir eğitim daha var.
Eğitimden sonra küçük ve gittikçe sıkıcı olmaya başlayan kasabama geri döndüm. Bir süre vakit Varşova’daki günleri özleyerek geçti. Okulda bir hareketlilik yine yoktu. Vaktimin çoğu çocuklarla yapılan etkinliklerde geçiyordu. Ayrıca Lehçe dersleri almaya başladık. Derslerin verimli geçtiğini söyleyemem, çünkü dersin öğretmeni İngilizce bilmiyor ve Lehçeyi Lehçe öğretmeye çalışıyor. Lehçe zaten çok zor bir dil, ağır ve detaylı gramer kuralları var, bizim alışık olmadığımız seslere sahip bir dil ve bir Slav dili olan Lehçe’yi Latin alfabesine uyarlamışlar ki bu durumu iyice karmaşık hale getirmiş.  Dolayısıyla çok yavaş ilerliyoruz ama ilerliyoruz.
Günler geçip giderken mevsimler değişirken burada havalar sürekli kapalı. Güneşin hakkını vererek göründüğü bir güne denk gelemedim hala. İki günde bir yağmur yağıyor. Ama baharın ve yazın güzel geçeceğine dair ümidimi hala yitirmiş değilim.
Proje böyle devam ederken ve ben baharın gelişiyle Avrupa’nın diğer ülkelerine gezi planlarımı yapmaya yeni başlamışken hevesim kursağımda kaldı. Hepinizin bildiği gibi coronavirus vakaları Avrupa’yı dört bir yandan sardı ve seyahat etmek imkansız hale geldi. Her yerde okullar tatil edildi; konserler toplantılar, festivaller iptal edilmeye başlandı. Bunlar bir yana virüs ile ilgili endişeler insanları eve hapsetmeye neden olmuş durumda. Herkes yiyecek stoku yapmaya çalışıyor ve insanlar bir şekilde salgına karşı savaş açmış gibi bir telaş içerisinde. Kısa vadede durumlar iyiye gitmeyecek gibi ve projemi bitirmeme 6 ay kalmışken bir anda ortaya çıkan bu salgın Avrupa ile ilgili hayallerimin çoğunu buruşturup çöpe attı bile. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Tabi ki dünyanın sonu değil ama insan bir noktadan sonra durumu şanssızlıkla açıklayamıyor. Fakat ümitliyim, bilim bunun üstesinden gelecektir. Zaten başka çaremiz de yok. Yazımı sonlandırırken hepimizin salgına yönelik daha dikkatli hareket etmesi gerektiğini hatırlatmak isterim, hoşçakalın.



Tuesday, 17 March 2020

Ah Ne De Güzel Gönüllü Olmak Part II


Bir önceki yazımda şu an yaptığım işin iki ayrı proje gibi olduğundan bahsetmiştim. Bu yazımda yaşama kısmından bahsetmek istiyorum.
Şu an kaldığım evi Alice isimli bir operatörle paylaşıyorum ve haftanın dört günü üç tane engelliyle birlikte yaşıyoruz. Çarşamba günleri öğleden sonra dört günlük eşyalarıyla birlikte eve geliyorlar. Odalarına yerleştikten sonra yaptığımız ilk şey alışveriş parası olan 100 Euroyu bulunduğum kurumun (aslında ismi dayanışma köyü diye geçiyor ve birçok toplantı ve etkinlik burada yapılıyor) muhasebesinden alıyoruz. (Bu paranın bir kısmı aileler bir kısmı da kurum tarafından sağlanıyor. Her hafta geçen haftadan artan para fişlerle birlikte iade edilip yeni para alınıyor) Sonra hep birlikte eve dönüyoruz ve fotoğrafta görmüş olduğunuz haftalık programa o hafta için unutmamaları gereken şeyleri not ediyorlar. Ardından haftanın 4 günü için öğlen ve akşam olmak üzere bir menü çıkarıyorlar ve daha sonrasında bu menüden yola çıkarak alışveriş listesi oluşturuyorlar. Evde eksik olan şeyler listeye ekleniyor ve buzdolabına asılıyor. Onlar bunları yaparken mümkün olduğunca hiçbir şeye karışmıyoruz.
Ardından yemek hazırlama süreci başlıyorlar. Bir kişi yemek yaparken diğeri masayı hazırlıyor, diğeri de yemekten sonra bulaşıkları yıkıyor. Sabah 6.00'da uyanmak üzere akşam 22.30'da yataklara gidiliyor. Sabah kahvaltıdan sonra 7.00'de evden çıkarak herkes işyerine gidiyor. Öğlen geri dönüyorlar ve aynı yemek yapma süreci devam ediyor. Yemekten sonra hazırlamış oldukları alışveriş listesi üçe bölünüp markete gidiliyor. Çıkarken kapıyı kimin kilitmesi gerektiğini söylüyoruz böylece o kişi bu sorumluluğun altına girmiş oluyor. Markete kimin götüreceğini söylüyoruz böylece o kişi yolu ezberinde tutması ve karşıdan karşıya geçerken dikkatli olması gerektiğini görüyor. Markette de yardıma ihtiyaçları olmadığı sürece onları yalnız bırakıp kasada bekliyoruz ve alışverişleri bitince bütün sepetleri ve listeleri doğru mu diye tek tek karşılaştırıyoruz. Yanlış bir şey varsa düzeltiyoruz ve kasaya doğru geçiyoruz. Burada da ödemeyi onlara bırakıyoruz. Bu şekilde paralarına sahip çıkmayı ve hesap yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı oluyoruz. Marketten çıkıp eve giderken de içlerinden başka biri bizi eve götürüyor.
 Evde bütün alınan eşyalar yerleştirilir yerleştirilmez, yaklaşık on kişiyle çeşitli konularda eğitim veriyoruz. Mesela son üç haftadır bir yere gidince nasıl para öderiz, paranın üstünü nasıl hesaplarız tarzında eğitimler veriyoruz. Sonrasında eve geliyoruz ve yemek yapma süreci bir önceki günde olduğu gibi devam ediyor. Yine 22.00'da yataklara gidiliyor. Ertesi günü işten döndükten sonra kimisi ütü yapıyor, kimisi dinleniyor, kimisi duş alıyor, kimisi de çeşitli etkinliklere katılıyor. Cuma günü de aynı tempoyla geçiyor. Tek farkı, cumartesi günü iş olmadığı için yatağa yarım saat geç gidiyorlar ve sabah biraz daha geç uyanıyorlar. Cumartesi sabah kahvaltıdan sonra çarşamba günü belirlenmiş olan iş bölümü yardımıyla herkes temizliğe girişiyor ve öğlen yemeğinden önce ailelerinin yanına dönüyorlar. Çarşamba günü tekrar geliyorlar ve her hafta bu tempoyla ilerliyor.
Bu evin içinde plan yapmayı, ev arkadaşlığını, yemek ve temizlik yapmayı, bulaşık ve çamaşır yıkamayı, ütü yapmayı, alışveriş bütçesini, kapı kitlemenin önemini özetle kendi evimizde yaptığımız herşeyi öğreniyorlar. Toplam üç senelik olan bu projenin bir yılı dolmak üzere. Her hafta neredeyse ailelerle toplantı yapılıyor ve gördüğüm kadarıyla çocukları gibi onlarda bu projeden çok memnunlar.
Şu an yazdığım benim yaşadığım evde olan düzen. Bu ev dışında bir çok farklı evde aynı proje yönetiliyor. Engellinin engelinin şiddettine göre aldıkları sorumluluklar daha az ya da daha çok olabiliyor. Biz benim evimde şanslıyız. Çünkü Enrico, Pietro ve Luana çok istekliler ve çok başarılılar. Eminim ki ilerde kendi evdelerinde yalnız başlarına ya da partnerleriyle problemsiz bir şekilde yaşayabilecekler. Not: Bu arada Enrico ve Luana üç yıldır birlikteler ve gördüğüm en renkli çiftler.
Buraya taşınmadan önce hiç böyle bir tecrübem olmadığından dolayı çok önyargılıydım ve biraz korkmuştum. Ama şu an verdiğim karardan ötürü ve hayatlarına dokunabildiğim için çok mutluyum. Ayrılacağımız günü düşünmek bile istemiyorum.
Fotoğrafta küçük ailemi karnı yarık ve pilav yerken görebilirsiniz. Soldan sağa ben, Enrico, Pietro, Alice ve Luana.




Saturday, 14 March 2020

Şubat Ayı Da Bittiğine Göre Gelelim Z Raporuna


Ayın büyük sürprizi çalıştığım kurum; KERIC’in doğumgünü olmasıydı. 17. yaşına girmiş olması ne kadar başarısının, deneyiminin olduğunun kanıtıydı. Bunu 6 aydır burada çalışırken de hissediyordum. Bununla beraber 6 ayın bittiğini farkedince zamanda yolculuk yaptığımı düşünüyorum bazen. Bazen özlem de hissediyorum tabi aileme, arkadaşlarıma, yemeklere ama burada geçireceğim zamanın bir bu kadar daha olacağını anlayınca daha ne kadar uzun, kaliteli süre geçirebilirim diye de düşünüyorum. Her güne daha fazla iş ve etkinlik planlamaya çalışıyorum.
Yaşadığımız bölgedeki insanlarla daha farklı şeyler paylaşmak, zamanı daha iyi geçirmek adına her hafta gerçekleştirdiğimiz toplantılarda farklı etkinliklere yer veriyoruz. Her hafta cuma günleri olmak üzere müzik ve film gecesi yapıyoruz. Her ay gerçekleştirdiğimiz kültür akşamı programlarının arasında ise bu ay Fransız akşamıyken sırada Türk akşamı bizleri bekliyor. Bu etkinlikler buradaki insanların İngilizce konuşmasına bizim de Slovakça öğrenmemize ve daha da gelişmemize yardım ediyor. Konuşurken iletişim kurduğum kişilerin anlaması ve bana cevap vermesi bir motivasyon kaynağı diyebilirim. Bu aynı zamanda okulda ve kurumda eğitim verdiğim öğrencilerle iletişimimi etkilemekle beraber yaşadığım süre boyunca bana küçük de olsa destek olacak bir araç. En önemlisi de her hafta gittiğimiz ve farklı etkinlikler düzenlediğimiz engelliler ile çalışan derneğim Struzielka’daki birbirinden güzel insanlar ile iletişim kurarken inanılmaz etkili oluyor. Onlarla olan iletişimimizi güçlendirerek onlara ve bize motivasyon sağlıyor.
Ayın son haftası gerçekleştireceğimiz ırkçılık, ayrımcılık konulu etkinlikler düzenlediğimiz haftasonu eğitim kampını hazırlamakla geçti. Haftanın sonunda ise hayatımdaki ilk eğitim kampını beraber çalıştığım insanların yardımlarıyla düzenlemiş olduğumu farkettim. Kampın sonunda güzel dönütler almak bir yandan mutlu ederken bir yandan gelecek eğitimlerdeki eksikliklerimi tamamlamama yardım edecek. İlk defa eğitim vermek aynı zamanda bu eğitimde katılımcı olmak demekti çünkü hala bazı etkinliklerin akışı sana sürpriz olabiliyor. Bu durumda da bunu yönetmek gerekiyor ve o seviyede senin eğitimci olarak müdahale etmen gerektiğini anlıyorsun.
Altı aylık süre içerisinde bazen motivasyonumu etkileyen kötü durumlar da oldu. Yazılarım arasından ilk defa bu ay okuma fırsatı bulanlar için projemden bahsetmem gerekirse; eğitim kurumlarında her yaştan çocukla ve kendi kurumumda yetişkin insanlarla da ingilizce eğitimi üzerine çalışıyorum. Severek yaptığım için aslında tam olarak çalışmak denilemez. Fakat bu durumda önemli olan şey sizin isteğiniz, rolünüz olduğu kadar, karşınızdaki insanın isteği. Her ay bir kez daha anlıyorum ki eğitimi belirleyen sistem olduğu kadar eğitimi gerçekleştiren insanlar. Her geçen gün sorumluluğu üstümde çok fazla hissetsem de sonrasında öğretmenlik ruhunun bir parçası olduğunu farkediyorum ve bu eğitim mücadelesinde devam ediyorum. Bu hisleri yaşamanın da mükemmel olduğunu düşünüyorum çünkü kolaylık ve zorluk arasındaki farkı her gün anlamak bir çeşit keşif. Keşif demişken yaşadığım küçücük şehir olan Cadca’da her gün farklı bir nokta öğrenmek de paha biçilemez.
Son olarak bu ay bir ilk olarak yaşadığım şey; Kysucke bölgesinin gazetesinde adımın ve yapılan bir anma töreninde çektiğim fotoğrafın yer almasıydı. Hatıra kutuma Slovakça olan bir gazete ve bu alanda başarılı olduğum hissi eklendi. Yazmıştım daha önce de her gün kendimi keşfettiğimi. Yıl sonunda anlayacağım ki aslında yaşadıklarım beş-altı yıl yoğunluğunda bir gün hızında geçen bir yıldı.





Friday, 13 March 2020

Sona Yaklaşırken


Hey hey, herkese selamlar değerli Iyaca blog okuyucuları. Size yine bir sürü anıyla geldim. Herhalde en yoğun olduğum ay bu oldu diyebilirim. Dikkat dikkat! Şu an da Slovenya’da ünlü olmuş birisinin yazısını okuyorsunuz . Türkiye’den geldiğimi ve burada gönüllü olduğumu duyan televizyon çalışanları hemen benimle röportaj yapmak istediler, eh ben de kırmadım onları kabul ettim. Röportajda kültürümüzden geleneklerimize ve yaşam tarzımıza kadar birçok değişik konuya değindik. Benim için gerçekten çok güzel bir deneyim oldu. Bu ay yine farklı yerlere (ilkokullara, gençlik merkezlerine, liselere) giderek kendi ülkemizle ve projeyle ilgili sunumlar yapmaya devam ettik. Bu sunumlar sayesinde hem onlar birinci ağızdan Türk kültürünü öğrendiler hem de onların kültürü hakkında bir sürü bilgi edinme imkânı buldum. Tamamen kazan kazan üzerine kurulu bir sistem diyebilirim size. Tabi şimdi merak ediyorsunuzdur dünyanın dört bir tarafında festivaller, karnavallar oluyor, yok mu Slovenya’nın da bir festivali karnavalı? diye. Hemen size aşırı orijinal Kurentovanje Festivali’nden bahsedeyim o zaman. Şubat ortası gibi başlayan ve on beş gün süren bu festivalin amacı ne peki? Tabi ki de kışı kovmak. Eskiden Slovenya’da kışlar epey sert geçiyormuş. Çok ilginç kostümler giyerek ve değişik sesler çıkararak kış mevsimini korkutup kaçırıp, baharın gelmesini sağlıyorlar. Festivalin asıl karakteri Kurent isimli tüylü kostüm giyen kişiler. Son gün ise büyük bir geçiş töreni oluyor ve geçiş töreninde sadece Kurentler değil çok farklı kostümlü gruplar da yer alıyor. Bu festival Slovenya’nın en eski şehirlerinden biri olan Ptuj’da oluyor ama kutlamalar ülkenin değişik şehirlerinde de devam ediyor bu gruplar oralara da gidip geçiş törenine katılıyorlar. Çalıştığım kurum ve aile merkeziyle birlikte çocuklar için bir parti düzenledik. Onlarla oyunlar oynadık, dans ettik, şarkı söyledik. Ben de bu partide bal kabağı kostümü giydim. Festivalin olduğu gün hava tıpkı bahar havası gibiydi fakat festival bitti ertesi gün kar yağdı, Kurentler amacına ulaşamadı anlayacağınız .   Bu ay Türkiye’den ziyaretime üç arkadaşım geldi, ev sahibi olduğum için onların rehberi oldum ve Slovenya’daki mutlaka görülmesi gereken yerlere gidip, yine keşifler yaptık. Slovenya deyince herkesin aklına direkt olarak Bled gölü ve kalesi geliyor ondan listemizin başında orası vardı. Sonra Bohinj ve Ljubljana. 8 Şubat Preseren Günü (Slovenya’nın milli marşının yazarı) olarak kutlandığı için bütün müzelere, galerilere, sanatsal faaliyetlere giriş ücretsiz oluyor. Biz de durmadık, modern sanatlar müzesinden, ulusal galeriye, savaş müzesine bugünü epey güzel değerlendirdik Varış eğitiminde ve orta dönem eğitiminde tanıştığımız gönüllülerin çalıştıkları kurumlar eğer bir etkinlik düzenliyorsa genelde başka şehirlerdeki gönüllüleri de davet ediyorlar. Ben de bu ay Trbovlje’deki gönüllülerin kostüm partisine katıldım. Yine çılgınlar gibi eğlendiğim ve yepyeni bilgiler öğrendiğim bir parti oldu. Bu ay çalıştığım kurumda yine birbirinden çeşitli etkinlikler düzendik. Çömlek yapmayı öğrendik, vegan beslenme üzerine konuşmalar düzenleyip vegan tarifler denedik.




Thursday, 12 March 2020

Valencia’da 6 ay...


6 ayimi gecirdigim bu guzel sehirden herkese selamlar. Bu yazimda size ikinci egitim kursumdan bahsedecegim. Eger gonulluluk projeleri ile ilgileniyorsaniz biliyorsunuzdur ki uzun donem projelerde iki kere gormeniz gereken egitim kurslari oluyor. Genelde yasadiginiz sehirden baska sehirde gerceklesiyor bu egitimler. Bu sayede de baska sehirleri gezme gorme sansiniz oluyor. Son egitimde  Ispanya’nin guneyinde yer alan Malaga’ya gittik. 70 gonullu ile beraber gecen 5 gunluk buyuk egitimden sonra harika deneyimler, guzel dostluklar kazandim. Daha sonra Malaga Sevilla’ya yakin oldugu icin izin gunlerimden 2 gun daha kullanarak ev arkadasim Beatrice ile Sevilla’da bulustum. Endulus bolgesi benim icin tarif edilemeyecek bir guzellikte ve bu firsati degerlendirdigim icin cok sansliydim. Ispanya’da her bolgenin ayri bir tadi ve havasi var elbette ama Endulus gercekten bir baska. Flemenko gosterileri, tapaslari, sokaklari …
Projedeki isim ise ofiste sosyal medya yoneticiligini yapmak, fotograflar ve videolar cekip paylasmak. Zaten gunluk hayatta da yaptigim bir sey oldugu icin isimi severek yapiyorum. Burda, bu alanda kendimi cok gelistirdim ve ozguvenim de tam anlamiyla yerine oturdu. Eskiden kendime inanmazken simdi guzel isler cikarabildigimi goruyorum. Kendi portfolyomu olusturdum ve hayatim da  ESC surecimle beraber sekilleniyor. ESC’nin en guzel tarafi da kendinizi kesfetmenin en guzel yol olmasi. Universitede yaptiginiz erasmustan, yurtdisinda yaptiginiz bir stajdan farkli gonullu olarak  calismak.
Eger ilgilenirseniz, ESC surecimde gezdigim yerlerden kisa filmler olusturdugum bir youtube kanalim var, daha cok portfolio amacli kullaniyorum bu linki. Izlerseniz mutlu olurum, herkese hayatinda guzel gunler diliyorum . Youtube kanalim:  https://www.youtube.com/channel/UCm8h6RycthSjBafoTE0Oy_w