Wednesday, 13 March 2024

My Second and Last Month in Turkey


 As I write this, I'm in my second and final month in Turkey, with just one week left. I can’t help but feel emotional about leaving this beautiful country and the wonderful team I’ve come to consider family. We may bicker like kids at times, but after work, everything is amazing.

Let me share a bit about my daily routine. Sundays and Mondays are my days off, which I spend exploring Ankara with friends and learning new things. On Tuesdays, we have Turkish language lessons and work in the office, brainstorming ideas for videos that we later film for Facebook, Instagram, and YouTube. Wednesdays are dedicated to visiting a youth center, where we play with children and spend time with my group. If I have some free time, I practice piano or guitar. Thursdays are for finishing up work from Tuesday, and Fridays are my favorite because we assist at the Lösev hospital. Saturdays are spent at the office for a speaking club, where people come to learn English and enjoy each other's company. We also hold cultural evenings where we present our home countries. I represented Lithuania, sharing information about my country and cooking national dishes. We ended the evening with a fun game of Kahoot!

In the evenings, we often go out to restaurants, cafes, or the cinema, chatting about our countries, economies, and cities. Afterward, I return to my dorm, which has a small gym, and spend my time reading, using my computer, or working out. My dorm is located in Balgat, a nice area filled with numerous restaurants, cafes, and shops. One of the best things about Turkey is that it’s more affordable than Lithuania. Clothes and food are cheaper here; for example, you can buy a nice outfit for just 70 euros. Ankara, in particular, is less expensive than Istanbul.

This month, I had the chance to visit several cities. My first stop was Ilgaz, a mountainous area in northern Turkey. It was my first time ice skating, and while I was initially afraid, I discovered that I have a knack for it! I quickly learned how to stop and even felt like a pro by the end of my time there. The food was delicious, and we spent two wonderful days there.


Next, I visited Cappadocia, known for its stunning rock formations and hot air balloon rides. I learned that people used to live in the caves carved into these rocks. I even climbed one of the rocks, which felt surreal. The hot air balloons at dawn were breathtaking—we woke up at 6 a.m. to see them. During my time here, I’ve picked up some Turkish phrases, which helps me order food and ask questions. Learning Turkish is challenging, but I’m committed to it.

Currently, Ramadan is underway, and I’ve observed that locals can only eat between 6 p.m. and 5 a.m. each day, which feels quite unusual to me. I’ve also faced some challenges navigating Ankara since my phone broke, making it tough to find my way around this vast city.

One of my favorite dining spots in Turkey is Aspava, where ordering a meal often comes with complimentary food. My friends and I were pleasantly surprised on our first visit!



The highlight of my volunteering experience has been visiting youth centers and helping at the Lösev hospital. We prepare boxes of food for families in need, especially for children battling leukemia. It’s incredibly fulfilling work, and I truly cherish these moments.

I’m so grateful for my time in Turkey; it has changed my life in many ways. I’ve learned so much, and if you ever have the chance to come here, I highly recommend it! I plan to return as a volunteer for ten months next time.

Thank you for reading, and goodbye for now!






Tuesday, 12 March 2024

Merhaba, Ben Merve!

Merhaba, Ben Merve!

Graz'da uzun süreli gönüllülük macerama Ekim ayında başladım ve şimdi sizlerle bu heyecan verici deneyimimi paylaşmak istiyorum. Daha önce Innsbruck'ta bir eğitim kursuna katılmış olmam, Avusturya kültürü ve mimari yapısı hakkında az da olsa bir fikrimin olmasını sağlamıştı.  Gönüllülüğe başlama sürecim biraz hızlı geliştiği için ve ilk anda ev sahibi kuruluşum yurda gecene kadar bir süre beni evlerinde ağırladılar. Birlikte geçirdiğimiz zamanlarda yemekler yapıp, gezilere çıkıp, dünya tatlısı 3 yaşındaki oğullarıyla doyasıya oyunlar oynadık.

İlk başta kalabalık bir aileden ve şehirden gelmemin özlem ve sıkıntı yaratabileceğini düşünmüştüm, ancak ev sahibi kuruluşum bu endişelerimi hemen ortadan kaldırdı. Birlikte Türk marketine gidip alışveriş yapmak gibi günlük aktivitelerde bile bana eşlik ettiler ve yemek hassasiyetim konusunda da büyük destek sağladılar.

Yakın bir zamanda bir üniversite yurduna taşınacak olmam nedeniyle, bana uygun marketleri ve ulaşım seçeneklerini tanıtarak alışma sürecimi kolaylaştırdılar. Hollanda veya İsveç gibi Avrupa ülkelerinde olduğu gibi burada da bisikletin önemli bir ulaşım aracı olarak büyük bir yere sahipti. Aynı zamanda ev sahibi kuruluşumun bu konuda önemli projeleri olduğu ve bisiklet kullanımını artırmak için çaba gösterdiğini öğrenmek, özellikler patronumun bu konuda bir tutkuya sahip olması beni oldukça etkiledi. Bu yüzden bana öğretilen ilk bilgiler bisiklet yolları ve kuralları üzerineydi , ilk başta zorluk yaşasam da zamanla bu yeni ulaşım aracına alışmaya başladım (Bisiklet sürmeyi biliyor olmam veya ehliyetimin olması bu konuda zorlanmayacağım anlamına gelmiyor değil mi :).

İlk ayda bunlar olurken bir de asil gönüllülük yerim olan Trofaiach kasabasına yaptığımız ziyaretler ve buradaki hazırlıklar, gerçekten unutulmaz anılar biriktirmeme neden oldu. Ekim ayındaki en tatlı tecrübelerimden biri bu eğitimde ev sahibi kuruluşun bir parçası olmak ve doğayı keşfetmekti. Danimarka`dan, Italya`dan, Ispanya`dan, Türkiye'den ve Almanya'dan gelen gençlik çalışanlarıyla birlikte mental sağlıgı güçlendirmek için doğada yapılabilecek etkinlikleri test ettik, kendimizi dinledik ve değerlerimizi paylaştık. Eğitim günlerinden birinde doğa yürüyüşüne çıktık. Hayatımda yaşadığım en keyifli ayni zamanda da en ağrılı 7 saatti. Ormanda yukarıya doğru yürümek çok çok zordu, eğer antrenmanınız yoksa ve alışık değilseniz tavsiye etmiyorum. Yürüyüşler, yoga günleri, geziler, yemek pişirme, kamp ateşi etrafında şarkı söyleme ve daha bir sürü tatlı anlarla bir hafta geçirmiştim.

Yurda taşındıktan sonra artık tam anlamıyla kendi ESC macerama başlamış oldum. Sizlere Mayıs sonuna kadar bu heyecan dolu deneyimimi aktarmaya devam edeceğim. Desteklerinden dolayı IYACA'ya teşekkür ederim. Umarım yaşadıklarım, gözlemlerim ve öğrendiklerim sizlere de ilham verir. Gönüllülük yapmanın güzelliği ve önemi üzerine birlikte düşünelim. Şimdilik hoşça kalın, bir sonraki yazımda görüşmek üzere!

 



Saturday, 9 March 2024

Slovakya'da İlk Ayım

 Slovakya'da İlk Ayım 

Slovakya’nın Čadca denilen şehrine bu ay vardım, kurum her gönüllü için bir host family ayarlamıştı, ben de Slovakya’daki ilk bir haftamı kurum çalışanı Šimon’un ailesinin evinde geçirdim. Yerli halkın yaşayış biçimi Anadolu insanınkinden aşırı farklı denilemez, ama aynı olduğu da söylenemez. Sıcakkanlılıkları, misafirperverliklerinin bizimkinden aşağı kalır yanı yok, İngilizce konuşma oranı da aynı şekilde oldukça düşük, diğer Avrupa ülkesi vatandaşlarıyla kıyaslandığında tabiiki. Bunun haricinde farklı bir orta Avrupa kültürü hakim, insanlar sağlıklarına, doğayı korumaya, ekolojik ve ekonomik olmaya oldukça önem veriyorlar. İstisnasız her evde en az bir evcil hayvan ve sebze yetiştirilebilecek ufak bir bahçe var (apartmanda oturanlar hariç). Buranın doğası çok güzel, şehirden hangi yöne 15 dakika mesafede yürürsen yürü kendini doğanın içinde buluyorsun, ancak bu doğa ne bariz bir şekilde beşerî yapı olarak düzenlenmiş, ne de balta girmemiş orman gibi kendi haline bırakılmış.

Burada yerlilerle bir “Gulaš partisi”ne katıldım. Gulaš bol et ve sebzeyle yapılan bir çorba ve bunu doğum günlerinde koca bir kazanda pişirmek bir Slovak geleneği. Çorba aynı şekilde Macaristan ve Çek cumhuriyetinde de oldukça yaygın. Burada ayrıca “kofola” denilen bir Coca Cola replikasını tattım, slovakyada oldukça yaygın bir içecek. Çekoslavakya döneminin komünist rejimi muhtemelen Amerikan mallarına karşı bir tutum sergilediğinden kendi Coca Cola muadillerini üretmişler. Tadı tabii ki aynı değil, ama bence lezizdi…





Wednesday, 6 March 2024

A Ukrainian From Lithuania

 

…just imagine, your friend suddenly sends you the description of some project in Türkiye (the country, which you have liked for a long time already) with an open call for participation. You, in turn, decide to give it a try, still between the exams in your university. You fill in the application form at night and in the very morning of the same day you receive the messages from your future boss & tutor & role model & friend at one face. Interview is completed, and a few days later, right on Christmas Day, like a present under the tree, you got accepted. Now you are a volunteer. And perfectly before New Year celebrations, you have to buy your tickets to so much desired destination after almost 3 years since the last time in Anatolia, and you do that, and you spend all your next days knowing that the coming year is about to start with an adventure and a totally new page in your life.

You pass your last exams, finish local duties in your city, spend last moments with your family and friends before the departure for two months to another land far away from home (it was about to be the longest separation ever). And Day X comes. Night again. You’re at the bus stop waiting for the first transport connection to start the long way (not only in terms of distance). You give hugs and say temporary byes to dear ones you leave here, and say hello to people you see for the first time in a life, who lately will become your new friends, “dream team”, and even family in this project.


Next morning, altogether you take the direct flight from the capital of a nearby country (reached from another capital) to the capital of Turkey, and you land in Ankara, and meet way more people from different countries entering your life to build a special story together.

Introductory days, acquaintances with the crew, excursions around the city, visiting main sightseeing spots, first evening in the office where we’re gonna to spend a lot of time after…

Old town, Ankara Castle, my first mosque, fortunate going up the minaret of the biggest mosque in Ankara with the panoramic view to the whole night city. Life in a special dormitory, adaptation, sharing duties, integration to the local Turkish community. Charming Turkish lessons to acquire a new language. Team-building meetings in the office, evaluations, sharing our thoughts and impressions. Learning responsibility, the sense of team spirit and mutual support. First common brainstorm ideas and released projects. First challenges and conflicts. First emotional shakes.



Visiting numerous Youth Centers and meeting with their heads, giving me inspiration regarding entrepreneurship skills and the direction where to strive for the future. Boosting personal leadership.

Trying the national cuisine, reaching gastronomical heaven. Celebration of the first Birthday of one of the members in our group, my roommate. Meeting our colleagues, Turkish volunteers, on the same evening.

First Cultural Evening about Lithuania with my team.

 Opportunity to visit another corner of Türkiye on the south by the Syrian border, changing own plans and accepting the offer to go there. Volunteering at the farm in Hatay, helping to collect the mandarins growing on infinite fields of the trees. It was exactly 1 year after the earthquakes in that zone.




Crazy swimming in the beloved Mediterranean Sea in Arsuz shore in the evening, catching the waves. Night volleyball. My personal departure the very next morning. One bus, second bus... Sitting at the random cafe of Adana, trying its kebab. Taxi, airport. And here is the ticket.. I’ve been dreaming about for years. It was the ticket to Istanbul with Turkish Airlines… and my flight, and those long-awaited sweet words: “Welcome to Istanbul – the meeting point of the world!” Meeting with my strongly loved people there and so much needed hugs. Next 4 days in the city of my biggest aşk, daily tears from happiness, blessing, delightment, continuous exploration and admiration.

 Way back to home in Ankara, more work, first Speaking clubs and new Cultural Evenings (Georgia, Egypt and Azerbaijan so far). Helping in Lösev (hospital complex for the children with oncology) with humanitarian aid packages.




Playing table tennis, chess, cards, musical instruments in studios and workplace (since we have a guitar right in our office, which allows me to practice whenever I want) and singing, painting each other in the art studio, board- and ice skating.

 

Opportunity to go norther, to Ilgaz, to ski in the mountains. Collecting new experiences in our real snowy fairytale after the summertime in winter just two weeks ago. Feeling the non-linearity of the timeline, when two days feel like the whole month.





More fun and parties. Less sleep. Spontaneous and risky decision to visit Cappadocia at the weekends just in a few days before the expected ride. Planning our group trip only 12 hours before the departure. Another evening of tickets purchasing. And here we go, two days in Göreme, living in caves, walking without any routes in the middle of nowhere, multiplying our collective excitement from every single landscape. Witnessing flying hot air balloons at the sunrise of the next day, and understanding that my another cherished dream just came true, way more better than I could ever draw in my mind.

And now we are at the office. Tomorrow is the Cultural Evening dedicated to my homeland, Ukraine. In a couple of days I already have the trip to another corner of Turkey more than 700 km away. And less than two weeks to stay here left…




to be continued...









                       






Tuesday, 5 March 2024

Avusturya'da Son Ay Yepyeni Maceralar

 Son Ay Yepyeni Maceralar...

Aralık ayı... Herkesin büyük bir hevesle beklediği, her yerin yılbaşı dekorlarıyla süslendiği, yeni yılı büyük bir şevkle karşılamanın mutluluğu... Geçirdiğim en güzel, en anlamlı, en renkli Aralık ayı...

Bir kültürü tanımanın, bir kültürü öğrenmenin anlamını hiç bu kadar tahmin etmezdim. Aslında bu sadece kültürü öğrenmek adı altında da değil aynı zamanda bir dili öğrenmek adına geçerli olan bir şey. Bir yabancı dil öğretmeni olarak savunduğum en temel şey bir dili o dilin konuşulduğu bir ülkeye gitmeden, orada bulunmadan öğrenemezsiniz. Ve dil, bir kültürdür. 

Burada geçirdiğim dört ay bana bambaşka ufuklar açtı. Çok farklı dünyaların da var olduğunu gördüm. Yurtdışı deneyiminin aslında, özünde ne anlam ifade ettiğini anladım. Bizdekinden elbette farklı olan yeni yıl kültürleri insani hayran bırakmakta. Tüm ay boyunca her haftanın onlar için farklı bir anlam ifade ettiği gerçeğini ben bizzat tecrübe ettikten sonra öğrendim. Birbirinden eğlenceli yılbaşı pazarlarında, bu soğuk havada geleneksel yiyecek- içecekleri, ayrıca müzikleri ve her şeyden önemlisi insanların yasamdan bu kadar keyif almalarını görmek, tanıdık tanımadık ortamdaki insanlarla rastgele eğlenebilmek, anin tadını çıkarabilmek soğuğu unutturup, içimizi ısıttı..

 Teşekkürler Esc... Teşekkürler Graz... Teşekkürler kendim... Teşekkürler ve Güle güle 2022...



 

Monday, 4 March 2024

My First Month in Ankara, Turkey

 

 

Hello, my name is Airida. I am 21 years old. I come from a very small, but very dear to me, Lithuanian city called Širvintos. This is where my heart feels at home, and every corner of it has a special place for my soul. When I get to big cities, I get tired quickly, so Ankara became quite a challenge for me.I never planned to volunteer abroad. For as long as I can remember, I have always been a modest, shy girl who never leaves her comfort zone. But one day, when I left university, my life turned upside down. The decision to leave studies seemed to open the door to new opportunities. I chose the path of volunteering. It was very scary to step out of my comfort zone and go live in another country, knowing that I would be far from home, with a different culture and language. But now I can say with a calm heart that it was the best decision of my life.Volunteering became a unique opportunity to get to know the local community, share my skills, contribute to social work, try myself in various areas, and rediscover myself.


 


The first month in Ankara was full of challenges, but in the end it helped me experience and learn a lot of new things. First of all, I was afraid of the English language. My English skills weren't the strongest, so understanding the other person wasn't always easy.But now I can confidently say that I feel much stronger, and I can communicate with people in English more freely, which is a significant achievement for me. I am glad that I have the opportunity to learn Turkish as well, it is a very beautiful language. However, it is not easy for me to learn it.

It's hard to believe but in the first month in Ankara I found myself. I discovered something that calms me and allows me to take a break from the rushing world - ice skating. We had the opportunity to visit a youth center and try ice skating. At first, it was intimidating. I clung to the walls, but eventually, the fear faded, and I started gliding on the ice. I cannot describe the feeling that overwhelmed me then, it allowed me to escape briefly and be with myself,calm down.



It is not my first time in Turkey, but this volunteering experience inspired me to rediscover this country. I am happy to be part of the LÖSEV team and help children with cancer. It's special. In Ankara, I tried many traditional Turkish dishes that I had never tasted before. I like Turkish coffee and tea. And after drinking Ayran, food is much tastier. And now just thinking about börek, sütlaç, katmer makes me salivate. During my volunteering, I met many different people with different lifestyles, languages, religions and cultures. It makes this new phase of life even more exciting. Every Saturday we organize cultural evenings from different countries, we learn more about each other. In the first month, we introduced Lithuania. We demonstrated our culture, played "KAHOOT", tasted traditional Lithuanian dishes, danced traditional dances. We had a great time. I was melting with happiness to hear how many other volunteers learned from our cultural evening.



I also celebrated my 21st birthday in Ankara. It was an amazing and unforgettable experience. The day started off great. My roommate made me breakfast and then we met up with the other volunteers. I did not understand anything. All this time, I thought we had gathered to get to know each other and discuss common volunteering goals. We all sat down, introduced ourselves and suddenly everyone started clapping. Of course, thinking that there was an exciting activity ahead, I started to clap, but suddenly everyone started singing and saying happy birthday. IT WAS UNREAL. Speaking of unreal, we got a chance to see the entire city from the minaret of Ankara's largest mosque, surrounded by night lights.

So, volunteering is a great opportunity to grow as a person, discover yourself and have a wonderful time.





Sunday, 3 March 2024

Litvanya'da Unutulmaz Şubat Serüvenim

 Türk Kebaplarından Yüzüklerin Efendisi Konserine: Unutulmaz Şubat Serüvenim

Herkese merhaba! Bu ay yaşadığım maceradan bahsedeceğim. Daha önce belirttiğim gibi, her ayın son Pazar günü müzeler ücretsiz olduğu için Vilnius'taki bir müzeye yeni gönüllümüz Aydan için gitmeye karar verdik. Tüm resimleri ve müzeyi tekrar görmek büyüleyiciydi. Sanırım ücretsiz olduğunda tüm müzeleri tekrar tekrar ziyaret edeceğim!

Bir sonraki  hafta gençlik merkezinde Türk Kebabı Atölyesi`ni gerçekleştirdik. Gençlere Türk Kebabı nasıl pişirileceğini gösterdim. Salça yerine biber sosu seçtim, çünkü bizim salçamız burada bulunmuyor maalesef. Gerçekten keyif aldılar aktiviteden, fotoğrafta da görebileceğiniz gibi, ve atölye sonunda tarifi yazmamı istediler. Eve gittiklerinde aileleri için kebap hazırladıklarına eminim! Ayrıca yeni gönüllü Aydan da bize yardım etti.

Bir sonraki Pazartesi, Aydan'la birlikte Sirvintos Lisesi'ne  Sirvintos Gençlik Merkezi'ni tanıtmak için gittik. Gençlerle bir tartışma düzenledik. "Katılıyorum" ve "Katılmıyorum" olmak üzere iki masa vardı. İfadeler okunduğunda taraf seçmeleri gerekiyordu. Sonrasında gruplar kendi görüşlerini savunacak bir lider seçtiler. Yabancı bir birey olarak yurt dışında yaşamanın zorluklarıyla ilgili cümleler seçtik. Etkinliği beğendiklerini gördük. Dersin sonunda müdür her Pazartesi gelmemizi istediğini belirtti! Kişisel olarak, bu teklif bana mutluluk verdi. Başka bir deyişle, havalarda uçuyordum çünkü öğrencilerle dolu bir sınıfta olmayı ve bir öğretmen gibi hissetmeyi özlemişim.

İngilizce Konuşma Kulübü için "Çılgın Şapka Günü" aktivitemizi gerçekleştireceğimiz gün  geldi çattı. Kartonlar, küçük oyuncaklar, düğmeler, yapıştırıcılar, makaslar, simler, kolyeler, bilezikler, gazeteler, dergiler gibi birçok malzeme getirdik. Karton ve gazete kullanarak nasıl şapka yapılacağını gösterdim. Birlikte birçok yaratıcı şapka yaptık!

Çarşamba günü Gelvonai'de lisede yaptığımız tartışmayı tekrarladık. Tartışmanın ardından onlara bir karton verdik. Tamamlamaları gereken tek bir görevleri vardı. Gelvonai'deki gençlik merkezini ve kendilerini çizmeleri gerekiyordu. Bu etkinliğin amacı, kendilerini nasıl gördüklerini ve gençlik merkezinde kendilerini nasıl konumlandırdıklarını öğrenmekti.

Musninkai'de Perşembe günü, en ünlü Litvanya pembe çorbası olan "Saltibarsciai"yi pişirdik. Yazın çoğunlukla tüketildiği için soğuk çorba anlamına geliyormuş. Turp, yumurta, soğan, patates ve yeşil soğan aldık. Bu kadar lezzetli bir çorba olacağını gerçekten hiç beklemiyordum. Çok lezzetliydi ki 3 kase içtim. Leziz çorbadan sonra, Gelvonai'de yaptığımız aynı etkinliği anlattık. Gençlik merkezini çizdiler ve kendilerini çizdiler.

Başka bir Pazartesi, müdürün önerisiyle Aydan ile tekrar Lise'ye gittik. Onlarla meşhur "Çarkıfelek" oyununu oynadık. İngilizce bir kelime tahtaya harfleri olmadan yazıldı. 4 takım vardı ve her takım çarkı çevirdi. Puan kazanmak için doğru harfi tahmin etmeleri gerekiyordu. Etkinlikten sonra, gelecek etkinliğimizi davet etmek için onlara tanıtım yaptık.

Litvanya'da resmen kışı kovmak için geleneksel bir kutlama var! İnsanlar "korkunç maskeler" takıyorlar ve şehir merkezinde toplanıp dans edip ve ateş yakıyorlar. Sirvintos şehir merkezinde 13 Şubat'ta düzenlenen kutlamaya katılmak için gençlere korkunç maskeler hazırlamak amacıyla bir atölye çalışması yaptık. Sevgili Jelena gençlere nasıl doğru bir şekilde maske yapılacağını gösterdi ve diğerleri maskelerini hazırlarken yerel gönüllüler Sophia ve Rugilė ile pancake pişirdik.

Patronlarımız :) Živile Hanım ve Serdar Bey`e yardım etmek için bir gönüllü olarak Erasmus+ projelerine katıldım. Farklı ülkelerde yaşayan 27 katılımcı vardı. Bu bir haftalık projenin adı "Gençlik çalışması üzerine iletişim kurma semineri: İleri adım" idi. Kuruluşlarında büyük bir rol oynayan katılımcılar projeye katıldılar.

Bu ayın en heyecan verici kısmını en sona bırakmak istedim! Nihayet çocukluğumdan beri yapmayı her zaman istediğim bir şey yaptım.  Yüzüklerin Efendisi konserine gittim! Yüzüklerin Efendisi Orkestrası'nın Vilnius'a gelip Yüzüklerin Efendisi film müziklerini çalacağını bir ay önce gördüm ve tabii ki ilk sıradan bileti aldım! O anı düşünebiliyor musunuz?! Çocukluğumdan beri büyük bir Yüzüklerin Efendisi hayranıyım. Tüm kitapları okudum ve filmleri ilk yayınlandığında ailemle izlerdik. Bu hayalimi gerçekleştirmeme yardımcı olduğunuz için IYACA ve Sirvintos Spor Merkezi'ne teşekkür ederim!