Tuesday, 17 March 2020

Ah Ne De Güzel Gönüllü Olmak Part II


Bir önceki yazımda şu an yaptığım işin iki ayrı proje gibi olduğundan bahsetmiştim. Bu yazımda yaşama kısmından bahsetmek istiyorum.
Şu an kaldığım evi Alice isimli bir operatörle paylaşıyorum ve haftanın dört günü üç tane engelliyle birlikte yaşıyoruz. Çarşamba günleri öğleden sonra dört günlük eşyalarıyla birlikte eve geliyorlar. Odalarına yerleştikten sonra yaptığımız ilk şey alışveriş parası olan 100 Euroyu bulunduğum kurumun (aslında ismi dayanışma köyü diye geçiyor ve birçok toplantı ve etkinlik burada yapılıyor) muhasebesinden alıyoruz. (Bu paranın bir kısmı aileler bir kısmı da kurum tarafından sağlanıyor. Her hafta geçen haftadan artan para fişlerle birlikte iade edilip yeni para alınıyor) Sonra hep birlikte eve dönüyoruz ve fotoğrafta görmüş olduğunuz haftalık programa o hafta için unutmamaları gereken şeyleri not ediyorlar. Ardından haftanın 4 günü için öğlen ve akşam olmak üzere bir menü çıkarıyorlar ve daha sonrasında bu menüden yola çıkarak alışveriş listesi oluşturuyorlar. Evde eksik olan şeyler listeye ekleniyor ve buzdolabına asılıyor. Onlar bunları yaparken mümkün olduğunca hiçbir şeye karışmıyoruz.
Ardından yemek hazırlama süreci başlıyorlar. Bir kişi yemek yaparken diğeri masayı hazırlıyor, diğeri de yemekten sonra bulaşıkları yıkıyor. Sabah 6.00'da uyanmak üzere akşam 22.30'da yataklara gidiliyor. Sabah kahvaltıdan sonra 7.00'de evden çıkarak herkes işyerine gidiyor. Öğlen geri dönüyorlar ve aynı yemek yapma süreci devam ediyor. Yemekten sonra hazırlamış oldukları alışveriş listesi üçe bölünüp markete gidiliyor. Çıkarken kapıyı kimin kilitmesi gerektiğini söylüyoruz böylece o kişi bu sorumluluğun altına girmiş oluyor. Markete kimin götüreceğini söylüyoruz böylece o kişi yolu ezberinde tutması ve karşıdan karşıya geçerken dikkatli olması gerektiğini görüyor. Markette de yardıma ihtiyaçları olmadığı sürece onları yalnız bırakıp kasada bekliyoruz ve alışverişleri bitince bütün sepetleri ve listeleri doğru mu diye tek tek karşılaştırıyoruz. Yanlış bir şey varsa düzeltiyoruz ve kasaya doğru geçiyoruz. Burada da ödemeyi onlara bırakıyoruz. Bu şekilde paralarına sahip çıkmayı ve hesap yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı oluyoruz. Marketten çıkıp eve giderken de içlerinden başka biri bizi eve götürüyor.
 Evde bütün alınan eşyalar yerleştirilir yerleştirilmez, yaklaşık on kişiyle çeşitli konularda eğitim veriyoruz. Mesela son üç haftadır bir yere gidince nasıl para öderiz, paranın üstünü nasıl hesaplarız tarzında eğitimler veriyoruz. Sonrasında eve geliyoruz ve yemek yapma süreci bir önceki günde olduğu gibi devam ediyor. Yine 22.00'da yataklara gidiliyor. Ertesi günü işten döndükten sonra kimisi ütü yapıyor, kimisi dinleniyor, kimisi duş alıyor, kimisi de çeşitli etkinliklere katılıyor. Cuma günü de aynı tempoyla geçiyor. Tek farkı, cumartesi günü iş olmadığı için yatağa yarım saat geç gidiyorlar ve sabah biraz daha geç uyanıyorlar. Cumartesi sabah kahvaltıdan sonra çarşamba günü belirlenmiş olan iş bölümü yardımıyla herkes temizliğe girişiyor ve öğlen yemeğinden önce ailelerinin yanına dönüyorlar. Çarşamba günü tekrar geliyorlar ve her hafta bu tempoyla ilerliyor.
Bu evin içinde plan yapmayı, ev arkadaşlığını, yemek ve temizlik yapmayı, bulaşık ve çamaşır yıkamayı, ütü yapmayı, alışveriş bütçesini, kapı kitlemenin önemini özetle kendi evimizde yaptığımız herşeyi öğreniyorlar. Toplam üç senelik olan bu projenin bir yılı dolmak üzere. Her hafta neredeyse ailelerle toplantı yapılıyor ve gördüğüm kadarıyla çocukları gibi onlarda bu projeden çok memnunlar.
Şu an yazdığım benim yaşadığım evde olan düzen. Bu ev dışında bir çok farklı evde aynı proje yönetiliyor. Engellinin engelinin şiddettine göre aldıkları sorumluluklar daha az ya da daha çok olabiliyor. Biz benim evimde şanslıyız. Çünkü Enrico, Pietro ve Luana çok istekliler ve çok başarılılar. Eminim ki ilerde kendi evdelerinde yalnız başlarına ya da partnerleriyle problemsiz bir şekilde yaşayabilecekler. Not: Bu arada Enrico ve Luana üç yıldır birlikteler ve gördüğüm en renkli çiftler.
Buraya taşınmadan önce hiç böyle bir tecrübem olmadığından dolayı çok önyargılıydım ve biraz korkmuştum. Ama şu an verdiğim karardan ötürü ve hayatlarına dokunabildiğim için çok mutluyum. Ayrılacağımız günü düşünmek bile istemiyorum.
Fotoğrafta küçük ailemi karnı yarık ve pilav yerken görebilirsiniz. Soldan sağa ben, Enrico, Pietro, Alice ve Luana.




Saturday, 14 March 2020

Şubat Ayı Da Bittiğine Göre Gelelim Z Raporuna


Ayın büyük sürprizi çalıştığım kurum; KERIC’in doğumgünü olmasıydı. 17. yaşına girmiş olması ne kadar başarısının, deneyiminin olduğunun kanıtıydı. Bunu 6 aydır burada çalışırken de hissediyordum. Bununla beraber 6 ayın bittiğini farkedince zamanda yolculuk yaptığımı düşünüyorum bazen. Bazen özlem de hissediyorum tabi aileme, arkadaşlarıma, yemeklere ama burada geçireceğim zamanın bir bu kadar daha olacağını anlayınca daha ne kadar uzun, kaliteli süre geçirebilirim diye de düşünüyorum. Her güne daha fazla iş ve etkinlik planlamaya çalışıyorum.
Yaşadığımız bölgedeki insanlarla daha farklı şeyler paylaşmak, zamanı daha iyi geçirmek adına her hafta gerçekleştirdiğimiz toplantılarda farklı etkinliklere yer veriyoruz. Her hafta cuma günleri olmak üzere müzik ve film gecesi yapıyoruz. Her ay gerçekleştirdiğimiz kültür akşamı programlarının arasında ise bu ay Fransız akşamıyken sırada Türk akşamı bizleri bekliyor. Bu etkinlikler buradaki insanların İngilizce konuşmasına bizim de Slovakça öğrenmemize ve daha da gelişmemize yardım ediyor. Konuşurken iletişim kurduğum kişilerin anlaması ve bana cevap vermesi bir motivasyon kaynağı diyebilirim. Bu aynı zamanda okulda ve kurumda eğitim verdiğim öğrencilerle iletişimimi etkilemekle beraber yaşadığım süre boyunca bana küçük de olsa destek olacak bir araç. En önemlisi de her hafta gittiğimiz ve farklı etkinlikler düzenlediğimiz engelliler ile çalışan derneğim Struzielka’daki birbirinden güzel insanlar ile iletişim kurarken inanılmaz etkili oluyor. Onlarla olan iletişimimizi güçlendirerek onlara ve bize motivasyon sağlıyor.
Ayın son haftası gerçekleştireceğimiz ırkçılık, ayrımcılık konulu etkinlikler düzenlediğimiz haftasonu eğitim kampını hazırlamakla geçti. Haftanın sonunda ise hayatımdaki ilk eğitim kampını beraber çalıştığım insanların yardımlarıyla düzenlemiş olduğumu farkettim. Kampın sonunda güzel dönütler almak bir yandan mutlu ederken bir yandan gelecek eğitimlerdeki eksikliklerimi tamamlamama yardım edecek. İlk defa eğitim vermek aynı zamanda bu eğitimde katılımcı olmak demekti çünkü hala bazı etkinliklerin akışı sana sürpriz olabiliyor. Bu durumda da bunu yönetmek gerekiyor ve o seviyede senin eğitimci olarak müdahale etmen gerektiğini anlıyorsun.
Altı aylık süre içerisinde bazen motivasyonumu etkileyen kötü durumlar da oldu. Yazılarım arasından ilk defa bu ay okuma fırsatı bulanlar için projemden bahsetmem gerekirse; eğitim kurumlarında her yaştan çocukla ve kendi kurumumda yetişkin insanlarla da ingilizce eğitimi üzerine çalışıyorum. Severek yaptığım için aslında tam olarak çalışmak denilemez. Fakat bu durumda önemli olan şey sizin isteğiniz, rolünüz olduğu kadar, karşınızdaki insanın isteği. Her ay bir kez daha anlıyorum ki eğitimi belirleyen sistem olduğu kadar eğitimi gerçekleştiren insanlar. Her geçen gün sorumluluğu üstümde çok fazla hissetsem de sonrasında öğretmenlik ruhunun bir parçası olduğunu farkediyorum ve bu eğitim mücadelesinde devam ediyorum. Bu hisleri yaşamanın da mükemmel olduğunu düşünüyorum çünkü kolaylık ve zorluk arasındaki farkı her gün anlamak bir çeşit keşif. Keşif demişken yaşadığım küçücük şehir olan Cadca’da her gün farklı bir nokta öğrenmek de paha biçilemez.
Son olarak bu ay bir ilk olarak yaşadığım şey; Kysucke bölgesinin gazetesinde adımın ve yapılan bir anma töreninde çektiğim fotoğrafın yer almasıydı. Hatıra kutuma Slovakça olan bir gazete ve bu alanda başarılı olduğum hissi eklendi. Yazmıştım daha önce de her gün kendimi keşfettiğimi. Yıl sonunda anlayacağım ki aslında yaşadıklarım beş-altı yıl yoğunluğunda bir gün hızında geçen bir yıldı.





Friday, 13 March 2020

Sona Yaklaşırken


Hey hey, herkese selamlar değerli Iyaca blog okuyucuları. Size yine bir sürü anıyla geldim. Herhalde en yoğun olduğum ay bu oldu diyebilirim. Dikkat dikkat! Şu an da Slovenya’da ünlü olmuş birisinin yazısını okuyorsunuz . Türkiye’den geldiğimi ve burada gönüllü olduğumu duyan televizyon çalışanları hemen benimle röportaj yapmak istediler, eh ben de kırmadım onları kabul ettim. Röportajda kültürümüzden geleneklerimize ve yaşam tarzımıza kadar birçok değişik konuya değindik. Benim için gerçekten çok güzel bir deneyim oldu. Bu ay yine farklı yerlere (ilkokullara, gençlik merkezlerine, liselere) giderek kendi ülkemizle ve projeyle ilgili sunumlar yapmaya devam ettik. Bu sunumlar sayesinde hem onlar birinci ağızdan Türk kültürünü öğrendiler hem de onların kültürü hakkında bir sürü bilgi edinme imkânı buldum. Tamamen kazan kazan üzerine kurulu bir sistem diyebilirim size. Tabi şimdi merak ediyorsunuzdur dünyanın dört bir tarafında festivaller, karnavallar oluyor, yok mu Slovenya’nın da bir festivali karnavalı? diye. Hemen size aşırı orijinal Kurentovanje Festivali’nden bahsedeyim o zaman. Şubat ortası gibi başlayan ve on beş gün süren bu festivalin amacı ne peki? Tabi ki de kışı kovmak. Eskiden Slovenya’da kışlar epey sert geçiyormuş. Çok ilginç kostümler giyerek ve değişik sesler çıkararak kış mevsimini korkutup kaçırıp, baharın gelmesini sağlıyorlar. Festivalin asıl karakteri Kurent isimli tüylü kostüm giyen kişiler. Son gün ise büyük bir geçiş töreni oluyor ve geçiş töreninde sadece Kurentler değil çok farklı kostümlü gruplar da yer alıyor. Bu festival Slovenya’nın en eski şehirlerinden biri olan Ptuj’da oluyor ama kutlamalar ülkenin değişik şehirlerinde de devam ediyor bu gruplar oralara da gidip geçiş törenine katılıyorlar. Çalıştığım kurum ve aile merkeziyle birlikte çocuklar için bir parti düzenledik. Onlarla oyunlar oynadık, dans ettik, şarkı söyledik. Ben de bu partide bal kabağı kostümü giydim. Festivalin olduğu gün hava tıpkı bahar havası gibiydi fakat festival bitti ertesi gün kar yağdı, Kurentler amacına ulaşamadı anlayacağınız .   Bu ay Türkiye’den ziyaretime üç arkadaşım geldi, ev sahibi olduğum için onların rehberi oldum ve Slovenya’daki mutlaka görülmesi gereken yerlere gidip, yine keşifler yaptık. Slovenya deyince herkesin aklına direkt olarak Bled gölü ve kalesi geliyor ondan listemizin başında orası vardı. Sonra Bohinj ve Ljubljana. 8 Şubat Preseren Günü (Slovenya’nın milli marşının yazarı) olarak kutlandığı için bütün müzelere, galerilere, sanatsal faaliyetlere giriş ücretsiz oluyor. Biz de durmadık, modern sanatlar müzesinden, ulusal galeriye, savaş müzesine bugünü epey güzel değerlendirdik Varış eğitiminde ve orta dönem eğitiminde tanıştığımız gönüllülerin çalıştıkları kurumlar eğer bir etkinlik düzenliyorsa genelde başka şehirlerdeki gönüllüleri de davet ediyorlar. Ben de bu ay Trbovlje’deki gönüllülerin kostüm partisine katıldım. Yine çılgınlar gibi eğlendiğim ve yepyeni bilgiler öğrendiğim bir parti oldu. Bu ay çalıştığım kurumda yine birbirinden çeşitli etkinlikler düzendik. Çömlek yapmayı öğrendik, vegan beslenme üzerine konuşmalar düzenleyip vegan tarifler denedik.




Thursday, 12 March 2020

Valencia’da 6 ay...


6 ayimi gecirdigim bu guzel sehirden herkese selamlar. Bu yazimda size ikinci egitim kursumdan bahsedecegim. Eger gonulluluk projeleri ile ilgileniyorsaniz biliyorsunuzdur ki uzun donem projelerde iki kere gormeniz gereken egitim kurslari oluyor. Genelde yasadiginiz sehirden baska sehirde gerceklesiyor bu egitimler. Bu sayede de baska sehirleri gezme gorme sansiniz oluyor. Son egitimde  Ispanya’nin guneyinde yer alan Malaga’ya gittik. 70 gonullu ile beraber gecen 5 gunluk buyuk egitimden sonra harika deneyimler, guzel dostluklar kazandim. Daha sonra Malaga Sevilla’ya yakin oldugu icin izin gunlerimden 2 gun daha kullanarak ev arkadasim Beatrice ile Sevilla’da bulustum. Endulus bolgesi benim icin tarif edilemeyecek bir guzellikte ve bu firsati degerlendirdigim icin cok sansliydim. Ispanya’da her bolgenin ayri bir tadi ve havasi var elbette ama Endulus gercekten bir baska. Flemenko gosterileri, tapaslari, sokaklari …
Projedeki isim ise ofiste sosyal medya yoneticiligini yapmak, fotograflar ve videolar cekip paylasmak. Zaten gunluk hayatta da yaptigim bir sey oldugu icin isimi severek yapiyorum. Burda, bu alanda kendimi cok gelistirdim ve ozguvenim de tam anlamiyla yerine oturdu. Eskiden kendime inanmazken simdi guzel isler cikarabildigimi goruyorum. Kendi portfolyomu olusturdum ve hayatim da  ESC surecimle beraber sekilleniyor. ESC’nin en guzel tarafi da kendinizi kesfetmenin en guzel yol olmasi. Universitede yaptiginiz erasmustan, yurtdisinda yaptiginiz bir stajdan farkli gonullu olarak  calismak.
Eger ilgilenirseniz, ESC surecimde gezdigim yerlerden kisa filmler olusturdugum bir youtube kanalim var, daha cok portfolio amacli kullaniyorum bu linki. Izlerseniz mutlu olurum, herkese hayatinda guzel gunler diliyorum . Youtube kanalim:  https://www.youtube.com/channel/UCm8h6RycthSjBafoTE0Oy_w





Tuesday, 10 March 2020

Ce Faci!!


Herkese selamlar. Ben Buğra, 23 yaşındayım.  Okulumu bitirdikten sonra dilimi geliştirmek, yeni insanlarla tanışıp yeni kültürler öğrenmek, yabancısı olduğum bir yerde kendimi keşfetmek ve en önemlisi gönüllü olarak vereceğim hizmetler ile topluma fayda sağlamak, insanların hayatına dokunmak istedim ve daha okuldan mezun olmadan önce ilgimi çeken bütün projelere başvurdum. En nihayetinde kendimi en yakın hissettiğim projeden geri dönüş aldım ve Reşita’ya geldim. Reşita’ya gelme süreci benim için sancılı geçti. Uçakla ilk baş Belgrad’a gittim ve orada gönüllülerle buluşarak bizi Reşita’ya götürecek olan şoförü bekledik. Şoförü uzun süre bekledikten sonra nihayet çantalarımızı ve bavullarımızı arabanın bagajına koyarak arabaya yerleştik ve rahat bir nefes aldık. Birkaç saat yolculuktan sonra araba arıza yaptı ve Belgrad’ın ıssız otobanında mahsur kalarak Reşita’dan gelecek olan yeni şöförü beklemeye başladık. Yaklaşık 6 saat gelecek olan yardımı beklerken sinirler de biraz gerildi ve bunun üstüne bir polis arabası yanaşarak anlam veremediğim şekilde sert müdahalelerde bulundular. En nihayetinde bütün bu olaylardan sonra gecenin bir yarısı eve ulaşmayı başardık. Şimdi o günü düşündüğümde benim için komik bir hatıra. Ertesi gün diğer gönüllülerle ve çalışanlarla tanışarak etkinliklerden, yapılan şeylerden bahsedildi. Burada yaşlılarla, engellilerle, devlet koruması altında yetişen çocuklarla, öğrencilerle, kreş öğrencileri ile eğlendirici, öğretici, bilgilendirici ve rol model olma bilincinde aktiviteler düzenlemekteyiz.  Herkes farklı kültürden olduğu için çok renkli bir ortam var ve bu farklılıklar ile bir arada olmanın beni geliştirdiğini, bana güç kattığını düşünüyorum. 1 ayın sonunda burada olmaktan büyük bir keyif aldığımı ve ileride nasıl maceralar yaşayacağımı merak ediyor, sabırsızlıkla bekliyorum.


Saturday, 7 March 2020

Üç Aylık Süreçte Yaşadıklarım



3. ayı geride bıraktım zaman çok hızlı geçiyor. Acemiliğimi üzerimden atmışken buraya tamamen adapte olmuş durumdayım. Öğrendiğim günlük rutin cümleleri ile dersler daha eğlenceli ve zevkli geçiyor. Günden güne  İngilizce ve Slovakçanın geliştiğini hissetmek muazzam bir duygu. Ülkemi  2 haftada bir farklı öğrencilere, öğretmenlere  tanıtmak, onların hayranlık duyarak izlemeleri ,dinlemeleri, ilginç soruları beni gerçekten şaşırtmaya ve gururlandırmaya devam ediyor.Çoğu öğrencilerin ve öğretmenlerin Ülkemizi ziyaret etmiş olması bana mantıyı sormaları döneri sormaları beni iyi güldürmüştü  😃Bu ay arrival training eğitimi vardı orada tanıştığım farklı ülkelerden arkadaşlarım İspanyol,Fransız,İtalyan,Yunanistan,Belarus ve daha niceleri. Dil açısından gerçekten verimli geçen 4 gündü. Yaptığımız işler hakkında detaylar, ne yapabiliriz, çocuklara daha fazla neler ekleyebiliriz, proje bitiminde nasıl yol izleyceğimizi bize öğrettiler. 4 günlük proje sonunda diğer gönüllüler ile bir çok etkinliklere katıldık onlar sayesinde başkent bratislavanın görmediğimiz yerlerini görüp fotoğraflar çekindik.Bu ay içinde ekolojik proje sunumu hazırladık ev arkadaşım paul ile bilrikte 8-10 yaş arası çocuklara hangi çöp nereye atılmalı, çöpler nasıl ayrılır, doğayı daha az nasıl kirletebiliriz ? bu sorulara yanıt bularak çocuklara küçük bir tiyatro hazırladık ve en sonunda onların bize yardım etmesini istedik hepsi bizi pür dikkat dinledi, eğlendi, güldüler 😃 Gerçekten çok sevimli  öğrencilerim var fotoğraflarda onları görebilirsiniz 😊 proje sonunda öğretmen olmayı bile düşünmüyor değilim açıkçası.İngilizce dersleri bir yana atletizm dersleride harika gidiyor. Her hafta yeni hareketler, parkurlar hazırlıyorum. Güzel yaptıklarında tak krásne(çok güzel)  demem onları fazlasıyla güldürüyor Onların yüzündeki heyecanı görünce yaptığım işten daha fazla zevk alıyorum.Keric ekibiyle bu ay içinde iki kere kayak yapmaya gittik hayatımda ilk kez denediğim bir sporun bu kadar eğlenceli olacağı hiç aklıma gelmemişti.Burada insanlar çoğunlukla kış olduğu için kış sporlarına aşırı büyük ilgi var. Her boş kaldıklarında hiking yapmaya giden bir millet düşünün.😃 Burada zaman fazla hızlı geçiyor bir yandan sürem azalıyor diye üzülüyorum ama herkesin bu deneyimi tadması gerekiyor bir sonraki ay görüşmek üzere… 😊





Friday, 6 March 2020

Ne De Güzel Gönüllü Olmak Part I


Bir önceki yazımın askine bu yazım bir o kadar pozitif bir o kadar neşeli. Gerçekten ne de güzel gönüllü olmak. Kötü geçen günlerimin ardından yeni evimde, yeni işimde rahat bir nefes aldım.
Kalan gönüllülük sürecimde artık sadece engellilerle çalışıyorum ve bu süreci benim açımdan iki ayrı proje gibi düşünebiliriz. Birincisi engelli vatandaşların çalıştığı yerlere gidip bende onlarla birlikte çalışıyorum. İkincisi ise engelli vatandaşların herkesten bağımsız bir şekilde yaşayabilme özgürlüklerini sağlamak. Bu yazımda ilk kısımdan bahsetmek istiyorum.
Her hafta çalıştığım kuruma bağlı olan bir çok tesisi geziyorum ve çalışıyorum.
Şuana kadar gördüğüm ve yaptığım işler:
-Tahtadan figürler yapma ve boyama
-Seramik yapımı ve boyama
-Özel günler için şeker paketleme
-Çikolata yapımı
-Organik tarım
Tahtadan figürlerin yapıldığı yerde tahta kesimi hem güç hem de tecrübe gerektirdiği ve biraz da tehlikeli olduğu için sadece tek bir kişi yapıyor. Oradan belli işlemlerden geçirilip boyanmaya gidiyor orada da boyandıktan sonra kuruyunca paketleniyor ve ardından satılıyorlar. Tüm bu işler hep operatörler eşliğinde yapılıyor.
Seramik bölümü de tahta bölümünün hemen üst katında. Seramikler yapılıyor ve ardından boyanıyor.
Şeker paketleme bölümünde genelde yaşları biraz daha büyük kadınlar çalışıyor. Sipariş üzerine özel günler için paketleme yapıyorlar.
Çikolata yapımı daha yeni başladı ve tabiki hemen favorilerim arasına girdi. Mükemmel bir sterillik sürecinden sonra çikolata yapılan küçük odaya giriyoruz. Minik çikolatalarımızı bir operatör ve üç engelli eşliğinde yapıyoruz.
Organik tarım da genelde stres atma gibi geçiyor. Yine bir operatör eşliğinde küçük bir alanda yabani otları temizliyoruz, tohum dikiyoruz, suluyoruz.
Genelde 9.30 civarında başlayıp 16.00 civarında çalışmayı bitiriyorlar. Ben birçok farklı yerde çalıştığım için genelde yarım gün kalıyorum.
Gözlemlediğim kadarıyla kimse bir iş yapmaya zorlanmıyor ama bu engelli kişinin durumunun ağırlığına göre de değişiyor diye düşünüyorum. Bazı yerlerde işten ziyade zaman geçirmeleri sağlanıyor gibi hissediyorum.
Ortam inanılmaz eğlenceli, her kafadan bir ses çıkıyor. Herkes çok sıcakkanlı. Bunun yanında engellilerin aslında çalışmak için bir engeli olmadığını görmek beni çok mutlu ediyor ve ister istemez acaba ülkemizdeki engellilerin durumu nasıl diye düşünüyorum. Belki Türkiye'de de bu tarz kurumlar vardır, daha önce bir tecübem olmadığı için bilemiyorum. Şu an aklımdaki şey Türkiye'ye döndüğümde varsa eğer bu tarz kurumlara gidip oralarda da gönüllülük yapmak hatta ileri gidip belki kendi derneğimi bile kurabilirim diye düşünüyorum :)





Thursday, 5 March 2020

Pamfil Şeicau’dan Entantaneler


Bizi metal bir kutuya koydular. Basınç artışı, basıncın dengelenmesi, ani bir basınç düşmesi; tekrar Romanya’dayım: “Merhaba lan Bükreş!”. Romanya’da ikinci seferim, yani az biraz tecrübeliyim. Klasik havaalanı rutinini gerçekleştirildikten sonra Adrian aranıyor, havaalanındaki kahve dükkanında buluşmak üzere anlaşıyoruz. Adrian beklenilecek. Daha sonra bol bol gerçekleştireceğimiz bu aktiviteyi bir kadeh şarapla taçlandırıyorum: “Tekrar Merhaba Romanyacığım.”
Adamımız yanımıza ulaştığında bir kadeh şarabın dibinin görülmesinden yaklaşık 25 dakika uzaklaşmışız. El sıkışıyoruz bu sonuna kadar Rumen adamla. Adrian’la daha çok kez el sıkışacağız. Zira her Pazartesiyi Bükreş’teki ofiste, devrisi 3 günü planlayarak geçirmeliyiz. Rumen dostumuzun arabasına binmek üzere otoparka doğru ilerliyoruz. Henri Coanda çok küçük bir havaalanı, gerçi Romanya’da genel olarak bir küçük havaalanı sorunu var. 2 sene önce Oradea’da indiğimiz otogar kılıklı o yerin havaalanı olduğuna inanmam epey zor olmuştu. Ben Oradea anılarımın bulanık suyunda daha fazla derinlere inmeden Adrian’ın arabasına biniyoruz.
Romanya’nın birçok yerine gitmiş biri olarak söyleyebilirim ki Bükreş bambaşka bir şehir. 20 milyon nüfuslu memleketim Romanya, Bükreş dışında başka bir metropole sahip değil. Cluj, Timişoara gibi ikinci üçüncü büyük şehirler bile 2 milyonluk bu devasa kentin yanında kasaba gibi kalıyorlar. Şehir, Bükreş’in renklerini keşfetmeye ant içmiş beni daha derinlere kazmam için teşvik edecek bir komünist grisine sahip. Bükreş’te grinin her tonuyla karşılaşabilirsiniz; eflatun-gri, sarı-gri yavruağzı-gri…
Yurttayız, birkaç evrak işimiz var. Bu arada Mihai ile tanışmışız. Adrian’ın sağ kolu Mihai 30’lu yaşlarda iyi İngilizce konuşan, bize şirinlikler yapacak kadar Türkçe bilen bir adam. Formaliteleri başarıyla tamamlayıp odamıza yerleşiyoruz Ofise gidiliyor, ofisten geri dönülüyor ve ilk görevimizi alıyoruz. Şehirdeki tarihi noktalardan altısına gidilecek ve fotoğraf çekilecek. Ayrıca bugün güzel bir haber de alıyoruz. Pazartesi’ye kadar derse girmeyeceğiz.
Bükreş’te ikinci haftamız, birbirimize çoktan alışmışız, hatta bu alışma olayını biraz fazla abartıp, kırk yıllık dost oyununa dönüştürmüş vaziyetteyiz. Küçük grubumuz içindeki bu ayran ilişki, üzerinde düşünmek istediğim meselelerden biri değil. Zamanımızın önemli bir kısmını işgal eden, bizi yoran, yıpratan, enerjimizi sömüren güzel insanlardan bahsetmek istiyorum. Tam olarak sayısını ölçmemiş olmakla beraber onlarca genç kız ve delikanlıyla vakit geçirdik ya da onların vaktini harcadık. Her birinin kendine özgü bir hikayesi ve her birinin derinlerde gizledikleri hiç tahmin edemeyeceğiniz hayalleri var. 14-17 yaşları arasındaki kalabalığa şöyle bir bakıyorum; bazıları tutkularını gerçekleştirmek için sonuna kadar savaşacak yenilecek belki tekrar deneyecek, kimisi denemeden pes etmeyi seçecek, kimisi de içinde bulunduğu karanlıkta yol gösterilmeyi beklerken kaybolup gidecek. Şöyle bir istatistik var; Türkiye'de 25 yaşından büyük nüfusun sadece %14'ü hayal kuruyor. Romanya için bu oran nedir acaba? Tarlabaşı’ndaki ve Nişantaşı'ndaki çocuklar hayallerini aynı yaşta mı kaybeder?  Peki hayallerimiz nereye gidiyorlar? Bilmiyorum. Tek bildiğim şey bu çocuklar zihnimi fazlasıyla yoruyorlar.
Neredeyse birinci ayı doldurmuşuz. Artık geri dönüş gününü saymaya başladım. Böyle yapınca zaman daha hızlı geçmiyor. Burada geçirdiğim vakit de daha keyifli hale gelmiyor. Kendi kendimi eğlendirmek için bulduğum bu oyunu Conde Noble kürüyle destekliyorum.
Artık öğrencilerle iletişim kurmak eskisine göre daha kolay; onlar bizi tanıyor biz onları... Dün sabah ilk defa öğrencilere bir konuda seçim yapma şansı verdik. Bu gerçekleştirmek zorunda olduğumuz eylem çok güzel sonuçlar doğurdu. Daha önce bir bağ kuramadığımız Irina ve Marcus gibi asi öğrencilerle etkileşime geçmeyi başarabildik. Hem de sadece kendi planladığımız oyunu oynamayıp onların oynamak istediği oyuna bir şans vererek. Burada bir kez daha anladım ki eğitimde kısıtlamalara hiçbir şekilde yer olmamalı. Hem öğrenciler hem de öğretmenler yeterli hareket esnekliğine sahip olduklarını hissetmeliler.
Bir müfredatı takip ederken bu kaideyi gerçekleştirmenin zor olduğunu anlayabiliyorum. Fakat yine de üzerine düşünülmeye değer bir fikir, değil mi?  Eğitimle ilgili alınan bütün kararlarda öğrenciye fikrinin sorulması… Kulağa hala bir ütopya gibi geliyor.
Zaman oyunu mu işe yaradı yoksa haddinden fazla mı Conde Noble içtim bilmiyorum ama son bir ay ışık hızında geçti. Ben ve Türkiye’den gelen arkadaşlarım için geleceğin genişliğine doğru yol almanın vakti geldi. Burada hayatlarına dokunduğum bütün güzel dostların günün birinde güzel haberlerini almak dileğiyle ömrümün Ciorogârla durağından uzaklaşıyorum. Bükreş günleri bir avuç duman olarak geçmişin içinde kayboluyor.