Monday, 1 September 2025

Litvanya Serüvenim Başladı.

 

Hayatımda yaşayacağım en güzel deneyimleri yaşamak için bu yola çıkmaya karar verdim ve 2025 Ağustos ayında Litvanya’nın Širvintos şehrine ayak bastım. Daha geldiğim ilk gün büyük bir etkinliğin olması, gönüllülük işine hızlı başlamamı sağladı ve buraya alışma sürecimi ciddi anlamda hızlandırdı. :)

Ağustos ayı boyunca hava oldukça güzeldi; yaz aylarının sonunu yakalamıştık. Buradaki arkadaşlarımla neredeyse her gün sahil kenarında, kumsalda voleybol oynuyorduk. Bölgenin nüfusunun az olması çevreyi sakin ve huzurlu kılıyor, bu durum beni de fazlasıyla rahatlatıyordu.

Bu ay içinde gönüllülük sürecime adapte olmaya başladım. Gençlik merkezini, insanları ve sorumluluklarımı tanıdım. Gençlerle vakit geçirmek, oyunlar oynamak ve etkinliklerde yer almak hem eğlenceli hem de öğreticiydi. Ayrıca hat sanatı atölyelerine başladım; öğrenmek isteyenlere haftalık olarak ders verdim.

Friday, 1 August 2025

Temmuz' da Geçen Gönüllülüğüm

 


Litvanya’da gönüllülüğümün ikinci ve son ayındayım. Temmuzda gençlik merkezinde birçok etkinlik düzenledik. Bu etkinliklerin yanında Litvanya’nın bazı ulusal günleri vardı. Bu günleri kutlamak benim için çok keyifliydi.

Temmuzda havalar ısındığı için gençlik merkezinde piknikler düzenledik. Beraber pink soup yaptık, oyunlar oynadık. Ayrıca 6 Temmuz için örgüler ördük. Bu örgülerle 6 Temmuzda köprüyü süsledik.


Ardından düzenlenen Baltos Varnos konserine katıldık. Şarkılar ve atmosfer harikaydı ve çok keyifli bir gündü. O haftasonu ise Vilnius’a gitmeye karar verdim. Vilnius’u gezdikten sonra arrival traininge katıldım. Beş gün sürdü ve çok keyifliydi. Beraber birçok etkinlik yaptık. Bu etkinliklerden birisi ise Trakai' deki ormanda görevleri tamamlamaktı. Her ne kadar yağmur bastırıp erken dönmek zorunda kalsak da benim en eğlendiğim gündü. Grup arkadaşlarım ile birlikte gölden su doldurduk, yerel insanlar ile ropörtaj yaptık, öğle yemeğimizi yedik. Training bittikten sonra ise Trakai’yi gezmek için yola çıktım. Trakai şehir olarak Litvanyadaki en güzel yerlerden birisiydi. Litvanya’daki çoğu yer gibi yeşil, nehirler ile dolu ve oldukça turistik bir yerdi. 


Ardından Litvanya’daki Vilnius’tan sonra en büyük ikinci şehir olan Kaunas’ı gezmek için yola çıktım. Oldukça büyük ve hareketli bir şehirdi. Kaunastan döndükten sonra ise Türk kültürel günü düzenledik. Amine ve ben beraber pide ve çiğköfte yaptık. Getirdiğimiz türk kahvesi ve lokumu servis ettik. Ardından 26’sı için etkinlikler hazırlamaya başladık. Çünkü o gün düzenlenecek olan festivalde biz de yer alacaktık. Bazı oyunlar hazırladık ve gelen kişilere vermek için kurabiyeler pişirdik. Festival oldukça yoğun ve kalabalık geçti. Ardından ise düzenlenen konsere katıldık. Konsere gelen kişileri daha önce dinlememiştim ancak şarkılarını çok sevdim ve playlistime ekledim. Geriye kalan günlerimi ise širvintos’ta geçirmek istedim. Çünkü burayı gerçekten çok sevdim çok huzurlu bir şehir. Ardından gençlik merkezinde diğer herkes ile vedalaşıp Türkiye uçağına bindim. Benim için çok değerli ve keyifli bir yolculuktu. 

Bu projede yer aldığım için IYACA VE SAJC’a teşekkür ederim.

Tuesday, 1 July 2025

Haziran'da Litvanya Gönüllülüğüm

Haziran ayı benim için çok hızlı başladı. 31 Mayıs’ta son sınavıma girdim, yurttan eve taşındım ve İstanbul uçağına yetiştim. Daha sonra birlikte gönüllülük yapacağım diğer gönüllü Amine ile tanıştım. Beraber Vilnius uçağına bindik ve yeni bir serüvene doğru yola çıktık.


Havalimanına indikten sonra Daiva ile tanıştık ve o bizi Širvintos’a götürdü. Eşyalarımı yerleştirdikten sonra Širvintos’u gezmeye çıktım. Burası yemyeşil ve sakin bir şehir.

Gençlik merkezindeki ilk günümde buradaki gençlerle tanıştım. Hepsi gerçekten çok cana yakındı. Birlikte mutfakta kek ve pasta yaptık, oyunlar oynadık. Ben buradaki oyunları öğrendim, onlara da "Papaz Kaçtı" oyununu öğrettim.

Eğlenceli geçen bir haftanın ardından Vilnius’u gezmek için otobüse bindim. Keşfetmesi kolay ve güzel bir şehirdi. Oradaki turistik yerleri gezip geleneksel yemeklerini tattım.


Sonraki hafta, gençlik merkezinde Širvintos’un 550. yıl kutlamaları için gençlerle birlikte kurdelelerden örgüler yaptık. Film izledik ve birlikte vakit geçirdik. Bu hafta, buradaki okulların kapanma haftası olduğu için gençler açısından oldukça stresliydi.

Hafta sonunda ise Estonya ve Letonya’nın başkentlerini ziyaret ettim. Kültürel olarak Litvanya’ya hem benziyorlardı hem de kendilerine özgü farkları vardı. Her iki şehrin de tarihi

yapılarını gezdim, geleneksel yemeklerini yedim ve yerel halkla tanıştım. Benim için çok güzel bir deneyimdi.

Bu hafta içi genel olarak sakin geçti. Gençlik merkezi olarak yaz dönemi çalışma saatlerine geçtik ve bu konuyla ilgili bir bilgilendirme yazısı hazırladık. Yaz kampı

bir günlüğüne merkeze geldi; birlikte oyunlar oynadık ve keyifli vakit geçirdik.

Bu ayki izin günlerimi bu hafta kullandım ve Norveç ile İsveç için altı günlük bir plan hazırladım. Daha önce hep Akdeniz’e kıyısı olan ülkelere gitmiştim, bu yüzden büyük bir kültürel farklılık yaşamamıştım. Ancak İskandinav kültürü bana hem farklı geldi hem de çok hoşuma gitti. Hem insanları hem de doğası çok güzeldi.

Bu haftamı ise gençlik merkezinde bir atölyeye yardım ederek ve 6 Haziran için oyunlar ve etkinlikler düzenleyerek geçiriyorum. Bu ay benim için oldukça dolu ve heyecan verici geçti. Bir sonraki ayı heyecanla bekliyorum…

Litvanya’da Bir Aylık Gönüllülük Hikayem

 

Gönüllülüğümün ikinci ayına bir ayın nasıl bu kadar hızlı ve dolu dolu geçip bittiğini sorgular halde başladım. Mayıs sonunda daha gönüllülüğüme başlamama birkaç gün kala valizimi hazırlarken sorular beynimin labirentlerinde dolaşıp duruyordu: Yolumu bulabilecek miyim? Aktarmalı uçuşuma yetişip Litvanya'ya varabilecek miyim? Aslında ilk adımı attığımda tüm bu sorular ortadan kayboldu çünkü yolun güzelliği ve akışta süzülmenin hafifliği beni rahatsız etmelerine izin vermedi. Bu yılki ana hedefimin peşinden gidiyordum: hiç bulunmadığım hep merak ettiğim bir ülkede gönüllü olmak.

Litvanya’ya yolculuk başlamıştı; önce gerçekten sakin, huzurlu, yeşil ve köklü bir şehir olan “Sirvintos” ile tanıştım. Vatandaşlar bu şehrin 550. yılını kutlarken, ben de ismi, binaları, iklimi, tarihi ve tabii ki yemekleri hakkında bilgi edinmeye çalıştım. Havalimanında diğer gönüllü arkadaşım Beyza’yla tanıştım. Güzel yolculuk sonrası varışımızın hemen ardından “Saltibarsiciai” yani “pembe çorba” adı verilen soğuk çorbayı denedim. Buraya 1 gün geç gelerek pembe çorba festivalini kaçırmış olsam da soğuk çorbanın lezzetli tadı hüznümü yok etmişti. Bir sonraki lezzet rotamızın hedefi Zeppelina'ydı, patatesli içli köfte de diyebileceğimiz bu yemek bizden yine tam not aldı. Litvanya’nın lezzet duraklarından geçtiğimize göre şimdi sıra gönüllülüğe kolları sıvamaktaydı.

Merkezdeki gençler ve çalışanlar bizi çok sıcak karşıladılar. Daiva'nın rehberliği ve samimiyet dolu kalbi, Jelena'nın dinamik enerjisi ve Zivile'nin mentorluğu tüm endişelerimiz ve zorluklarımız konusunda çok yardımcı oldu. Aktiviteler için beyin fırtınası yaptık, tasarladık, organize ettik, boyadık, yemek yaptık, oynadık, pişirdik, temizledik, taşıdık, topladık dans ettik her şeyi yaptık. Merkez artık yeni evimizdi, bu şekilde hissetmemiz için herkes elinden geleni yaptı, ben de ne yapıyorsam içtenlikle yapmaya ve kendimi evimdeymiş gibi hissetmeye başladım. Bazen çocuklarla, bazen gençlik takımımızla, çalışanlarla, gönüllülerle değerli faaliyetler yaptık ama her seferinde iletişimin, sınırların, sabrın ve profesyonelliğin önemini öğrendim. Tabii ki yemek yapmayı da unutmadım; bu sanatı merkeze adım atar atmaz herkesle uygulamaya, kendi ülkemizden de bir lezzet rüzgarı estirmeye de başladık.

Gençlik merkezimizdeki gönüllülük çalışmaları hariç hafta sonlarında olabildiğinde yeni yerler görmeye gayret ettik. İlk şehir başkent Vilnius'tu; bu şehirde Sirvintos’tan bir saatlik bir yolculuk sonrası güzel manzaralar, Neris nehri, dans eden insanlar ve koruma altındaki tüm tarihi yerleri görebilirsiniz. Ben de ilk önce bu koruma yerlerinden bir tanesi olarak Vilnius'un sembolü olan Gediminas Kulesi'ne çıktım. Tüm Baltık mücevherlerini ve Rönesans baskılarını görebileceğiniz ve 14. yüzyıldan 21. yüzyıla kadar olan yüzyıllara tanıklık edebileceğiniz bu kalenin efsanelerine göre, Grandük Gediminas, rüyasında tepenin (kalenin) zirvesinde uluyan bir Demir Kurt görmüş. Tepe, sonunda ahşap bir kale inşa ettiği yer olarak geçiyordu. Şehrin iletişim görevi olan telgraf ise 1838'de aslında burada kullanılmaya başlanmıştı. Kuleden sonra bir sonraki hedef Şafak Kapısı'ydı. Meryem Ana'nın “Şafak Yıldızı” olarak bilinmesi ile bağlantılıymış. Bu nedenle bu kapı, Meryem Ana'ya ithafen şehrin en doğusunda yer almakta imiş. Vilnius’ta gezerken, yeni tatlar denerken yeni yüzlerle de tanıştık ve insanları gerçekten çok saygılı ve güler yüzlüydü.


Bu ay boyunca Litvanya dışında dört ülke gördüm. İlk rota Baltık ülkeleriydi: Letonya ve Estonya. Ticaret kavşakları ile bilinen bir ülke olan Letonya'nın tarihi 4000 yıl öncesine dayanıyordu. Riga'yı ilk gördüğümde bu bilgi havuzu tarihi atmosferi destekledi. Başkent Riga dokunulmamış, havasını ve binalarını korumuştu. Eski kaldırımlarda ve kahvehanelerde dolaşırken kendimi adeta bir ortaçağ dizisinde gibi hissetmiştim. Estonya/ Tallinn'deki kozmopolit atmosfer harikaydı. Herkes turist gibi görünüyordu ve dil engeli burada hiç hissedilmiyordu. Belki de bunun nedeni bu şehrin kuzeydeki birkaç ülkeyi birbirine bağlayan bir liman şehri olmasıydı.

Bir hafta sonra Norveç'i, Oslo'yu ziyaret ettim. Metropol ne demek burada anlayabileceğimiz bir yer olan Oslo’da insanların tarzı ilk dikkatimi çeken şey oldu. Herkes stil ikonu gibi şıktı. Binalar eski ya da modern olarak kategorize edilmemişti. Hepsi öyle bir uyum içindeydi ki, kendinizi tarihi havanın içinde kolayca kaybedebilir ve sonra ülkenin sahip olduğu post-modern ayak izlerine geri dönebilirdiniz. Norveç somonu da güzeldi; hayatımda asla girmeyeceğim uzun bir kuyruğa girip beklememize rağmen buna değdi. Beni büyüsü altına alan en büyük şey ise Munch Müzesi oldu. Edward Munch, hakkında okumayı çok sevdiğim ve eserlerine bayıldığım bir sanatçıydı ve o döneme, hayatına ve eserlerine gitme şansına sahip olmak unutulmaz bir deneyimdi.


İsveç'in Stockholm kentinde ise tarihi dokunun korunmuş olması, renklerin dansı ve cesur tasarımlar Stockholm'ü güzelleştiren unsurlardı. Sokaklarında dolaştım, havasını yakalamaya çalıştım, yağmura yakalandım, sonra güneş üzerimizi örttü, yine güzel insanlarla tanıştım. İsveç köftesinden bahsetmeden de yolculuğumu bitiremezdim. Hala nasıl bu kadar lezzetli olabiliyorlar diye kendi kendime soruyorum. İsveç çörekleri de muhteşem tatlılardı ve Sirvintos'a döndükten sonra o çöreklerden yapacağıma dair söz verdim (ve Beyza’yla takım çalışması eşliğinde ile yaptık da
J).


Kısacası Litvanya unutulmaz anılarla doluydu. SAJC bana dünya hakkında pek çok beceri ve bilgi kazandırdı. Dört hafta içinde bile tüm maceraların ne kadar yoğun olduğuna inanamadım. İşbirliği ve güçlü bir ekip çalışmasıyla bir sanat atölyesi başlatma şansım bile oldu. Atölyemiz hala devam etmekte :)

Yazımı sonlandırırken öğrendiğim en güzel şeyden bahsetmek istiyorum. Öncelikle hayatımda hiç bin parçalık bir puzzle yapmayı denemedim ama burada duvarlara asmamız için getirilen iki bin parçalık puzzle yapmayı denerken yarım saatte 2 parça birleştirebilmiş olmak bile bana biraz ilerlemenin hala bir ilerleme sayıldığını öğretti. Büyük bir özveriyle puzzle bittiğinde ise hala eksik bir parça olduğunu fark ettik. Yazıcıdan çıkarmaya çalıştık ama olmadı; milimetreler yanlıştı ve artık farklı bir strateji izlemem gerektiğini anlamıştım. Eski binaların eksik parçalarının nasıl yapılıyorsa ben de bir restorasyon yapmaya çalışacağım dedim kendi kendime ve kolları sıvadım. Hesapladım, ölçtüm, çizdim, birkaç deneme yaptım, boyadım, ve işte! Kayıp bir parça yoktu. Başka bir ders daha öğrenilmişti: sabır her zaman meyvesini verirdi. Kayıp parça sonradan ortaya çıktı tabii ama bende ortaya çıkan farkındalıkların yerine oturamazdı o parça. Zira bir eksikliğin, kendi yokluğundan ziyade bize bir şeyler buldurabileceğini kim düşünebilirdi ki? Gelecek ayımı gerçekten merak ediyor ve iple çekiyordum. Ve tabii gidene kadar Litvanya'nın geleneksel yemeklerini tekrar tekrar yiyeceğimden hiç şüphem yoktu.

Haziran gerçekten çılgın bir aydı.

 
O kadar çok şey yaşadım ki hangisinden bahsedeceğimi bilemiyorum. Ama umuyorum ki, sizi de bu dopdolu, heyecanlı, unutulmaz aya en güzel şekilde dahil edebilirim. Cadca’da yaz biraz geç gelmiş olsa da, sonunda hava güzelleşmeye başladı. Biz de evimizin önündeki laviçkada, hep birlikte küçük bir piknikle bu güzel aya “merhaba” demeye karar verdik. 

Kıpkırmızı karpuz... Bana her zaman yazı hatırlatır. Her birimizin kendi kültüründen hazırladığı atıştırmalıklarla sadece midelerimizi değil, kalplerimizi de birleştirdik. Bugüne kadar yüzlerce anı biriktirdiğim bu evde, sanırım en keyif aldığım sabahlardan biriydi. Bu güzel sabahın ardından, uzun zamandır üzerine çalıştığımız ve liderliğini üstlendiğim Youth Exchange projesi için önemli bir adım atmanın zamanı gelmişti. 


Ay sonunda gerçekleştirdiğimiz projeye dair ilk heyecanımızı yaşadığımız APV toplantısında, farklı ülkelerden grup liderleriyle bir araya geldik. Temamız, daha önce de belirlediğimiz gibi “kültürlerarası ilişkileri anlamak”tı. Bir psikolojik danışman olarak, kendi uzmanlık alanımda gençlerle bu başlık altında çalışacak olmak, grup liderleriyle fikir alışverişinde bulunmak beni daha şimdiden fazlasıyla heyecanlandırmıştı. Verimli geçen toplantılar, kurulan bağlar ve hayallerden sonra projemizi gerçekleştireceğimiz yere, Ladonhora 'ya gittik. Orada, hayatım boyunca unutamayacağım anılar biriktireceğimden henüz haberim yoktu.


Dört günlük toplantının ardından, uzun zamandır hayalini kurduğum rotaya doğru yola çıktım:

Sevilya, Malaga, Lizbon, Varşova...

Lise yıllarımda birkaç yıl boyunca İspanya’nın tutkulu dansı olan Flamenko yapmıştım. O zamanlar 14 yaşındaydım. Minicik bir kız olarak, gözümde kocaman olan kadınlar ve adamlarla aynı sınıfta dans ediyordum. Her Flamenko ezgisinde, her adımda büyüleniyordum. O günlerden beri hep hayalini kurmuştum: “Bir gün Sevilya’da olacağım...” Ve o gün geldi. Şimdi 24 yaşındayım ve o küçücük Öykü’nün hayalini gerçekleştiren biri olarak kendimle gurur duyuyorum. O zamanki hayran kaldığım kadınlar gibi ben de artık güçlü, tutkulu ve hayallerinin peşinden giden bir kadınım.

Sevilya’ya ilk ayak bastığım an, kalbim sanki o şehri tanıyordu. Sokaklar, insanlar, yemekler... Hepsi bana o kadar tanıdık, o kadar ait hissettirdi ki; sanki başka bir hayatta orada yaşamışım gibi. Yolda yürürken şarkı söyleyen, dans eden insanları görmek kalbime dokundu. Flamenko’yu yerinde izlemekse, minik Öykü’ye verdiğim en güzel hediyelerden biriydi. Sanırım Sevilya, her zaman benim ruhumun güvenli alanı olacak.

Yolculuğum Malaga ile devam etti. Nihayet yaz-deniz-güneş üçlüsüne kavuşmuştum.

İspanya 'nın gerçekten bir büyüsü var...

Ve sonra Lizbon.

Lizbon’a yalnız gittim. Düşünün, bir zamanlar tek başına kahve içmeye bile çekinen bendim; şimdi tek başına dünyayı gezmeye cesaret eden biri oldum. Ne kadar özel bir his olduğunu keşke size anlatabilsem... Lizbon’da çok güzel insanlarla tanıştım, birlikte şehri keşfettik, festivale katıldık. Şehrin en canlı, en coşkulu zamanlarından birindeydim. Son günümde okyanusta yüzmeye gittim... Hayatımda ilk defa okyanusta yüzmek... İnanılmazdı.

Oradan Varşova.

Polonya zaten Cadca’ya çok yakın, sık sık gidiyoruz. Ama başkentte olmak her zaman başka bir tat. Yine de, İspanya ve Portekiz’in sıcaklığından sonra Polonya’nın buz gibi havası beni
kendime getirdi. Belki de başka türlü Endülüs büyüsünden çıkamayacaktım...


Tatilin hemen ardından, bu kez ortaklarından biri olduğumuz IN & OUT eğitimine katılmak üzere yola çıktım. Yine Ladonhora’daydık. O yer... Her seferinde beni yeniden büyülüyor. Doğanın tam ortasında, geyiklerin arasında, sabah yogası, yüzme, yıldızların altında geçen geceler... 14 farklı ülkeden 40 kişiyle birlikteydik. Tanıştığım insanlar, kurduğum dostluklar, yaptığımız sohbetler… O bir hafta, hayatımda çok özel yerlere dokundu. Uzun zaman sonra yeniden, gerçekten zor bir veda ettim. Ama biliyordum, oradaki güzel insanlar artık hayatımın en kıymetli köşesinde bir yer edindiler.

Bu bir haftalık projenin ardından, sayısız anı, tecrübe ve ilhamla Keric 'e geri döndüm. Ama sadece bir gün evimde uyudum. Ertesi gün, bu kez kendi liderliğini yaptığım Youth Exchange projemiz için yeniden Ladonhora’ya doğru yola çıktım. Boşuna dememiştim: Çılgın bir aydı!

Bu sefer hedefimiz, 15-20 yaş arası 5 farklı ülkeden gelen gençlerle kendi uzmanlığımda bir eğitim kampı gerçekleştirmekti. Ekip arkadaşlarımla birlikte harika etkinlikler hazırladık. Çocuklarla çalışmak, yetişkinlerle çalışmaktan farklı. Bazen zorlandık, bazen ne yapacağımızı bilemedik ama süreç harika geçti. 

Eğitim sonrası çocuklar gülerek, öğrendikleriyle döndü. Grup liderleri ise bizim çok profesyonel bir ekip olduğumuzu ve çok keyifli bir kamp geçirdiklerini söyledi. Oysa ki biz, bu işi ilk kez yapan üç kişiydik. Bu proje benim için çok özeldi. Çünkü tüm ortaklarla birebir kişisel bağlantım vardı. Her birini farklı bir projede, eğitimde, gezi ya da etkinlikte tanımıştım. Böyle kurulan bağların ve arkadaşlıkların bir araya gelmesi... Gerçekten çok kıymetli. İki dolu dolu haftanın ardından Ladonhora’ya veda etme zamanı geldi.

Ama tabii ki hikâyem burada bitmedi.

Sırada yaz kampı vardı. Bu kez yaş grubumuz 8-12 yaş çocuklardı. Yavaş yavaş yorulduğumu fark etmeye başlamıştım ama son bir güçle kampta grup liderliği yaptım. Bu kamp, bir “günlük kamp”tı. Çocuklar sabah 8’den öğleden sonra 4’e kadar, 5 gün boyunca bizimleydi. Kamptan nasıl ilerleyeceğimiz konusunda endişelerim olsa da ; bir gün geziye çıktık, bir gün hiking yaptık, bir gün havuza gittik… Ve her gün öyle güzel etkinlikler gerçekleştirdik ki, çocukların yerine geçip onların yerine eğlenmek istedim.

Üç hafta boyunca, arka arkaya farklı gruplarla çalışmak tarifsiz bir deneyimdi.

Ve şimdi artık yavaş yavaş projemin sonlarına geldiğimi hissediyorum.

Bu vedanın hiç kolay olmayacağını biliyorum...

Ama her “hoşçakal”, içinde bir “merhaba” saklar.

Önümüzdeki ay görüşmek üzere...

Naile Öykü MUSLU

Litvanya da İlk Ayım


Merhaba! Ben Hüseyin, 25 yaşındayım ve yeni mezun oldum. İşe başlamadan önce hem gönüllülüğü deneyimlemek hem de vizyonumu genişletmek istiyordum. IYACA vesile oldu ve 6 aylığına ESC+ ile Litvanya’ya geldim.

Daha ikinci günümde büyük bir etkinliğe katıldım: White Party! 

Gelir gelmez partiyi dekore ederek başladık :) Daha çok onlara yardım ettik.Her şey tamamen beyaz konseptliydi; dekorasyonlardan süslemelere kadar. Hep birlikte dans ettik, ben de yeni danslar öğrendim. Ayrıca Litvanya kültürüne ait yemekler tattım. Gerçekten çok keyifliydi.


Yaklaşık bir hafta sonra Econext Projesi düzenlendi. Türkiye’den, İspanya’dan, Romanya’dan  gençler buraya geldi. Biz onların temel ihtiyaçlarına yardımcı olduk, aynı zamanda etkinliklere de birlikte katıldık. Özellikle kültürel geceler çok güzeldi: herkes kendi ülkesinin yemeklerini, danslarını ve geleneklerini tanıttı. Bu sayede farklı kültürleri yakından görme şansı buldum.

Boş zamanlarımda ise seyahat etmeyi tercih ettim. Litvanya’ya yakın olduğu için Letonya’nın başkenti Riga ve Estonya’nın başkenti Tallinn’i ziyaret ettim.

📍 Riga

Orta Çağ’dan kalma büyüleyici sokaklarıyla tam bir açık hava müzesi gibiydi. Renkli binaları, daracık taş sokakları ve ünlü Özgürlük Anıtı gerçekten çok etkileyiciydi.

📍 Tallinn

Tallinn ise masalsı bir şehir gibi. Eski şehir bölgesi UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde ve tam anlamıyla Orta Çağ ruhunu yaşatıyor. Katedraller, surlar, kuleler… Hepsi çok etkileyiciydi. Benim için inanç önemli olduğu için büyük katedralleri görmek ayrıca çok anlamlı bir deneyimdi.

Kısacası, hem gönüllülük çalışmaları hem de gezilerimle çok güzel deneyimler kazandım. Bu süreç bana çok şey katmaya devam ediyor…

Sunday, 1 June 2025

Kalpten Kalbe: Mayıs’ın İzleri ve Vedalarla Dolu Yolculuğum

 

Yaz, yavaş yavaş kendini hissettirmeye başladı ama Slovakya’da doğa hâlâ baharın tazeliğini yaşıyor. Bu ayın başından itibaren hayatımda şekillendirmek istediğim alanlara yöneldim: beslenme düzenim, egzersiz planım ve işimle ilgili sorumluluklarım… Kendime ve yaşamıma odaklandıkça burada geçirdiğim zamanın anlamı derinleşiyor.

Mayıs ayının ilk haftası, gönüllü olarak çalıştığım özel gereksinimli öğrencilerin yer aldığı bir merkezin düzenlediği Štruželka Yaz Kampı'na katıldım. Hayatım boyunca yaşadığım en özel, en eşsiz deneyimlerden biriydi bu kamp.






Hepimizin zaman zaman kendimizi yetersiz, çirkin ya da eksik hissettiği anlar olmuştur. Ya da bazı olaylar karşısında pes etmeyi düşündüğümüz zamanlar... Ancak Štruželka’da tanıdığım öğrencilerin her birinin farklı özel gereksinimleri vardı: Kimi yürüyemiyor, kimi göremiyor, kimi otizm tanısı almış... Ama onların hayata bakışı, yüzlerindeki gülümseme, her koşulda mutlu olabilmeleri, insanın kalbini görebilmeleri bana tarifsiz duygular yaşattı. Tüm engellere rağmen, kalpten kalbe bir bağ kurduk. Onlar benim kalbime, ben onlarınkine dokundum.





Kamptaki her anım duygusal açıdan yoğundu. Pek çok kez mutluluktan gözyaşlarımı tutamadım. Onlar, bugüne dek tanıdığım en özel insanlar ve hayatımın geri kalanında kalbimin en kıymetli köşesinde yer alacaklar. Kamp boyunca birçok etkinlik düzenledik; oyunlar oynadık, sanat terapisi ve ritim terapisi gibi oturumlar yaptık. Kalabalık bir ekiptik ama yalnızca üç kişi İngilizce biliyordu. Bu da benim için bol bol Slovakça duyduğum, bu kültürün ve dilin içine daha da girdiğim günlerdi. Kamptan döndüğümden beri basit Slovakça iletişimlerin içinde yer alabiliyor, söylenenlerin çoğunu anlayabiliyorum.


Bu ayın bir diğer önemli etkinliği ise DobroBeh (iyi niyet koşusu) oldu. Slovakya’da düzenlenen büyük bir koşu etkinliğine ev sahipliği yaptık. Hazırlık süreci oldukça stresli ve yoğun geçti ama etkinlik günü yüzlerce insanın ve çocuğun coşkusunu görmek her şeye değdi. Küçük yaş grupları da yetişkinler de büyük bir heyecanla koştu. Ben 3 kilometrelik parkurda koştum. Bu bile benim için oldukça fazlaydı. İnsanlar 21 kilometre nasıl koşuyor, hâlâ hayret ediyorum.




Bu yoğun etkinlik haftasının ardından kendime minik bir hediye verdim ve Malta'da kısa bir tatil yaptım. Normalde tek başına kahve içmeye bile pek istekli olmayan biri olarak, şimdi tek başıma dünyayı keşfediyorum. Her geçen gün kendime daha yakın, daha güçlü hissediyorum.

Malta büyüleyici bir ada ülkesi. Hava harikaydı. Güneşe uzun bir aradan sonra kavuşmak beni çok mutlu etti. Denize girdim, bol bol deniz ürünü yedim. Hatta Malta’nın geleneksel yemeklerinden biri olan salyangoz bile tattım! Yeni bir ülkenin havasını solumak, mutfağını keşfetmek, insanlarıyla sohbet etmek... Tüm bunlar hayata bakış açımı genişletiyor.




Malta’dan döndükten sonra koşu etkinliğimizi kutlamak için organizasyonumuzun menajerinin evinde bir araya geldik. Bahçede Slovakya’nın geleneksel yemeği olan gulaš pişirildi. DobroBeh’e katkı sağlayan herkes oradaydı. Gerçekten ait hissettiğim, güzel bir gündü.

Ertesi gün yeni bir team building etkinliği için tekrar buluştuk. Bu seferki rotamız Slovakya’nın sayısız mağaralarından birineydi. İçerisi sabit olarak 6 dereceymiş, biraz serin ama çok keyifli bir deneyimdi.



Kısa bir okul haftasının ardından bu kez pusulamı kuzeye çevirdim: İsveç ve Norveç. Yazı özlerken neden daha da soğuk bir yere gittim bilmiyorum ama iyi ki gitmişim!
İlk durağım Stockholm oldu. Burası gerçekten büyüleyici bir şehir; havası, insanı, mimarisi... Herkesin yüzü gülüyordu. Mutlu insanları görmek insanın içini de aydınlatıyor.
İkinci durağım ise Oslo idi. Oslo’da başıma birçok şey geldi: yanlış ayakkabı seçimim, navigasyon sürekli yanlış yere yönlendirmesi, havaalanının gece kapanması... Ama her şey birer deneyimdi. Yolda olmak beni iyileştiriyor. Kendimi daha olgun, daha güçlü ve hayattaki pek çok şeyle başa çıkabilecek biri gibi hissediyorum. Bu halimle gurur duyuyorum.





Ve bu ay bazı vedalar da yaşandı… Projemin bitmesine biraz daha zaman var ama burada çalıştığım okullarla vedalaşma zamanı gelmişti. Bu yıl boyunca Štruželka, Komenského, Čierne, Sveržovec olmak üzere 4 farklı okulda, 3 farklı İngilizce kursunda gönüllülük yaptım. Zaman gerçekten çok hızlı geçiyor. Nasıl sona geldik, inanamıyorum. Sanki daha dün gelmiştim.

Vedalaşırken öğrencilerimin kalplerine dokunduğumu hissettim. Hepsi bana hediyeler hazırlamış, resimler çizmiş, mektuplar yazmıştı. Gözyaşlarımı tutmakta zorlandım… Çikolatalar, mektuplar, kitaplar, resimler, çiçekler, oyuncaklar ve makyaj malzemeleri… Ama en güzel hediyem onların sevgisiydi.





Bir öğrencim bana şöyle bir mesaj gönderdi, sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Öğretmenim, sizinle tanıştığımdan beri kendime inanmaya başladım. Hep İspanyolca öğrenmek istiyordum ama hiçbir zaman yeni bir şeye başlamaya cesaret edemiyordum. Siz bana başarabileceğime dair inancı verdiniz. Teşekkür ederim.”


Bu sözler... İşte hayatımın anlamı bu.
Dokunduğumuz her kalp, bu dünyayı güzelleştirecek.

Bu ay gerçekten çok yoğun ve anlamlı geçti. Şimdi artık yaz geliyor. Güneşin hepimize iyi geleceğine inanıyorum.
Yazı heyecanla, kalbim açık bir şekilde bekliyorum.






Monday, 5 May 2025

Litvanya'da Bir Ay: Širvintos'taki Gönüllülük Maceram

Yaklaşık dört hafta önce çantalarımı topladım ve Litvanya'nın küçük ama sıcak bir kasabası olan Širvintos'a doğru yola çıktım. Amacım gönüllülük projelerine katkıda bulunmak ve yeni insanlarla ve kültürlerle tanışarak kendimi geliştirmekti. Bu satırları yazarken ne kadar doğru bir karar verdiğimi bir kez daha fark ediyorum.

İlk günlerde beni en çok şaşırtan şey hava koşullarındaki ani değişimlerdi. Sabah güneşli başlayan bir gün öğleden sonra aniden yağmurlu veya rüzgarlı olabiliyordu. Ama kısa sürede alıştım; sanırım bu bile bu yolculuğun bir parçasıydı.



Gönüllülük faaliyetleri oldukça çeşitliydi. Merkezimizin giriş duvarlarını boyadığımız bir resim projesi yaptık. Ortaya çıkan renkli ve enerjik duvarlar gelen herkesi gülümsetti. Ayrıca sporun birleştirici gücünü burada deneyimledik: voleybol maçları düzenledik ve bir süre hakemlik yaptım. Takımların heyecanı, rekabet ve sonundaki dostluk duygusu gerçekten güzeldi.

Bu süreçte Erasmus+ öğrencilerine ilk sunumumu yapma fırsatı buldum. Sunumdan önce biraz gergindim ama başladığım andan itibaren keyif almaya başladım. Katılımcıların ilgisi, geri bildirimleri ve sonrasındaki sohbetler beni çok motive etti. Sunumdan sonra bir de origami atölyesi düzenledim. Hep birlikte rengarenk kelebekler yaptık; o anların huzuru ve birlikte üretmenin verdiği mutluluk tarif edilemez ve deneyimlenemezdi.




Buradaki deneyimimin Paskalya dönemine denk gelmesi benim için büyük şanstı. Bu vesileyle yumurta boyadık ve Paskalya ağacı yaptık. Litvanya kültürünü daha yakından tanıma fırsatı buldum ve birlikte geçirdiğimiz bu özel anlar hafızama kazındı. Ayrıca Telsiai'deki bir diğer gönüllü merkezini de ziyaret ettik. Oradaki aktiviteleri gözlemlemek ve ilham almak benim için çok değerliydi. Özellikle merkezin atmosferi ve yapılan işlerden çok etkilendim. 









Son olarak merkezimizin önünde düzenlediğimiz pinata etkinliği hem biz yetişkinler hem de çocuklar için çok eğlenceliydi. Rengarenk, gürültülü ve kahkaha dolu bir gündü. Burada olmaktan mutluyum. Evet, bazen gençlerle uğraşmak yorucu olabiliyor, ancak onların enerjisi, yeni insanlarla tanışmak ve farklı kültürleri öğrenmek beni her seferinde tekrar motive ediyor.





Eğer gönüllü olmayı düşünüyorsanız, tereddüt etmeyin. Bu tür deneyimler yalnızca başkalarına yardım etme fırsatı sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda sizi dönüştürüyor. Kendinizi tanımanın, sınırlarınızı keşfetmenin ve konfor alanınızdan çıkmanın harika bir yolu.

Bu ay Litvanya'da olmak bana çok şey kazandırdı. Yolculuğun henüz başındayım ama şimdiden şunu söyleyebilirim: Geldiğime sevindim!









Saturday, 3 May 2025

Litvanya’da Geçen Bir Ayın Ardından: “Viso Gero” Derken

 


Merhaba, ben Büşra.
Size beni buraya, Litvanya’ya, bu gönüllülük sürecine getiren yoldan ve şimdiye dek yaşadığım deneyimlerden bahsetmek istiyorum.

Eğer yolunuz bu sayfaya düştüyse, içinizde bir şeyler kıpırdanmaya başlamış olabilir. Bende bu kıpırdanışın adı uzun zamandır merak. Başka olasılıklara, farklı ihtimallere, başka bir “ben”e, şimdiye kadar hiç deneyimlemediğim hallere, tanımadığım bir sokakta yürümeye, hiç koklamadığım bir çiçeği görmeye, daha önce tatmadığım bir yemeği yemeye duyulan bir merak…


Sofie’nin Dünyası kitabında çokça alıntılanan bir bölüm vardır. Yazar, evreni bembeyaz bir tavşan olarak hayal eder; biz insanlarıysa tavşanın tüylerinin arasında yaşayan, kımıl kımıl küçük varlıklar olarak… Filozoflar ise o tüylerin en ucuna, büyük sihirbazın gözlerinin içine bakabilmek için tırmananlardır. Belki burada filozof olmak gibi bir iddiamız yok ama merakımız ve cesaretimiz bizimle. Ve belki de bu yolculuk tam olarak bu güdünün, bu kıpırdanışın bir sonucu.






Benim içinse süreç şöyle gelişti:
Merak benim için yaşamsal bir şey. Eğer bir yerde merakım ve heyecanım körelmişse, bu bana bir tür “içsel donukluk”, hatta küçük bir ölüm gibi geliyor. Ve böyle anlarda ruhumun yeniden harekete geçmesi için “kalp masajına” ihtiyaç duyuyorum. İşte AGH, benim için tam da böyle bir yerde devreye girdi.

Ben bir sosyal hizmet uzmanıyım. Beş yıllık profesyonel deneyimim boyunca çok kıymetli işler yapma şansı yakaladım. Ama geçtiğimiz bir yıl, birçok açıdan zorluydu. Kendimi o sözünü ettiğim “heyecansızlık hali” içinde buldum. Ve bu hisle birlikte alternatif rotalara bakmaya başladım. AGH, 30’a iki kala, geç bir “gap year” için karşıma çıkan en anlamlı fırsatlardan biri oldu.  

Amacım biraz durmak, biraz dinlenmekti. Hızlı akıp giden hayatın içinde yavaşlamaya, sakinleşmeye ve kaybolmaya yüz tutan merakımı yeniden bulmaya ihtiyacım vardı. Bu kararı alırken elbette her şey belirsizdi; elimde sadece iyi dilekler ve umutlar vardı. Ama bugün, buraya gelişimin üstünden bir buçuk ay geçmişken, gönül rahatlığıyla “çok doğru bir karar vermişim” diyebiliyorum.


Şu anda Litvanya’nın başkenti Vilnius’tayım. İyisiyle kötüsüyle geçen bir buçuk ayın ardından şunu net olarak söyleyebilirim: Burası yavaşlamak, doğaya doymak, bol bol yürümek, şehrin içindeki ormanlarda kaybolmak ve göllerin huzurunu içinize çekmek için mükemmel bir yer. Ama eğer çok üşüyorsanız, “güneşsiz yapamam” diyorsanız, bir kez daha düşünmekte fayda var. Yine de buraya geldiğinizde bu sakinlik ve doğallık, size iyi gelmek için elinden geleni yapacaktır. Bundan neredeyse eminim.

Genel koşullar dışında, gönüllülük süreci benim için görece kolay ilerliyor. Çünkü yoğun bir iş temposundan çıktım ve bu geçiş benim için bir tür nefes alma alanı oldu. Ama burası sizin öğrencilik sonrası ilk çalışma deneyiminiz olacaksa, başlangıçta biraz zorlayıcı olabilir. Elbette çalıştığınız kurumun yapısı, ekip, hizmet verilen hedef grup gibi faktörler tüm deneyiminizi etkiler.






Ben şu an özel bir gündüz bakım evinde, anaokulu düzeyinde çocuklarla çalışıyorum. Türkiye’de de çocuklar ve gençlerle çalıştığım için bazı şeyler bana oldukça tanıdık. Ancak bu, özel gereksinimli çocuklarla ilk çalışmam. Dolayısıyla bu yönüyle yeni, keşif dolu ve zaman zaman zorlayıcı bir deneyim. Yine de tanıdık olan alanların sağladığı konfor bu zorlukları dengeleyebiliyor.

Tanıdık olan en kıymetli şey ise oyun. Oyun evrensel bir dil. Birbirimizi kelimelerle anlamasak bile birlikte oyun kurabiliyor, birlikte kahkahalar atabiliyoruz. Bu bana büyük bir keyif veriyor. Oyunun bir kez daha ne kadar güçlü bir iletişim biçimi olduğunu bu süreçte derinden hissettim.



Bu ay böyle geçti…
Her ay bu sürecin bir parçasını yazmayı planlıyorum. O yüzden bu yazı bir başlangıç.
Devamında daha fazla hikâye, gözlem ve içsel dönüşüm olacak.

Şimdilik hoşça kalın.
Merakınızın izini sürmekten, yeni olasılıklara açık olmaktan vazgeçmeyin. Kim bilir… Belki bir gün bir ormanda siz de kendi tavşan tüylerinize tutunur, yukarıya tırmanmaya başlarsınız.




Friday, 2 May 2025

Nisan: Yeni Rotalar, Yeni Yüzler, Yeni Duygular

 

Nisan ayı, iç içe geçmiş etkinliklerle, yeni yüzlerle ve unutulmaz anılarla dolu bir ay oldu. Ayın ilk günleri, katıldığımız organizasyonlar ve tanıştığımız sayısız insanla başladı. Kariyer fuarı, yerel etkinlikler ve Çekya’dan gelen bir organizasyonun bizi ziyaretiyle dopdolu bir başlangıç yaptık.

Bir diğer anlamlı deneyim ise Cadca’da gerçekleşen modern Birleşmiş Milletler simülasyonuydu. Mentorümle birlikte Türkiye’yi temsil ettik. Kendi ülkem adına böyle bir etkinliğe katılmak hem gurur verici hem de ilham doluydu. Yoğun geçen bu haftanın ardından ise uzun zamandır sabırsızlıkla beklediğim Easter tatili geldi çattı…


  




İlk durağım, hayalini kurduğum şehirlerden biri olan Danimarka’nın büyülü başkenti Kopenhag’dı. Uçağım oraya indiğinde gözüm ilk olarak çiçek açmış ağaçlara takıldı. Türkiye’de baharın gelişini müjdeleyen geleneklerden biri olan marteniçka bilekliğimi çıkarıp Kopenhag’da bir ağaca bağladım. Güzel bir dilek dilemeyi de ihmal etmedim. Şehir gerçekten büyüleyiciydi. İnsanlar mutluydu, herkes İngilizce biliyordu ve kendimi çok güvende, çok huzurlu hissettim. Botanik bahçelerinde dolaşırken, kelebek müzesinde büyülenirken, kendimi bir anda Tivoli Bahçeleri’nin sihirli atmosferinde buldum. Neredeyse tüm oyuncaklara bindik. İçimdeki çocuğun kahkahası hâlâ kulağımda.






Kopenhag’dan ayrılmak çok zordu ama yolculuk devam ediyordu. Sıradaki durağımız Polonya’nın incisi Gdansk’tı. Bu, Polonya’ya yaptığım ilk ziyaretti ve Gdansk gibi harika bir şehirle tanışmak büyük bir şanstı. Şehrin tarihi dokusu, renkli sokakları ve insanları beni büyüledi. Ancak en unutulmaz anımız, Baltık Denizi kıyısında yaşandı. Hava oldukça serindi ama ayaklarımızı denize sokarken içimizi saran özgürlük hissi her şeye bedeldi.

Tatilin son durağı ise Krakow oldu. Her köşesi tarih, sanat ve anlamla dolu bu şehir, ruhuma iyi geldi. Tatil boyunca her şehir bana farklı duygular, yeni bakış açıları ve ilhamlar kattı.



Slovakya’ya döndüğümde ise bambaşka, çok özel bir haberle karşılandım. Host annemin hamile olduğunu öğrendim. Bu haber beni tarifsiz bir şekilde heyecanlandırdı ve mutlu etti. Bu güzel gelişmeyi kutlamak için birlikte doğa yürüyüşüne çıktık. Host kardeşlerimle yeniden zaman geçirmek çok iyi geldi; onları gerçekten özlemişim.


Nisan, bir yolculuktan diğerine savrulduğum, her anında yeni bir şey öğrendiğim, bazen yorulduğum ama en çok da ruhumu doyurduğum bir ay oldu. Her adımda içimde büyüyen minnet duygusu, yaşadığım her şeyin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlattı.






Sunday, 30 March 2025

Martın İçinden: Kavuşmalar, Veda ve Yeni Başlangıçlar

 

Şubat’ın son günlerinden mart ayının ilk ışıklarına uzanan o hafta, kalbimde uzun zamandır hissetmediğim bir sıcaklık vardı. Tam altı ay sonra, Türkiye’ye, sevdiklerime, evime geri dönüyordum. Uzun, gerçekten çok uzun bir yolculuktu: Cadca’dan Bratislava’ya, oradan Dalaman’a ve sonunda İzmir’e… Ama uçağın kapısı açıldığında burnuma gelen hava, gözümün önüne düşen Türkçe tabelalar ve insanların ana dilimde konuşmaları, tüm o yorgunluğu unutturdu. Duygulandım. Çok.

İzmir… Sen ne güzel bir şehirsin. Seni, sokaklarını, sahilini, kalabalığını, simitçini, dolmuş şoförünün sesini, kordonun rüzgarını, hepsini çok özlemişim. Ama en çok da ailemi… Sarıldım, doya doya sarıldım. O an zaman dursun istedim.





Bu ziyaretin benim için özel bir yanı daha vardı: Oda arkadaşım Nina da benimle birlikte İzmir’e geldi. Noel zamanı ben Berlin’de onun ailesini tanımıştım; şimdi sıra bendeydi. Ailemle tanıştı, birlikte kahvaltıya gittik, macera parkında çocuklar gibi eğlendik, İzmir’in renklerini birlikte keşfettik. Dil farklıydı ama gönül dili aynıydı. Ailem ve Nina arasındaki o bağ, sessizliklerdeki gülümseyişlerde gizliydi. Onlarla birlikteyken içimde bir minnettarlık duygusu büyüdü. Hayat bana bu kıymetli anları sunduğu için.

Eski dostlarla da bir araya geldim. Uzun sohbetler, özlemle yapılan sarılmalar, “ne çabuk geçmiş zaman” cümleleri… Bu kavuşmalar bana ne kadar değerli bir çevrem olduğunu bir kez daha hatırlattı.




Mart ayı sadece özlemlerin giderildiği bir ay değildi; aynı zamanda yeni başlangıçların da ayıydı. Aramıza yeni katılan gönüllümüz Dalya, enerjisiyle evimize yepyeni bir soluk getirdi. Mısırlı ama mükemmel Türkçe konuşuyor. Yabancı birinin anadilimde konuşması başta şaşırtıcıydı, sonra kalbime dokunan bir sıcaklığa dönüştü. Dilin bir insanı ne kadar yakınlaştırabileceğini bir kez daha gördüm onunla.

Ayın en keyifli etkinliklerinden biri de ekipçe gittiğimiz spa günüydü. Slovakların “Türk spası” dediği açık hava termalinde, sıcak suya girerken üzerimize kar yağıyordu. Bu zıtlığın verdiği huzur, bedenimi olduğu kadar ruhumu da dinlendirdi.












Bir diğer anlamlı deneyimim ise KERIC’in ortağı olduğu KA2 projesine katılmak oldu. "MIND" adlı bu proje mesleki olarak beni fazlasıyla etkiledi. Hem sunum yaparak hem de diğer ortaklardan yeni bilgiler öğrenerek, kendimi geliştirdiğimi hissettim. Psikolojik danışmanlık alanında farklı ülkelerden gelen yaklaşımları dinlemek, bana yepyeni bir perspektif kazandırdı.

Martın sonuna doğru içime biraz hüzün çöktü. Yakın arkadaşım Hilal’in Brno’daki gönüllülük projesi sona erdi. Onun için bir veda partisi organize ettik. Nina’yla birlikte Brno’ya gidip bahçede küçük bir barbekü yaptık. Kahkahalar eşliğinde geçen bu gün, içten içe bir vedanın ağırlığını taşıyordu. Hilal, burada geçirdiğim sürede en büyük destekçilerimden biri olmuştu. Onun gidişi içimde bir boşluk bıraktı ama biliyorum, kendi yolunda harika adımlar atacak.

Mart, kavuşmalarla, tanışmalarla, vedalarla geçti. Kalbimi biraz ısıttı, biraz burktu. Ama her anıyla gerçek, her anıyla değerliydi.