Friday, 15 May 2020

Polonya'dan Sevgilerle

Merhabalar Herkese,
Hayatta çoğu şey hatta belki de her şey, planladığımız gibi gitmeyebiliyor, ama planladığınızın

dışında gelişen her durum size ve hayata dair yeni perspektifler kazandırıyor. Polonya’daki gönüllülük sürecimin özeti niteliğinde yukarıdaki satırlar. Ben Polonya’ya gittiğim tarihte ne ülkemizde ne de Polonya’da görülmüş covid-19 vakası yoktu. Ama yaklaşık 2 hafta sonra Polonya’da sosyal hayatı minimum seviyeye indirdiler,dolayısıyla her türlü sosyal alan kapatıldı. Şanslıyım ki, 2 tane şehir ziyaret edebildim. Bunlar Gdansk ve Sopot oldu. İleride bu şehirleri kesinlikle birkaç kez daha ziyaret edebilmeyi umuyorum. Özellikle Gdansk’ın mimari güzelliği beni büyülemişti. Gönüllülük sürecimde, böyle olağanüstü bir durumla karşı karşıya kalmak, açıkçası zordu. Ama birçok şeyle savaşmayı ya da belki barışmayı, bakış açımı daha fazla pozitif yöne çekebilmeyi, ve yaşadığımız her anın değerini başka hiçbir koşulda ya da deneyimde edinemeyeceğim kadar farkına vardım. Malum, bazı şeylerin değeri  onları kaybedince daha net anlarsınız.
Ayrıca, bambaşka bir kültürün bu olağanüstü durumda nasıl tedbir aldığını gözlemledim. Polonya halkı, durumun ciddiyetinin hemen farkına varıp, bütün kuralları uyguladılar. Bir arada olmak fiziksel olarak yan yana bulunmak değil de, aynı şeyi umut edip bununla mücadele etmek de olabiliyormuş. Gönüllülük sürecimi daha normal şartlar altında geçirseydim, daha çok gezecektim evet, ama bu yolculukta değerinin farkına vardığım şeyleri ve bana edindirdiği kazanımlarım elimde olmayacaktı. Bu yüzden bu deneyimi iyi ki yaşadım.

Umarım gönüllü olmak isteyen herkes bir gün sonunda binlerce deneyim olan bu yolculuğu deneyimleyebilir.

Zeynep Yılmaz, Polonya!!!



HAYALLER ve HAYATLAR


Yurtdışında gönüllülük deneyimi kazanmak içiktım yola, ancak beni bekleyen süprizleri hiçde hesaba katmamışım...
Yeni deneyimler, eğlenceli zamanlar… Bir sürü hayal kurdum. Güzel dileklerle yola çıktım. Farklı kültürlerle tanışmayı, yeni dostluklar kurmayı, kültürel yemekleri tatmayı diledim.
 Biraz hayaller hayatlar oldu sanki. Romanya'da proje dönemimiz korona virüse denk geldi ve hiçbir şey hayal ettiğim gibi olmadı. Zamanımın çoğunu yurtta benimle aynı şeyi dileyen arkadaşlarımla geçirdim. Dışarı çıkma yasağı vardı. Sadece zorunlu durumlar için dışarı çıkabildik. Bazen küçük kaçamaklar yaptık tabi ki ama bu zamanlarda da kimseyle herhangi bir etkileşim yaşamadan Bükreş sokaklarında öylece dolaştık. Böyle dile getirince hayal kırıklığı yaşamışım gibi hissedilebilir, aslında öyle olmadı.

Karakterleri, hayalleri, meslekleri birbirinden farklı yedi kişi iki ay birlikte vakit geçirince güzel şeyler öğreniyorsun. Daha önce hiç merak etmediğin belki sevmediğin konular hakkında bilgi sahibi oluyorsun. Daha fazlasını öğrenmek için hırslanıyorsun. Birkaç gün öncesine kadar tanımadığın, farklı olduğunu düşündüğün insanlarla aile oluyorsun. Onlar için endişe ediyorsun. Romanya bana güzel dostlar kazandırdı. Farklılıklarıyla sevmeyi öğretti. Orada edindiğim dostum Mihai sayesinde bana Bükreş'te de bir evim olduğunu gösterdi.
Bu deneyimler ve güzel anılar için oradaki arkadaşlarıma teşekkür ederim. En çokta soğuk havaya rağmen benimle saatlerce yıldızları izleyen dostuma teşekkür ediyorum… Korona virüs bize kendimizi ve yanımızdaki dostlarımızı tanımamız için zaman tanıdı. Güzel şeyler keşfettik. İyi ki varsınız..
Sena Arzuman – Iyaca Volunteer, Romania



Thursday, 14 May 2020

Salut Noua Aventură- Merhaba Yeni Macera

Yeni yerler görmeyi, yeni insanlarla tanışmayı, keşfetmeyi, gönüllülük faaliyetleri içinde olmayı hayat felsefem olarak görmüşümdür.  IYACA ile Romanya maceramın başlayacağını duyduğumda müthiş heyecanlandırmıştım. Biraz sancılı geçen bir vize alma sürecinden sonra düştük yola. Etrafımda herkes virüsten dolayı ‘‘Acaba gitmesen mi?’’ bakışları ile bakarken ben bu maceraya başlamıştım bile.  Daha önce yurtdışı deneyimlerim olmuştu ama hep büyük grupların içerisinde bulunmuştum ve kişisel sorumluluğum yoktu. Bu kez her şeyi ben yapmam gerekiyordu. Bu yüzden sanki ilk kez yurtdışına çıkıyormuşum gibi bir his vardı içimde. Bir gece öncesinden İstanbul’a  gelerek havalimanında uyuma deneyimini de tattığıma göre macera başlıyor demektir.  

Sabah arkadaşlarımızla buluştuktan sonra söylenecek tek bir cümle vardı. ‘‘Hadi gidelim.’’ Uçaktayken herkes 2 ayda yapacağı faaliyetler hakkında düşüncelerini, yurtdışı hayallerini, görmek istediği yerleri, gitmek istediği ülkeleri konuşuyordu yanındaki arkadaşı ile. Ve Romanya. Gelmiştik artık ve sabırsızlanıyorduk hayallerimizi gerçekleştirmek için.  Mentorümüzle tanıştıktan Ciorogarla’ ya doğru çıktık yola. Ciorogarla, şirin, düzel bir doğaya sahip kasaba sayılabilecek bir yer. bu yerin telaffuz edildiği ile ilgili hepimizin çeşitli rivayetlerimiz vardı. J Ve Bükreş’e yaklaşık 20 km uzaklıkta.

Gönül vermiş , gönüllülük için bir araya gelmiş yedi kişiydik. Birbirini tanımayan yedi insan 2 ay bir arada yaşayacaktık. İlk kez yemek masasına oturduğumuzda ortak yönlerimizin, yapmak istediğimiz şeylerin ne kadar fazla olduğunu anlamıştık.  Hem bilmediğimiz bir ülkedeydik farklı bir kültür ile tanışacaktık hem de birbirinden faklı hayat tecrübeleri olan birbirinden farklı arkadaşlarımız vardı. Tam bir gökkuşağı olacaktık. Anılar paylaşıldı. Yaşanmışlıklarımızı, tecrübelerimiz anlattık. Çok güzel bir grup olacağımız birbirimize verdiğimiz frekanstan anlaşılıyordu.
Faaliyet haftamız gelmişti. Etkinlik tasarımı için ofise gittik. Birbirinden güzel etkinliklerle haftaya hazırdık. Ertesi gün okulda faaliyetimize başladık. Tanışma etkinlikleri yaptık. Bazı öğrenciler ile anlaşamıyorduk ama yine de iletişim kurabiliyorduk. Çünkü gönüllü olarak oradaydık ve sevgi bağı kurmak istiyorduk.  Başka bir ülkede farklı kültürlerdeki öğrenciler ile zaman geçirmek onlarla iletişim kurmak çok güzel bir duyguydu. Sevginin dili yoktur.  Hem öğrenciler eğleniyor hem de biz eğleniyorduk. İlk günümüz çok keyifli geçmişti. Yarın için sabırsızlıkla yurdumuza döndük. Ama kötü bir haber aldık. Korona virüs önlemi olarak okullar tatil edilmişti. L
Etkinliklerimiz olmadığı için bolca zamanımız vardı ve keşfedilmeyi bekleyen güzel bir şehir, Bükreş vardı. Rastgele bir metro durağında inip, haritayı açıp görülecek neresi varsa o gün adım adım, karış karış gezmek en sevdiğimiz şeydi. Her sokağına girip çıkmak,  her tüm dokularını tatmak istiyorduk gittiğimiz yerlerin. Tabi bir de meşhur Old Town’ umuz vardı. Piata Uniri durağında indiğimizde önce ‘‘Yok mu bir Luca’mız ‘‘ J  cümlesi duyulur daha sonra gezmeye başlardık. Şehrin en hareketli yerlerinden birisiydi Old Town. Tarihi binalar, kafeler, restoranlar, kitapçılar, canlı müzik, dans  ve daha bir çok şey… 
Keşfederken aynı zamanda kültür de öğreniyorduk. Hayatımda ilk kez bir manastırda seremoniye gitmiştim. Dini ritüellerine şahit oldum. Din görevlileri ile muhabbet ettik. Hayatımda ile kez Paskalya Bayramı ritüellerine denk geldim. Yurtta hep birlikte yumurta boyadık ve yumurtalara şekiller verdik.  Paskalya ritüelini gerçekleştirdik. Paskalya kekinin tadına baktık.
Şehri keşfederken aynı zamanda birbirimize de alışmış ve kaldığımız Ciorogarla daha güzel bir yer haline gelmişti. Etkinlikler yapıyorduk hep birlikte. Spor salonumuz vardı. Güzel bir kampüsü vardı kaldığımız yerin. Büyük büyük çam ağaçları, çimler, karga sesleri, futbol sahası, koşu yerleri… Hepsi de daha huzurlu bir hale getiriyordu burayı. Gündüzleri spor yapıyoruz, ağaçların altında kitap okuyoruz, çimlerde muhabbet ediyoruz.  Akşamları saatlerce voleybol oynuyorduk. Voleyboldan sıkıldığımız spor salonunda bulduğumuz masa tenisi filesini yemek masamıza kurup mini masa tenisi oynuyorduk. J Boş zamanımızda mentorumuz ile birlikte yakınımızda bulunan ormana bir gezi yaptık. Doğa ile olmak, seslere kulak vermek o kadar keyifliydi ki... Ve çizim etkinlikleri yapıyorduk yurtta.  Topladığımız taşlarla taş boyama yapıyorduk. Dışarı çıkmadığımız zamanlarda kendimize yeni hobiler buluyorduk. Bir taraftan da yabancı dilimizi geliştirmek istiyorduk.  Para cezalı oyunlar bile oynadık. J
Birbiriniz tanımayan insanlar artık 7/24 birlikte zaman geçiriyordu. Dikdörtgen masa etrafındaki muhabbetler, fikir alışverişleri, çay-kahve, yemek yeme, oyunlar ve daha bir çok şey. Ve herkesten farklı bakış açıları edinmiştim.  Nihayetinde unutulmayacak anılar biriktirdik Romanya’da kaldığımız süre zarfında. Tereddütlerimiz iyi kilere dönüşmüştü. Özleyeceğimiz birçok anımız oldu. Sohbetlerimiz, oyunlarımız, birlikte yaptığımız tüm faaliyetler birbirinde keyifliydi.
Yapmak istediğiniz bir şey varsa, hayal kuruyorsanız tereddütlerden ve korkulardan sıyrılarak adım atın ve yaşayın. Keyifli, bol eğlenceli ve öğrenceli zamanlarınız olsun.
Bu güzel anıları heybemize doldurmamızda bize bu fırsatı veren IYACA ailesine sonsuz teşekkürler. J

Tuesday, 12 May 2020

Life is Short, Birds are Flying!!!


Sometimes everything starts based on a dream, real dream. I guess now the dream has come true, I am in Lithuania… A country very far away from Turkey and very different. Not just only the culture but also people, life style, weather and especially which is very important for me is the food !
Some people asked me here, “why did you choose Lithuania?“ Let me explain; because I wanted to be out of my comfort zone and force myself… Lithuania is a good place for that adventure I guess.

It’s already more than a month I have been living here. Compare to first days I am more integrated into the country and now it’s more easy for me to survive here of course with the support of friends. I am sure that you are hearing this a lot “time is so fast“ yes it is, that’s why exactly you have to try to be out of your safe place: comfort zone and do something for other, not always for you and for your family or people you know. I call it volunteering, it’s mean doing something for others without expecting something-about feeling, because you feel good. It’s “European Solidarity Corps“. Actually nowadays we need a lot of solidarity in order to save life’s in order to handle those difficult days … I am sure all those dark days will pass and everything will be alright, spring will come and the flowers will blooming.
So now it to continue when I start, I have start in Vilnius, some people don’t know where it is, it’s in Lithuania, it is a capital city of Lithuania. This city of day will be a place of many moments for me and all those moments will became a memory. A moment to remember. İt’s started already…
The day I arrive I put my stuff in the room and after ı start to discovering of beautiful Lithuania. Firs I was in Shopping trying to see differences between Turkey and Lithuania. Then I was in the natural areas, then it the center, then in historical places. My discovering process is still continue and I think it won’t finish soon…
In the second week I was in Trakai and Kaunas. These two different places was amazing. I have many useful information about Lithuanian culture and history.
Also before the quarantine I had a chance to organize a workshop with my coordinator and other volunteers. We was in Ozas shopping center, we shared our volunteer experiences with Lithuanian locals.
Now everything’s going smoothly well, most of the time we are at home and working remotely. Staying at home in those days is the best idea. Hope for better days always ahead and I think here the situation will be normal soon...
This is all for now, I hope next month I will have more stories to tell …
All the best and stay healthy,
Servet Avcı - Iyaca Volunteer in Lithuania

Ah Corona Vah Corona


Avrupa Dayanışma Programı(ESC) ile gönüllülük projesine katılmak için yola çıktım…
Nasipten öte yol gitmezmiş diye bir atasözü var bilmem bilir misiniz? Şu an içinde bulunduğumuz durumu özetleyen tek cümle bu olsa gerek. Büyük hayaller ile yola çıktığımız projemizde her ne kadar proje bakımından istediklerimizi yapamasak da hayatımızda asla unutmayacağımız tecrübelere ev sahipliği yaptı Ciorogarla. Çocukken kaçak göçek yapılan şeylerden daha fazla zevk ve heyecan duymamızın altında yatan şeyin her an yakalanma korkusu olduğunun farkına vardık en basiti. Uçağın tekerlerini yere koyduğu andan itibaren ilk birkaç gün yurt dışında olduğumuzun pek farkına varamadık tam farkına vardık her şey güzel giderken pat diye önümüze Covid-19 çıktı.

İlk pazartesi bütün planlamalarımızı yapmış Salı günü ilk etkinliği yaptıktan sonra koordinatörümüzden o kötü haberi almıştık okulların mayıs başına kadar kapalı olacağını söylemişti bize. O an ki ruh halimizi anlatamam sadece sonraki birkaç günümüz ne yapacağız şimdi diye düşünerek geçmişti. Ardından hadi yaşadığımız yeri ve çevresini keşfetmeye çalışalım diye düşündük. En büyük arzumdur benim bilmediğim bir yerde yaşanan o kaybolma hissini yaşamak ancak Bükreş’te bunu pek yaşayamadık çünkü nerdeyse bütün sokaklar Old Town’a çıkıyordu. İzin kâğıtlarıyla dışarıya çıkmak, akşam 8’den önce evde olma zorunluluğu, her yerde maskeli insanlar ve daha niceleri. İnanın buraya gelmeden önce biri deseydi bunları yaşayacaksınız inanın zerre inanmazdım.
Kendi aramızda yaptığımız etkinlikler renk kattı aslında bu tecrübeye en basiti birbirimizin doğum günlerini kutlamamız, Paskalya bayramında yumurta boyarken yaşadığımız o heyecan, rutin haline getirdiğimiz voleybol geceleri ve daha niceleri. İşte geldik gidiyoruz. Planlanan şeyleri yapamasak ta seni asla unutmayacağım Ciorogarla.
Gönüllülük programında kendimi geliştirmedim diyemem, tecrübe ettiğim yeni şeyler var ama daha iyisi için uzun ince bir yola çıkmaya hazırım…Bekle beni Esc Gönülülük projesi, koranadan sonra geliyorum...


Friday, 17 April 2020

Karantina Günlükleri-2


Merhaba sevgili karantinadaki günlük,
Seni böyle adlandırmak da bir tuhaf oldu ama bu da senin diğer yazılardan farklı olmanın bir nedeni. Nasıl geçer diye düşünürken on gün daha geçti bile ve hayretle düşününce verimli bir o kadar eğlenceli zamanın dibine vurmuşuz.
İlk olarak karantina sebebiyle yapılan görüntülü aramalı ünlü KERIC toplantılarında en büyük kararımız eğitime devam etmekti. Toplanılan birkaç fikirle online derslere devam etmeye karar verdik. Bu pandemik olayın da eğitmi etkilemesine izin veremezdik ve bu haberi öğrencilerimizle paylaştığımızda harika dönütlerle karşılaştık. İlk haftamızı ders sonu değerlendimeleri sonucu başarılı bulduk. Bunun bir sebebi tabiki öğrencilerin özellikle okul çağındaki çocukların online dersi daha eğlenceli bulmalarıydı. Biz de bu durumun avantajından yararlandık diyebiliriz.
Peki biz internet üzerinden her şey normal devam ediyor gibi gözükürken nasıl yaşıyoruz diye düşündürür insana.Çünkü yurtdışında durum daha ağır gibi gözüküyor ya da daha büyük sorunlar varmış gibi. Bunların aksine karantina dönemine başladığımızdan beri yaşadığımız şartları biraz sınırlayarak günlük rutinlerimize devam ediyoruz. Cadca’nın çok küçük bir şehir olması belki büyük bir avantaj ama insanların bilinçli olması büyük bir avantaj.
Adım atamadığımız şehirlerin fotoğraflarına bakarken içimiz gidiyor ama biliyoruz ki bu süreci atlattıktan sonra oralara yürümek değil koşacağız. Arada doğaya çıkma kaçamaklarımız var ama onu haricinde evdeyiz. Evde gün geliyor yedi kişi birleşip dil öğreniyoruz ve öğretiyoruz, film izliyoruz, yemek yapıp gün boyunca yemek yiyiyoruz, oyunlar oynuyoruz, dans ediyoruz ve daha bahsetmediğim akla gelmeyecek ama karantina günlere yakışacak ne saçmalıklar. Yani diyorum ki evde kalıyoruz, siz de evde kalın. Eğer ne yapacağına dair bir fikriniz yoksa ulaşın bana çünkü artık bu konuda master olmuş durumdayım. Bundan sonrası nasıl olur biter hiçbir bilgim yok ama yine bir sürü anı ile bu sitenin bir köşesinde olacağım. Sağlıklı günler




Karantina Günlükleri-1



Bugün yaşamımıza sınırlar koyalı, bizim ev yaşantısına adım atalı, yaşadığım yerdeki herkesin panik haline geçeli, karantina duyurusu yapılalı tam bir hafta oluyor. Nasıl geçtiğine dair bir fikrim olmamasıyla beraber harika zamanlar geçirdiğimi sadece fotoğraflarıma bakarak anlayabiliyorum. Aklımdaki anılarımı konuya dahil etsem eminim ki siz okumaktan sıkılmazsınız ama bazı şeyler sadece akılda güzel. Beraber yaşadığım herkesi tek tek anlatmadığım gibi çünkü onlar en güzel aklımda duruyorlar.
Heralde ilerdedir yaşanacak günlerin en güzelleri diyerek gelecek karantina günlerini bekliyorumdur. Neler yaptım ve neler yaparım diye sorunca kendine karşıma kocaman bir liste çıkıyor. Öncelikle neler yapabilirim evden çıkmadan, olabildiğince az insanla görüşerek diyerek başladım hareket etmeye. Bu demek oluyordu ki yaşadığım mükemmel 6 kişiyle 7/24 ten ne kadar fazla olur bilmiyorum ama daha fazla beraber zaman geçirmeye,öğrenmeye, öğretmeye ve tabi ki eğlenmeye vaktimiz olacak. Biz de başladık dil, müzik, spor alışverişine. Bunlar ne demek oluyor diye soraca olursanız her şey demek benim için. Normalde sene başında öğrenmeye başladığım ama Slovakça’ya önem vermekten çalışamadığım İspanyolca ve Fransızca derslerine minik bir tekrarla yeniden başladık ve mükemmel bir motivasyonun başlangıcı oldu. Bir öğrenciye sahip olsam da Türkçe öğreterek kazanç sağlıyorum ben de bu alışverişte. Müzik alışverişine gelirsek herkesin farklı yeteneklere sahip olması büyük bir şans bizim için. Biz de arta kalan şimdilik iki hafta olarak konuşulan ama bir aya ya da daha fazla olacak olan bu zamanı değerlendirmenin yollarını ararken bir de müzikten yardım alalım dedik. Spor demişken de onu da açıklayayım. Geriye dönüp bakınca hiç olmadığım kadar aktif olmaya başladığımı farkettim. Öncelikle bu karantina olayından önce yogaya gidiyordum ki artık o devam etmiyor. Sonra koşuya başladım ve mükemmel olmasam da bu zamana kadar yaptığım en mantıklı  hareketlerden biriydi. Tabiki bisiklet sürmekten bahsetmiyorum çünkü en keyif aldığım şey şu hayatta. Ta ki en olmadık yerlerde sürmeye başlayınca farkettim bir kez daha her şeyin kondisyon olduğunu. Bakalım daha neler göreceğiz şu günlerde. Ben neymişim be dedim açıkçası.





Friday, 10 April 2020

KORKULAR VE HAYALLER


Güzel bir akvaryumun içinde yaşıyoruz ama denizin olduğunu görmüyoruz. Belki de bunun en büyük nedeni korkularımızdır. Ancak korku aynı zamanda içinde, bu durumdan kurtulabileceğimizin umudunu da barındırır. Sadece, çoğumuz bunu görmek istemez. Ama ben görmeyi tercih edenlerdenim. Anksiyetemle yaşamayı her ne kadar öğrenmiş olsam da ilerlemesini engellemek, belki de yavaş yavaş azaltmak için, bulduğum bu fırsatı değerlendirmek istedim. Güvenli bölgem olan evimden çıkmak normalde bile bana zor gelirken başka bir ülkeye gitmek, iki ay boyunca farklı bir yaşam tarzı benimsemek ilk başta o kadar zor geldi ki… Defalarca vazgeçme düşüncesi beynimi ele geçirmeye çalıştı ama korkularımı yenme isteği her zaman daha ağır bastı ve bana göre büyük bir çılgınlık olan yurtdışına çıkışımı gerçekleştirdim. Bükreş’e indiğimde mentorumuz olan Mihai, oldukça samimi bir şekilde beni karşıladı.  Bu samimi ve içten karşılama başlangıçta duyduğum endişelerimi azaltmamda büyük ölçüde yardımcı oldu. Ardından Mihai ile birlikte, diğer gönüllülerin de olduğu yurda gittik. Arkadaşlarımın da yardımıyla yurttaki işleyişin ve okuldaki aktivitelerin nasıl ilerlediğini öğrenmeye başladım. Ve buradaki maceram bu şekilde başlamış oldu.
İlk zamanlarda diğer grup arkadaşlarımla daha sonra da tek başıma şehri keşfetmeye çıktım. Dilini dahi bilmediğim, sokaklarına aşina olmadığım bir şehirde vakit geçirmek, bilinmeyen yerleri bulmak için kaybolmak gibiydi.Zamanımızın büyük bir kısmını ayırdığımız öğrencilerden bahsedecek olursam, birbirinden farklı düşüncelere sahip olan onlarca öğrenciyle vakit geçirdim. Her birinin farklı hayalleri, farklı umutları veya umutsuzlukları ve korkuları var. Kimisi kendine olan yolculuğunu daha şimdiden başlatmış, kimisi ise kaybolup gitmiş. Zaman geçtikçe ve birbirimizi tanımaya başladıkça öğrencilerle iletişim kurmak çok daha kolay bir hal aldı.
Yaşanılan vedalarında olduğu son bir ayım çok hızlı geçti. Artık gitme vakti. Keyifli bir gönüllülük deneyimi yaşamanız dileğiyle
 




Tuesday, 24 March 2020

Yeni Bir Dünya


Farklı kültür, yeni insanlar, farklı coğrafya ,farklı diller kısacası her şey ve herkes  farklı… Romanya serüvenim ilk başta korku ve endişe duygusu hakimdi , kalacağım yer tanışacağım insanlar nasıl ,acaba ortak noktalarımız neler , anlaşabilecek miyiz ? diye bir sürü sorular ile geldim. Aslında dilimiz farklı olsa da ortak noktalarımızın olduğu , anlayabildiğimiz bunun için çaba sarf edildiğini gördüğüm de iyi ki gelmişim iyi ki tanımışım diyorum . öğrenciler ile yaptığımız etkinlikler , eğlenceli oyunlar oynadığımız da gönüllü olmaktan mutlu olduğumu gördüm . karşılıksız , menfaat olmadan bir şeyler yapmak insanın hayatında ki amaç bu olmalı , bunu görerek yaşamalı ve bu duygu suistimal edilmemeli olduğunu düşünüyorum. Saygı ve sevginin olduğu sürece hayatın daha anlamlı daha kolay yaşanabilir olduğunu gördüm . ilk yurtdışı deneyimim olduğu için oluşan korkuların ve endişelerin aslında yüzleşince hiç olduklarını gördüm bu beni daha güçlü ve ileriki hayallerim için daha kolay hale gelmesini sağladı.
Romanya’nın hem mimarisi ,tarihi ve doğal güzellikleri oldukça güzel ve görülmeye değer bir ülke. Özellikle braşov hem tarih hem de doğa ile iç içe bir yer. İlk hafta arkadaşlar ile daha sonralarda tek başıma çıkarak Romanya’nın insanlarını , kültürünü tanımak ve çoğu şey de ortak noktalarımızı görmek; ortak kelimeler, dans , müzik vs beni mutlu etti. Yaşadığım 2 ay deneyimim de bir çok şey tecrübe edinerek  döneceğim ve şimdi yapılacak olan diğer hayallerimin peşinden gitmek …




Thursday, 19 March 2020

Adventures In Poland


Merhabalar,
Bu benim Polonya’daki EVS projem hakkındaki ikinci yazım. Bu yazıda size Polonya’ya alışma sürecimden, projenin ilerleyişinden ve tecrübelerimden bahsetmek istiyorum. Çünkü 3 ayı kapsayan bir yazı olacak. Keyifli okumalar.
Projemdeki dördüncü ayımı yeni bitirdim, ama hala dört aydır burada olduğuma inanamıyorum çünkü inanılmaz hızlı geçti diyebilirim. Özellikle ocak ayında gittiğim bir haftalık eğitimden sonra vakit nasıl geçti anlayamadım. Bu eğitime kadar her şey olağan akışında devam ediyordu. Gönüllü olduğum okulda pek bir hareketlilik yoktu ve açıkçası günlerim çok sıradan geçiyordu. Türkiye’den yetersiz bir İngilizce ile geldiğimden ve burada da eksikliğini ziyadesiyle hissettiğimden dolayı hemen hemen her gün İngilizce çalışıyordum. Evet temel ihtiyaçlarınızı bir şekilde ifade edebiliyorsunuz ve işinizi görüyorsunuz ama bir süre sonra bundan fazlasına ihtiyaç duymanız kaçınılmaz. İnsanlar kendi hayatından bir şeyler paylaşırken, sohbet ederken, detaylara girerken ben kendimi ne kadar ifade edemediğimi fark ettim. Tıpkı bulanık görünen bir fotoğrafı netleştirmek gibi. Başta bulanık fotoğrafa baktığınızda onun bir insan fotoğrafı olduğunu anlayabilirsiniz ama kadın mı erkek mi çıkartamazsınız. Biraz netleştirip cinsiyetini anlarsınız ama yüzünün ayrıntılarını göremezsiniz, üzgün mü mutlu mu…? Biraz daha netleştirirsiniz ve artık fotoğraftan daha çok şey anladığınızı fark edersiniz. Benim İngilizcedeki durumum da böyleydi ama kısa süreden günlük çalışmaların meyvelerini aldım ve insanlarla iletişimimi daha iyi hale getirdim fakat yine de yeterli değil.
Diğer yandan Varşova’daki bir haftalık eğitim projede benim için dönüm noktasıydı diyebilirim. Farklı kültürlerden, farklı hayatlardan ve farklı amaçlarla insanlar tıpkı bir akarsuyun kolları gibi bir noktada buluşmuştu ve akmaya devam ediyordu. İnanılmaz bir yaşanmışlık alışverişi vardı. İnanılmaz tecrübeler, bambaşka hayat hikayeleri ve Avrupa’nın dört bir yanından arkadaşlar edinerek döndüm. Bunların hepsi sadece bir haftada oldu. Eğitimin son günü herkes gözünde yaşlarla bir bir ayrılıyordu. Elbette bu burada bitmeyecekti. Planlar yapıldı ve eğitim sonrasında hemen ikinci bir buluşma ayarlandı. Yeni insanlarla tanışmak ve hikayelerini dinlemek benim her zaman zevk aldığım bir şeydi fakat gerçek hazzını burada tattım diyebilirim. Neyse ki ikinci bir eğitim daha var.
Eğitimden sonra küçük ve gittikçe sıkıcı olmaya başlayan kasabama geri döndüm. Bir süre vakit Varşova’daki günleri özleyerek geçti. Okulda bir hareketlilik yine yoktu. Vaktimin çoğu çocuklarla yapılan etkinliklerde geçiyordu. Ayrıca Lehçe dersleri almaya başladık. Derslerin verimli geçtiğini söyleyemem, çünkü dersin öğretmeni İngilizce bilmiyor ve Lehçeyi Lehçe öğretmeye çalışıyor. Lehçe zaten çok zor bir dil, ağır ve detaylı gramer kuralları var, bizim alışık olmadığımız seslere sahip bir dil ve bir Slav dili olan Lehçe’yi Latin alfabesine uyarlamışlar ki bu durumu iyice karmaşık hale getirmiş.  Dolayısıyla çok yavaş ilerliyoruz ama ilerliyoruz.
Günler geçip giderken mevsimler değişirken burada havalar sürekli kapalı. Güneşin hakkını vererek göründüğü bir güne denk gelemedim hala. İki günde bir yağmur yağıyor. Ama baharın ve yazın güzel geçeceğine dair ümidimi hala yitirmiş değilim.
Proje böyle devam ederken ve ben baharın gelişiyle Avrupa’nın diğer ülkelerine gezi planlarımı yapmaya yeni başlamışken hevesim kursağımda kaldı. Hepinizin bildiği gibi coronavirus vakaları Avrupa’yı dört bir yandan sardı ve seyahat etmek imkansız hale geldi. Her yerde okullar tatil edildi; konserler toplantılar, festivaller iptal edilmeye başlandı. Bunlar bir yana virüs ile ilgili endişeler insanları eve hapsetmeye neden olmuş durumda. Herkes yiyecek stoku yapmaya çalışıyor ve insanlar bir şekilde salgına karşı savaş açmış gibi bir telaş içerisinde. Kısa vadede durumlar iyiye gitmeyecek gibi ve projemi bitirmeme 6 ay kalmışken bir anda ortaya çıkan bu salgın Avrupa ile ilgili hayallerimin çoğunu buruşturup çöpe attı bile. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Tabi ki dünyanın sonu değil ama insan bir noktadan sonra durumu şanssızlıkla açıklayamıyor. Fakat ümitliyim, bilim bunun üstesinden gelecektir. Zaten başka çaremiz de yok. Yazımı sonlandırırken hepimizin salgına yönelik daha dikkatli hareket etmesi gerektiğini hatırlatmak isterim, hoşçakalın.