Sunday, 15 March 2026

Slovakya’da İlk Beş Ayım: Yeni Bir Hayata Atılan İlk Adım


Hayat bazen insanı hiç beklemediği yerlere götürüyor. Slovakya’ya gelmeye karar verdiğimde bunun benim için nasıl bir deneyim olacağını tam olarak bilmiyordum. Bildiğim tek şey, yeni bir ülkeye gideceğim, gönüllülük yapacağım ve alıştığım hayatın değişeceğiydi. Şimdi Slovakya’daki ilk beş ayımı düşündüğümde, bunun sadece başka bir ülkede yaşamak değil, aynı zamanda kendimi yeniden keşfetmek olduğunu fark ediyorum.

Slovakya’ya ilk geldiğim günlerde her şey çok yeniydi. Yeni bir şehir, bilmediğim bir dil ve tanımadığım insanlar… Ama adaptasyon sürecimde bana en çok yardımcı olan şey Slovak bir host aileyle kalmış olmamdı. Onların evinde kaldığım ilk günler, bu yeni hayata alışmamı çok kolaylaştırdı.

Host ailem beni gerçekten ailelerinin bir parçası gibi karşıladı. Akşamları bazen birlikte yemek yiyor, bazen de çocuklarıyla masa oyunları oynuyorduk. Çocuklarıyla oynadığımız oyunlar, küçük sohbetler ve birlikte geçirilen zamanlar bana Slovak kültürünü en doğal haliyle görme fırsatı verdi.

Zamanla sadece evlerinde kalan bir misafir değil, onların hayatının küçük bir parçası gibi hissetmeye başladım. Beni özel günlerde de evlerine davet ettiler. Evimden uzakta olsam da o günlerde kendimi yalnız hissetmedim.

Slovakya’daki hayatımın bir diğer önemli parçası ise birlikte yaşadığım uluslararası evdi. Toplam dokuz kişi aynı evde yaşıyorduk ve bu ev adeta küçük bir dünya gibiydi. Ev arkadaşlarım farklı ülkelerden geliyordu: iki Fransız, iki Türk, bir İtalyan, bir Mısırlı, bir Romanyalı, bir Azerbaycanlı ve bir İspanyol. Hepimizin kültürü, alışkanlıkları ve hikâyeleri farklıydı ama zamanla ortak bir hayat kurmayı öğrendik.

Evimizin en özel yerlerinden biri mutfaktı. Özellikle mutfaktaki kırmızı koltuk bizim için adeta bir buluşma noktasıydı. Çoğu akşam orada oturup saatlerce sohbet ederdik. Bazen gün içinde yaşadıklarımızı anlatır, bazen ülkelerimiz hakkında konuşur, bazen de hiçbir şey yapmadan sadece birlikte vakit geçirirdik. O koltukta geçen sohbetler Slovakya’daki en güzel anılarımdan oldu.

Bazen sohbetler o kadar uzardı ki zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık. Bir bakmışız gece olmuş ama hâlâ mutfakta oturuyoruz. Böyle anlarda dünyanın aslında ne kadar küçük olduğunu hissediyordum.

Evde en sevdiğimiz etkinliklerden biri de international dinner düzenlemekti. Herkes kendi ülkesinden bir yemek yapar ve birlikte paylaşırdık. O akşamlarda mutfak adeta küçük bir kaos alanına dönüşürdü. Fransız yemekleri, Türk yemekleri, İtalyan makarnaları, farklı tatlar ve kokular… Sadece yemek değil, aynı zamanda kültürler de paylaşılıyordu.

Bu akşamlar sayesinde sadece yemekleri değil, birbirimizin hikâyelerini de öğrendik. Herkes kendi ülkesinden anılar anlatıyor, bazen çocukluk hikâyeleri paylaşıyor, bazen de ülkelerimiz arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları konuşuyorduk. Bu sohbetler bana farklı kültürleri çok daha yakından tanıma fırsatı verdi.

Slovakya’daki gönüllülük sürecim ise bu deneyimin en önemli parçalarından biri oldu. Burada İngilizce öğretmeni olarak farklı okullarda çalışıyorum ve bu süreç bana çok farklı deneyimler kazandırdı. Üç farklı okuldan sorumluyum: bir lise, bir ortaokul ve bir ilkokul.


Her okulun atmosferi ve öğrencileri birbirinden çok farklı. Lisede öğrencilerle daha çok sohbet edebildiğimiz, fikir paylaşabildiğimiz dersler yapıyoruz. Bazen kültür hakkında konuşuyoruz, bazen İngilizceyi günlük hayatta nasıl kullanabileceklerini tartışıyoruz.

Ortaokuldaki dersler ise çok daha hareketli geçiyor. Oyunlar, küçük yarışmalar ve interaktif aktivitelerle İngilizce öğrenmeye çalışıyoruz. İlkokul öğrencileriyle çalışmak ise bambaşka bir deneyim. Onların enerjisi gerçekten sınırsız. Şarkılar, oyunlar ve basit aktivitelerle

İngilizceyi eğlenceli hale getirmeye çalışıyoruz. Zamanla öğrencilerle aramda çok güzel bağlar oluştu. İlk başta birbirimize biraz çekingen yaklaşsak da zamanla birbirimizi tanımaya başladık. Koridorda beni gördüklerinde selam vermeleri, bazen gelip küçük bir şey anlatmaları ya da derste birlikte gülmemiz benim için çok değerli anlar.

Okullar dışında Keric’te de üç farklı İngilizce grubuyla çalışıyorum. Bu gruplar farklı yaşlardan ve seviyelerden insanlardan oluşuyor. Bu da her dersin tamamen farklı geçmesini sağlıyor. Bazen konuşma pratiği yapıyoruz, bazen oyunlar oynuyoruz, bazen de sadece sohbet ederek İngilizcelerini geliştirmeye çalışıyoruz.

Bunun yanında yetişkinlere Türkçe dersi vermeye de başladım. Slovakya’da Türkçe öğrenmek isteyen bir kitle olduğunu öğrenince çok şaşırmıştım, bizim dizilerimiz burada çok popüler. İnsanlar dizilerimizden dolayı kültürümüze, dilimize ve yemeklerimize karşı çok ilgililer. İnsanlara kendi dilimi öğretmek ve onların Türkçe öğrenmeye çalıştığını görmek benim için çok özel bir deneyim. Türkçe derslerinde sadece dili değil, aynı zamanda Türk kültürünü de paylaşıyoruz.

Slovakya’daki bu ilk beş ay bana çok şey öğretti. Yeni bir ülkeye alışmanın zaman aldığını, farklı kültürlerden insanların bir araya geldiğinde ne kadar güzel dostluklar kurabildiğini, yabancı bir ülkede kendi aileni oluşturabileceğini ve küçük anların aslında en değerli anılar olduğunu fark ettim.

Ve sanırım Slovakya’daki bu yolculuğun en güzel tarafı tam olarak bu: dünyanın farklı köşelerinden gelen insanlarla aynı masada oturup, aynı kahkahayı paylaşabilmek.

Sunday, 1 February 2026

Macaristan'da İlk Ayım (Hayat şaşırtır hep Zaten :)

 Merhabalar herkese,

Bu benim ilk blog yazım o yüzden heyecanlıyım. Umarım okurken benimle aynı heyecanı hissedersiniz. Hayat bazen hiç beklemediğin anlar hiç beklemediğin güzel gelişmelerin yaşanmasına neden olur. Benim için o güzel gelişme Macaristan ESC serüvenimin başlamasıydı. Tam da ben ne yapıyorum, ne yapacağım diye hayatımla ilgili düşünürken kendimi Macaristan serüvenimin içerisinde buldum. 

Bir ay önce 30 kilo bavulumla buraya gelirken yolda sinirlenip, bu kadar eşyaya gerek var mıydı, diye söyleniyordum. Evet haklıymışım ve şunu fark ettim buradan ayrılacağım zaman o bavullara bile sığmayacak güzel anılar biriktireceğime çok eminim. İlk ayım da bile farklı deneyimlerin içinde kendimi buldum. İlk günlerde her şey yabancıydı. Sokak tabelaları, insanların konuşma şekli, marketteki ürünler… Hatta bazen basit bir Wi-Fi bağlantısı bile küçük bir maceraya dönüşebiliyordu. 

Burada her hafta düzenli olarak anaokuluna ve hafta da birgün de huzur evine müzik terapisine gidiyorum. Burada şunu anladım aslında o çocuklarla birbirimizi anlamasak da (çünkü hiç biri ingilizce bilmiyor ve ben de macarca konuşamıyorum) aramızda çok güzel bir bağ oluşmaya başladı. Aynı şekilde bunu huzur evinde de bunu hissettim. Beraber vakit geçirmek, küçük aktiviteler yapmak, müzik açmak, sohbet etmeye çalışmak… Bazen sadece yanlarında oturmak bile yetiyor. Dil her zaman gerekmiyor. Göz teması, bir gülümseme, elini tutmak… 

Bu ay her ay da devam edeceğim gibi youth clubda da görev aldım. Görevlerimden birisi de youth clubda aktive planlamak. Bu ay yaptığımız aktivitelerden birisi board game günüydü. Genç yaşlı demeden youth club da akıl zeka oyunları oynadık. Gençlerden çok daha ileri yaştaki bireylere karşı yenildim :D ve hayatımda ilk defa donmuş gölün üzerinde yürüdüm benim için çok ilginçti acaba kırılır da suyun içine düşer miyim korkusu komik ama eğlenceliydi. Yazımı sonlandırırken biraz öğrendiklerimden bahsetmek istiyorum. 

Yurt dışında olmak bana bağımsızlığı da öğretiyor. Kendi planlarını yapmak, kendi sorumluluğunu almak, bazen tek başına kalmak, kendi kararlarını vermek, tren biletlerini almak, rotanı çizmek…

Bu bir ay bana sadece yeni bir ülke göstermedi; bana kendimi farklı bir versiyonumla tanıştırdı.

Litvanya da İlk 6 Ayım

Eylül ayıyla birlikte gönüllülük sorumluluklarımı çok daha iyi kavradım. Elimden gelenin en iyisini yapmaya, birlikte vakit geçirdiğimiz gençlere bir şeyler katmaya; öğrenmeye ve eğlenmeye daha fazla özen gösterdim. Motivasyonum artarak devam etti.

Zamanla gönüllülük sorumluluklarımı daha iyi öğrendim. Elimden gelenin en iyisini yapmaya, birlikte vakit geçirdiğimiz gençlere bir şeyler katmaya; öğrenmeye ve eğlenmeye gayret gösterdim. Hâlâ da aynı motivasyonla devam ediyorum.

Gençlik merkezinde ve şu an bulunduğum bu küçük şehirde neredeyse herkes beni tanıyor. İnsanlarla kurduğum iyi ilişkiler beni çok mutlu ediyor. Her gün birlikte vakit geçirdiğimiz, oyunlar oynadığımız gençler var ve onlar artık hayatımda önemli bir yer kaplıyor. Neredeyse her gün çeşitli etkinlikler ve oyunlar düzenliyoruz. Ayrıca hemen hemen her hafta hat sanatı atölyesi yapıyor, öğrenmek isteyenlere ders veriyorum.


Bu süreçte birkaç kez okullara giderek İngilizce derslerinde sunumlar yaptım. Kendi ülkemin kültürünü çocuklara ve gençlere tanıtma fırsatı buldum. Geleneksel yemeklerimizden basit Türkçe kelimelere, ayran yapmaktan halay çekmeye kadar pek çok şeyi öğrendiler ve çok sevdiler. Aldığım pozitif geri dönüşler beni daha da motive etti; bu da yaptığım işten aldığım keyfi artırdı.

Tabii bu süreçte gezmeyi de ihmal etmedim. :) Şu ana kadar 10’dan fazla ülke gezdim. Gittiğim her yerde farklı insanlarla tanışıyor, çok şey görüyor ve öğreniyorum. Buraya geldiğimden beri onlarca yabancı arkadaş edindim; bu gerçekten muhteşem bir his. Bu insanlarla vakit geçirdikçe dilim ve özgüvenim de gözle görülür şekilde gelişti.


Yaklaşık 6 aydır buradayım. Düzenlediğimiz tüm etkinlikleri tek tek yazmaya kalksam sabah olur; ama şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki burada geçirdiğim her günden keyif alıyor, öğreniyor ve gelişiyorum.

Eğer gönüllü olmayı düşünüyorsanız, tereddüt etmeyin. Bu tür deneyimler sadece başkalarına yardım etmekle kalmıyor; aynı zamanda sizi de geliştiriyor. Çok şey öğreniyor, çok farklı hayatlar görüyor ve hayata bakış açınızın değiştiğini fark ediyorsunuz. Önümde bir 6 ay daha var; umarım en az bu geçen 6 ay kadar güzel geçer.

 

Akın Yılmaz Daşgın, 23